Cihan Aydın: ‘Öcalan Kürtlerin pozitif hukukun öznesi olmasını istiyor’
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, Kürt meselesinin çözümü için yürütülen süreç kapsamında Abdullah Öcalan ile 27 Mayıs’ın ardından 20 Temmuz’da yeni bir görüşme gerçekleştirdi.
Görüşmenin ardından açıklama yapan Heyet, Abdullah Öcalan’ın mesajlarını kamuoyuna duyurdu. Öcalan, “Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir” diyerek negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gerektiğini belirtti.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Abdullah Öcalan’ın mesajını ve süreçte gelinen aşamayı MA’ya değerlendirdi.
‘Dünya deneyimlerinden ders çıkarılmalı’
İHD’nin sürecin bir parçası olduğunu belirten Aydın, dünyadaki her çatışma çözümü deneyiminin kendine özgü yol ve yöntemler izlediğini söyledi. Aydın, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin çözüm mimarisi kendine özgü. Ancak özgünlük; dünya deneyimlerinden ders çıkarmaya, yapılan hataları tekrarlamamaya veya bu tecrübelerden feyz almaya engel olmamalıdır. İngiltere-IRA arasındaki barış görüşmelerinde İngiliz hükümetinin başmüzakerecisi Jonathan Powell’ın şu sözü durumu açıkça özetliyor: ‘Bizim hatalarımızı bilin ki aynı hataları yapmayın; kendi hatalarınızı yapın.’ Biz dünya deneyimlerine öykünelim demiyoruz, onlara bakıp ders çıkarmayı öneriyoruz. Dünya deneyimlerinden çıkan en net ders şudur: Silahsızlanma, demokratik reformlarla desteklenmediği takdirde kaçınılmaz olarak başarısız olmuştur.”
‘Geri dönenlere siyasette ne kadar alan açılacak?’
Meclis Komisyonu raporunun 7. bölümünde yer alan demokratikleşme başlığında bir ilerleme olmadığını vurgulayan Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hatta Türkiye’nin genel demokratikleşme indeksinde gerileme var. Komisyonun doğrudan Kürt meselesine ilişkin en net önerisi ise PKK’nin silahsızlanması hedefidir. Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçilmesi ve silah yerine siyasete alan açılması bakımından bu son derece önemlidir. Burada asıl kritik nokta; yapılacak yasal düzenlemeyle geri dönenlere siyasette ne kadar alan açılacağıdır. Çıkarılacak yasa ile silahlı güçlerin bir bütün olarak geri dönüşleri ve sivil siyasete katılımları sağlanırsa önemli bir eşik aşılabilir. Kademeli dönüşler de mümkündür; fakat Orta Doğu’da bu kadar hareketli jeopolitik dengeler varken meseleyi tek seferde ve herkesi kapsayacak şekilde çözmek en akılcı politik hamle olacaktır.”
‘Sokak ile siyasetin beklentileri arasındaki makas açık’
Yapılacak yasal düzenlemenin Kürtlerin taleplerini karşılamada yetersiz kalması halinde bile süreç açısından önemli bir adım sayılabileceğini ifade eden Aydın, şunları kaydetti:
“Bu durum tamamen ‘süreçten’ ne anladığımız ve ne beklediğimizle ilgilidir. Eğer beklenti Kürt meselesinin bir bütün olarak çözülmesiyse —ki bu şu an için gerçekçi bir beklenti değil— o zaman beklenti sahipleri büyük bir hayal kırıklığına uğrayabilir. Ancak beklenti, Öcalan’ın da altını çizdiği gibi silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçişin önünü açmaksa, o zaman daha makul karşılanabilir. Sokağın ve siyasetin süreçten beklentileri arasındaki makas son derece açık. Kürt sokağı ideal olanı düşlüyor ve bekliyor; gelin görün ki güncel siyaset henüz ideal olanın çok uzağında. Kürt siyasetinin toplumun algılarını ve beklentilerini doğru yönlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonuç olarak müzakere masası devrilmediği sürece bu sürece inanmak ve güvenmek zorundayız.”
‘Demokratik çözüm için iyi bir başlangıç’
Abdullah Öcalan’ın hem örgütü hem de devleti iyi tanıdığını ve sürece gerçekçi yaklaştığını belirten Aydın, şu ifadeleri kullandı:
“Bunun neticesinde kendisi sürecin devamı konusunda son derece ısrarlı. Meclis Komisyon Raporu’nu kurumsal olarak eleştirdik ama bazı yönleriyle de takdir ettik. Yarım asra yakın süren, geride büyük acılar ve trajediler bırakan bir meseleyi bir çırpıda çözmek mümkün değildir. Herkes bunun farkında olarak duruşunu ve politik tavrını belirlemelidir. Silahsızlanma ve yeniden entegrasyon süreci —yani silahlı güçlerin geri dönüşü, siyasal ve sosyal yaşama katılımları— kazasız belasız atlatılırsa, bu durum Kürt meselesinin demokratik çözümü için kesinlikle iyi bir başlangıç olacaktır.”
‘Kürtlerin pozitif hukukun öznesi olmasını öneriyor’
Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt meselesinin ağırlıklı olarak güvenlik eksenli politikalarla ele alındığını dile getiren Aydın, Öcalan’ın “tehdit” olarak algılanan Kürtlerin bireysel ve kolektif haklar bakımından pozitif hukukun öznesi olmasını önerdiğini söyledi. Aydın, Öcalan’ın devletin yasal ve anayasal düzeyde demokratikleşmesini, Kürtlerin de eşit ve özgür yurttaşlar olarak bu çoğulcu yapı içinde yer almasını istediğini vurguladı.
Aydın sözlerine şöyle devam etti:
“Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler sürekli ‘eşkıya, şaki, terörist’ parantezine alındı. Devlet; adli ve idari olarak Kürtleri sürekli güvenlik parantezinde tuttu. İstiklal Mahkemeleri, Şark Islahat Planı, Tunceli Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve Terörle Mücadele Kanunu bu politikanın ürünleridir. Kürtleri sürekli bir tehdit ve neticesinde ‘tedip ve tenkil’ (yola getirme ve uzaklaştırma) edilmesi gereken bir halk olarak gördü. Özetiyle Cumhuriyet, kuruluşundan bu yana ikili bir hukuki karaktere sahipti.”
‘Zihinsel dönüşüme de ihtiyaç var’
Kürt meselesinin yasal ve anayasal boyutlarının ağır bastığını ifade eden Aydın, “Yasal ve anayasal değişikliklerle sorunu formel düzeyde çözmüş görünebilirsiniz. Ancak Osmanlı döneminde başlayıp Cumhuriyet’te devam eden tehdit algısı ve 40 yılı aşkın silahlı çatışmanın yarattığı kabuller birlikte değerlendirildiğinde, ciddi bir zihinsel dönüşüme de ihtiyaç duyulmaktadır” dedi.
‘Sivil toplumun rolü belirleyici’
Süreçte devlet kadar sivil toplum örgütlerinin de rolünün belirleyici olduğunu vurgulayan Aydın, şunları söyledi:
“Dünya tecrübelerine baktığımızda; insan hakları örgütleri, meslek kuruluşları, kadın örgütleri ve yerel sivil toplumun sadece gözlemci değil, sürecin aktif bir bileşeni olması yapıyı daha dirençli kılıyor. İzleme, doğrulama, toplumsal iletişim ve yeniden entegrasyon çalışmalarında sivil toplumun kurumsal olarak sürece dahil edilmesi şeffaflığı ve toplumsal güveni artıracaktır. Barış süreçlerinde sivil toplumun rolü en az devlet kadar belirleyicidir. Ancak bunun için sivil toplum kuruluşlarının hukuki güvenceye ve operasyonel bağımsızlığa ihtiyacı vardır.”
‘Sürecin bağımsız tarafı olmak istiyoruz’
Süreç kapsamındaki çalışmalar sonucunda bir çok rapor hazırladıklarını belirten Aydın, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Sürecin başarısı için İHD perspektifinden tavsiyelerde bulunuyoruz. Bu izleme raporlarını bir sistematik çerçevesinde yayımlamaya devam edeceğiz. Şu anda da süreci izliyor, raporluyor ve öneriler sunuyoruz. Bu işlevimizi artırarak sürdürmek ve sürecin resmi olarak bağımsız bir tarafı olmak istiyoruz. İHD; imkan tanınması halinde resmi gözlemci, ‘üçüncü göz’ ya da arabulucu rolünü layıkıyla yerine getirecek birikime ve tarafsızlığa sahiptir. Bu resmi imkan tanınmasa bile biz fiili olarak aktörlerle görüşerek, arka kapı diplomasisi yürüterek, kamuoyuna açık tavsiyeler vererek ve izleme raporları hazırlayarak süreci desteklemeye ve yönlendirmeye devam edeceğiz.”
To read the full story from the source: İlke TV






