HomeTürkçe HaberlerGündemDava’dan Veba’ya Bilgi’nin üç günü

Dava’dan Veba’ya Bilgi’nin üç günü

Published on

spot_img

Dr. Güventürk Görgülü – Gazeteci-Öğretim Görevlisi 

Kendi başımdan geçen olayları yazma konusunda çok istekli değilimdir. Haber yazmaya başlayan öğrencilere hep tavsiye ettiğim gibi, olayları ve olguları daha çok nesnel bir dille aktarmayı severim. Yazdığım konudaki duygusal yükler beni biraz rahatsız eder. Aslında genel olarak yazıya fazla duygu karıştırmayı sevmem. Bu işi biraz edebiyata yatkın olup duygularını iyi aktarabilenlere bırakmayı tercih ederim. Ama bu kez içinde yaşadığım bir olayı sıcağı sıcağına yazmak zorunda kaldım. O nedenle en baştan söyleyeyim, bu yazıda duygusal olarak bir taraftayım. Ama yine de olup biteni mümkün olduğunca serinkanlı anlatmaya çalışacağım… 

Saatler 21 Mayıs Perşembe geceyarısını biraz geçip 22 Mayıs Cuma gününün ilk dakikalarını gösterirken, pek çok kişi gibi benim telefonum da ardı ardına gelen mesaj bildirimleriyle titremeye başladı. Herkes aynı Resmî Gazete sayfasındaki iki cümlelik kararı anlamlandırmaya çalışıyordu. Pek çok mesajlaşma grubunda aynı sorular dönüp duruyordu: “Şaka mı bu?”, “Trolleniyor muyuz?” 

İlk anda gerçekten anlamak kolay değildi. Tek cümlelik bir kararla 20 binden fazla öğrenci, bine yakın çalışanla aileleri ve 100 bine yakın Bilgi mezunu kendini bir anda Kafka’nın “Dava”sındaki Josef K. gibi, nedenini tam bilmediği bir suçtan dolayı cezalandırılmış halde bulmuştu. Üstelik ortada bir dava bile yoktu. Savunma yoktu, açıklama yoktu, doğrudan ceza vardı.İlk gün yazan ve arayan arkadaşlarıma “Bu kadar haksızlığın yaşandığı yerde bunun bir gün bizi de bulması normal” diye cevap veriyordum. Yaşadığımız gün, biz yaş almışlar için aslında uzun süredir endişeyle beklenen bir gündü. Öğrencilerin çoğunluğu için ise haksızlık ve hukuksuzluk hep başkalarının başına gelen bir şey gibi görünürken, bir gece ansızın kapıyı çalıvermişti. 

Ertesi sabah kampüsteki öğrencilerin yüzünde işte bu şaşkınlık okunuyordu. Bahçede, “Ne olacak şimdi?”, “Niye böyle bir şey oldu?”, “Diplomamız ne olacak?”, “Mimar Sinan’a mı geçeceğiz?”, “Okul gerçekten kapandı mı?” gibi cevabı hocalardan beklenen ama asla cevaplanamayacak sorular dolaşıyordu. Herkes Kafka romanındaki duvarlar arasında gerçeği bulmaya çalışıyor, çabaladıkça sistemin sürekli yön değiştiren labirentlerinde daha fazla kayboluyordu. 

Geceyarısı yayınlanan kapatma kararına karşı en hızlı tepki elbette daha örgütlü öğrencilerden gelmişti. Kararın üzerinden bir buçuk saat bile geçmeden Bilgili Susmuyor Platformu ile Bilgi Öğrenci Dayanışması saat 14.00 için “Üniversitemize sahip çıkıyoruz” başlığıyla ortak çağrı yapmıştı. Sabahki şaşkınlığı üzerlerinden atmış çok sayıda öğrenci tam saatinde bahçede hatırı sayılır bir kalabalık oluşturdu. Kampüsü kateden topluluk, tarihi kapıda polislerden, ailelerden ve gazetecilerden oluşan kalabalığın önünde üniversitelenin tekrar açılmasını talep ediyrdu. Geçen yıl 19 Mart sürecinde benzer eylemlerin içinde yer almış daha deneyimli öğrencilerle, ilk kez kendisi için yüksek sesle bir şey talep eden öğrenciler birarada, birbirlerinden öğrenerek haklarını arıyorlardı. 

Tabii bu arada, çalıştıkları yayınlara görüntü geçmeye çalışan, içeriye alınmayan gazeteciler için video ve fotoğraf çeken çok sayıda öğrenci, tarihi kapıdan Müze’nin yangın merdivenlerine uzanan kalabalığın çevresinde en iyi açıyı yakalamaya çalışıyordu. Sosyal medyada yüksek takipçiye sahip öğrenciler ise yayına çoktan geçmiş, kampüsteki tepki birkaç saat içinde ülkenin dört bir yanına ulaşmıştı. 

Diğer tarafta, daha Resmî Gazete’nin mürekkebi kurumadan okulun helvasını kavuranlar, kampüslerin kapısından geçmediği halde binbir türlü yakıştırmayla “iyi oldu” diyenler, öğrencilerin niteliğinden dem vurup Mimar Sinan mezunu olacakları için sevinmeleri gerektiğini söyleyenler, okulun “Sorosçuluğundan” girip masonluğundan çıkanlar, sosyal medyada kaydır kaydır geliyordu. 2019-2025 arasında okulun yönetimini elinde bulunduran Can Holding’in Bilgi aracılığıyla para akladığı iddiasına kadar uzanan binbir türlü tezvirat anında dolaşıma girmişti. 

Elbette ne ben ne de benim gibi sıradan çalışanlar Can Holding’in para hareketlerini bilebiliriz. Ayrıca koskoca üniversiteyi bu insanlara satanlar da biz değiliz! Ancak yılda en az bir kez, bazen iki kez YÖK’ün mali, idari ve akademik denetiminden geçen, YÖK’ün her uyarısını çoğu zaman bir üst sınırdan uyguladığı için zaman zaman akademik kadro tarafından bile eleştirilen bir kurumda böyle bir para hareketi varsa, bunun şimdiye kadar raporlara yansımış, gazetelerde günlerce tefrika edilmiş olması beklenirdi. 

Kaldı ki böyle bir iddianın Bilgi’nin akademik kadrosuyla, idari çalışanlarıyla ya da öğrencileriyle ilgisi yokken; bunu yaptığı söylenen kişiler hakkında çoktan davalar açılmış ve şirketleri TMSF’ye devredilmişken, cezanın öğrencilere ve çalışanlara kesilmesi zaten açıklama gerektiren bir durum o da ayrı! 

Neyse, herkesin malümu olan konuları bir kenara bırakıp tekrar öğrencilere dönelim. İlk günün sabahında havada uçuşan sorular, aynı günün akşamı artık yerini bir cevaba bırakmıştı. Bu cevap, biraraya gelmenin verdiği güçle ortaya çıkan kocaman bir “Hayır”dı. İkinci gün, yani 23 Mayıs cumartesi, kampüsün her yanı öğrenciler, mezunlar ve aileleriyle doluydu. Bahçedeki forumlar, Öğretmen Sendikası’nın çağrısıyla Baro’dan gelen avukatlarının düzenlediği toplantılar dolup taşmıştı. Akşümüstü, çorba dağıtımından sonra Müzik Bölümü öğrencilerinin Rektörlüğün hemen önünde kurduğu sahnede başlayan jam session’dan yükselen sesler, direnişin artık yerleşmeye başladığını gösteriyordu. 

Kısaca özetlemek gerekirse, Kafka’nın Dava’sıyla başlayan hikaye, ertesi gün Camus’nün Veba’sına dönüşmüştü. Üçüncü gün kampüs ablukasını kaldırmaya çalışan genç erkek ve kadınların gözünde artık ”yarın ne olacağım” kaygısı değil, şimdi ve burada olmanın, mücadele etmenin ve bu insani görevi birlikte yerine getirmenin pırıltısı görülüyordu. Korku, yerini mücadele azmine ve birlikteliğin güvenine bırakmıştı. Moda deyimle bu “motivasyon” elbette bir anda ortaya çıkmadı. Kampüste sabahlayan, kapıda bekleyen, forumlara katılan, birbirine yiyecek ve su ulaştırmaya çalışan öğrencilerin ortak emeğiyle damla damla yayıldı. 

Çok farklı arka planlardan gelen gençler, üç gün boyunca içlerinde patlayan isyanı büyük ölçüde doğru yönetmeyi bildiler. Zaman zaman farklı siyasi gruplar arasındaki görüş ayrılıkları gerilim yarattı ama bu ayrılıklar, gençlerin birlikte hareket etmesini engellemedi. Arada hatalar olsa da enerjilerini ve eylemlerini ortak bir noktaya yönlendirdiklerinde sonuç alabildiklerini gördüler. 25 Mayıs Pazartesi günü yapılan basın açıklamalarından sonra başka üniversitelerden desteğe gelen öğrencilerin kampüse alınmaması gibi ayrıştırıcı yöntemler denense de, o birlikteliğin çözülmesi çok mümkün olmadı. Böylece gençler, görüş farklarına rağmen birlikte davranıp sonuç alabileceklerini hem deneyimlemiş hem de -özellikle de abileri için- örneklemiş oldu. 

Bilgi’nin hamuru, Türkiye’de benzeri olmayan özgürlükçü bir akademik ortam yaratma hayaliyle biraraya gelen bir akademisyen grubu tarafından yoğuruldu. Bu hayal çeşitli nedenlerle yok kazalarına uğrasa da buranın emekçileri ve öğrencileri tarafından her daim yaşatılmaya çalışıldı ve bugüne kadar kısmen de olsa yaşatıldı. Bir hocamızın deyimiyle, herkesin farklı olduğu ama kimsenin öteki olmadığı, kendine has kültürü, hâlâ pek çok genç için bir çekim noktası olmaya devam ediyor. 

40 yıla yaklaşan çalışma hayatımın yarısının geçtiği bu okulda haksızlığa uğramış, sendikalaşma mücadelesi sırasında veya sonrasında işini kaybetmiş akademik ve idari kadrodan pek çok arkadaşımızın eski hesapları bir kenara bırakıp yanımıza koşmasının en büyük nedeni de yaşatılmaya çalışılan bu kültür aslında. Bilgi’nin başına bundan sonra ne gelir, bunu bugünden bilmek zor. Ama o üç gün boyunca canlanan ruhun kolayca kaybolmayacağını düşünüyorum. Belki hep görünür olmayacak. Belki bazen geri çekilecek, sessizleşecek. Ama bir yerlerde dolaşmaya devam edecek. Gerektiğinde de birilerinin karşısına ansızın çıkacak. Zira eskilerin dediği gibi, her damla içinde bir derya saklar. Damlalar birleşir, yolunu bulur yine deryaya akar. 

Kaynak: BirGün

Latest articles

2026 Dünya Kupası finalinin ev sahibi New York/New Jersey için gezi rehberi hazırlandı

Bu yaz düzenlenecek Dünya Kupası'nda New York/New Jersey'de sekiz maç oynanacak; bunlar arasında 19 Temmuz'daki final de var.

Bu akşam neden tarihi ‘Ye’ konserine gitmeyip Arsenal-PSG maçını seyredeceğim?

Elimde “Nr1 FM’in” bir “Silver Kategori” davetiyesi var. Bu akşam dünyada milyonlarca “Hip Hop” aşığı gencin gözü İstanbul’da olacak. Sadece onların değil, bir çok siyasetçi de bu konseri yakından uzaktan dikkatle izleyecek. Şu an yaşayan en büyük Hip Hop’çu olarak kabul edilen Kanye West, Avrupa turunu bu akşam İstanbul’da Atatürk Stadında başlatıyor. Türkiye’yi tekrar ‘Mega […]

Arzu Taklitçidir

Ağustos güneşinin altında Polatlı’nın bozkır tepelerine talime götürüldüğümüzde kıtanın genç komutanının gözü hep yerde olurdu. Önceleri bunu yorgunluğa verirdim. Sonra fark ettim: Toprağın üzerinde küçük bir bulut gibi ilerleyen karınca kafilelerini izliyordu. Karıncalar harıl harıl bir yerlere gidiyorlardı. Birlikte. Dağılmadan. Sanki önceden kararlaştırılmış bir randevuya yetişir gibiydiler. Neden onları izlediğini komutana sormadım. Ama bu bayram […]

Devletlerin, iş dünyasının ve askeriyenin ortak kuralı: Düşmanını, rakibini, dostunu ve ortağını iyi tanı

Moskova’da Rusya’nın önde gelen strateji düşünürlerinden, Putin’in en etkili güvenlik danışmanlarından Sergey Karaganov ile yaptığım uzun sohbetten sonra zihnimde bir kez daha netleşen gerçek şu oldu: Bugünün dünyasında güç sahibi olmak kadar, başkalarının dünyaya nasıl baktığını anlamak da önemlidir. Çünkü devletler çoğu zaman rakiplerinin kapasitesini ölçer, ancak zihniyetini anlamakta zorlanır. Şirketler rakiplerinin bilançosunu inceler ama […]

More like this

2026 Dünya Kupası finalinin ev sahibi New York/New Jersey için gezi rehberi hazırlandı

Bu yaz düzenlenecek Dünya Kupası'nda New York/New Jersey'de sekiz maç oynanacak; bunlar arasında 19 Temmuz'daki final de var.

Bu akşam neden tarihi ‘Ye’ konserine gitmeyip Arsenal-PSG maçını seyredeceğim?

Elimde “Nr1 FM’in” bir “Silver Kategori” davetiyesi var. Bu akşam dünyada milyonlarca “Hip Hop” aşığı gencin gözü İstanbul’da olacak. Sadece onların değil, bir çok siyasetçi de bu konseri yakından uzaktan dikkatle izleyecek. Şu an yaşayan en büyük Hip Hop’çu olarak kabul edilen Kanye West, Avrupa turunu bu akşam İstanbul’da Atatürk Stadında başlatıyor. Türkiye’yi tekrar ‘Mega […]

Arzu Taklitçidir

Ağustos güneşinin altında Polatlı’nın bozkır tepelerine talime götürüldüğümüzde kıtanın genç komutanının gözü hep yerde olurdu. Önceleri bunu yorgunluğa verirdim. Sonra fark ettim: Toprağın üzerinde küçük bir bulut gibi ilerleyen karınca kafilelerini izliyordu. Karıncalar harıl harıl bir yerlere gidiyorlardı. Birlikte. Dağılmadan. Sanki önceden kararlaştırılmış bir randevuya yetişir gibiydiler. Neden onları izlediğini komutana sormadım. Ama bu bayram […]