Cumhur İttifakı’nın niyeti çok belli: ‘Süreç uzadıkça biz güçleniyoruz’
Politika Servisi
Çözüm süreci ya da iktidar sözcülerinin ifadesiyle “Terörsüz Türkiye”, son iki yılda Türkiye’de siyasetin en önemli gündem başlığı olarak kalmaya devam ediyor. Görünen o ki öyle kalmaya da devam edecek.
Devlet Bahçeli eliyle başlatılan süreç, bugüne kadar onun himayesinde ilerledi diyebiliriz. En kritik zamanlarda yaptığı çıkışlarla iplerin kopmasını engelledi. Ya da öyle göründü.
Son hamle yine MHP lideri Devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli, “tıkandı” denilen “süreç” için yeni önerilerde bulundu: “Öcalan’ın mahkûmiyet hali saklı kalmak üzere bir sosyal statüye teçhiz edilmesi, münfesih PKK ve bileşenlerinin örgütsel faaliyetlerinin yahut silah bırakmalarının daha sağlıklı yürütülmesini mümkün kılacaktır. ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ bu doğrultuda uygun bir statü tarifi olabilecektir.”
Yani mahkûmiyete devam edecek ama yeni bir statüyle görev sürdürecek. Devlet Bahçeli, bu çıkışla da yetinmeyerek 7 ana başlıkta sürecin nasıl ilerlemesi gerektiğini tek tek anlattı.
Devlet Bahçeli işi çok uzatmadan Öcalan’la çözmeye niyetli. Böyle bir yöntemin en kestirme, sürecin uzayıp enfekte olmasının önüne geçecek hem de en sancısız olacak yöntem olduğuna inanıyor. Ya da öyle görünüyor.
SARAY FARKLI MI?
Bahçeli’nin açıklamasına eş zamanlı olarak Saray’ın başdanışmanlarından Mehmet Uçum’dan da bir açıklama geldi. Uçum, “geçiş süreci” olarak tanımladığı dönemle ilgili Bahçeli’den bir miktar farklılıklar içerse de “desteğimiz devam ediyor” mesajını verdi. Tıpkı Erdoğan gibi. Uçum, Öcalan’la yürütülen sürece dair şu ifadeleri kullandı: “Diyaloğun amacı Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin en sorunsuz şekilde tamamlanmasını sağlamaktır. Diyaloğa farklı manalar yüklemek, ana mecrasıyla doğrudan ilgili olmayan alanlara taşımak, geçiş sürecine zaman kaybettirmekten başka bir şeye yaramaz. Diyaloğun amacına uygun yürütülmesinin, geçiş sürecinin en az sorunla tamamlanması bakımından çok önemli olduğu herkesin kabul edeceği bir durumdur.”
Uçum bu sözlerle Bahçeli’nin radikal çıkışını az da olsa esnetti ve sürece yaydı: “Elbette Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin tamamlanmasıyla bu sürecin hukuksal koşulları uygun olan muhatapları, vesayetsiz demokratik siyaseti benimseyerek daha etkin olabilirler. Türkiye toplumunun tamamına dönük ve Türkiye halkının tüm kesimlerinin içinde yer aldığı demokrasiyi geliştirme, sosyal politikaları güçlendirme ve ülkesel tüm konularda yürütülen demokratik müzakere süreçlerinin meşru aktörleri olarak çok daha fazla katkı yapabilirler.”
Devlet Bahçeli’nin “acele etmemiz lazım” çıkışına Saray, Uçum eliyle daha rahat bir yanıt vermiş oldu. Ya da öyle görünüyor. Her paragrafın sonuna “ya da öyle görünüyor” ibaresi eklenmesi tuhaf karşılanabilir. Ama bazı şeyler göründüğü gibi olmayabilir. Belki de kurgulanmış bir oyunun parçasına tanıklık ediyoruz. Nitekim benzer bir görüş, Yeni Özgür Politika yazarı Heval Taha tarafından “Danışıklı Dövüş Madrabazlığı” başlığıyla ifade edildi.
DANIŞIKLI DÖVÜŞ
Heval Taha, makalesinde AKP ve MHP’nin hem geçmişinde hem parti programında hem de seçim vaatleri arasında Kürt sorununun demokratik yolla çözümüne dair tek satırın bulunmadığına işaret ederek, “Bu iki parti nasıl oluyor da birden bire böyle bir süreç başlatıp bir de burada danışıklı dövüş madrabazlığına soyunuyorlar?” sorusunu soruyor.
Sürece dair iktidarın yürüttüğü politikalara eleştirel bir bakış da Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar’dan geldi. Uçar, Mezopotamya Ajansı’na verdiği söyleşide, “Müzakere süreci gelip devletin ne yapması gerektiği konusunda kalakaldı. Burada devlet aklı bilmez değil. Devlet aklı görüyor, okuyor ama öyle gözüküyor ki Kürt sorununu çözme konusunda karar vermemiş” diyerek sürecin tıkandığı yere işaret ediyor.
SEÇİME KADAR DEVAM
Bahçeli ve Erdoğan arasında var olduğu iddia edilen fikir ayrılığı, bugüne kadar siyasetin doğal akışı içinde etkisini hiç hissettirmedi. Bahçeli’nin tüm çıkışlarına rağmen, Erdoğan’ın söylediği gibi süreç “istedikleri” gibi ilerledi.
Bahçeli’nin açıklamasından sonra tüm ülke, ifadelerin şifrelerini çözmek için seferber oldu. Destekleyenler, itiraz edenler, hatta hakaret edenler bile var. Ama Erdoğan çok rahat. Görünen o ki Bahçeli’nin yaptığı her açıklamayı Erdoğan önceden biliyor; hiçbiri onun için sürpriz değil. Önemli olan “sürecin” devam etmesi ve Kürt seçmeninin beklentisinin canlı tutulması. Bu başarıldığı oranda gerisinin önemi yok.
Önümüzdeki 18 ay; bazen ilerleyen, bazen duran, bazen krizli, bazen umutlu günler yaşanacak. Erdoğan ve Bahçeli eliyle Kürt sorununun demokratik yöntemle çözülmeyeceği gerçekse geriye bir tek şık kalıyor: Tren ilerlemeyecek ama dışarıdan bir kuvvet onu sürekli sallayacak. Sallayacak ki trenin içindekiler hareket ediyor hissini yaşasın.
To read the full story from the source: BirGün






