Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

CHP'deki kriz doğru yönetildi mi?

CHP'deki kriz doğru yönetildi mi?

Her şey 1915 Genel Seçimleri’nde AKP’nin tek başına iktidara gelecek kadar oy almayışı ile başladı. Bir koalisyon hükümeti kurulmalıydı. Fakat AKP, iktidarı başka bir parti ile paylaşmaya hazır değildi. Günler süren “istikşafi” (yoklama) görüşmelerinden sonra Cumhurbaşkanı ülkeyi yeni bir seçime götürdü. Arada geçen bazı olaylar AKP’nin yeniden seçimleri kazanmasıyla sonuçlandı.

Fakat bu kez de beklenmedik başka bir şey oldu: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını muhalefetin adayı kazandı. Siyasette hiçbir ahlaki kural tanımayan iktidar, ne yazık ki Yüksek Seçim Kurulunu da kullanarak seçimi iptal etti. Yenilenen seçimde Ekrem İmamoğlu bu kez 800.000 oy fark atarak seçimi yeniden kazandı.

“İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” diyordu Tayyip Erdoğan. Gerçekten de kıyı kentlerinden başlayarak içerilere doğru kapitalist ilişkilerin ve buna bağlı olarak modern hayatın daha hızlı gelişmekte olduğu yerlerde seçimleri CHP kazanıyor ve kamuoyu yoklamalarına göre ülkenin birinci partisi oluyordu.

Ne yapıp edip CHP’nin yolu kesilmeliydi.

Bunun için öncelikle İstanbul’dan başlayarak bir kısım belediye kaynaklarına el konuldu. Belediyeler çalışamasın istendi. Bu da yetmedi, ilk genel seçimde Tayyip Erdoğan’a rakip olacağı anlaşılan İBB Başkanının diploması iptal edildi, sonra da rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla tutuklamalar başladı.

İmamoğlu acele etti

İktidar çevresinden gelecek olağan dışı bu hamleler beklenmeliydi. Çünkü AKP, demokratik parlamenter sisteme inanmış bir parti değildi. Ülkenin kaynaklarına ve kültür hayatına sonuna kadar el koymuş ve bunlardan hiçbir şekilde vazgeçmeyecek bir partiydi. Başkanının söylediğine göre ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını ona Tanrı buyuruyordu!

İktidarın parlamentoda çoğunluğa sahipken erken bir seçime razı olmayacağı bilinmeliydi. Aksine onun bir erken seçime zorlanacağı tahmin edildi. İmamoğlu için milyonlarca imza toplandı. Tutuklanınca da Saraçhane’den başlayarak bütün illerde ve birçok ilçede sayısı 100’ü geçen görkemli mitingler yapıldı.

Yıllardır iktidar özlemiyle yanıp tutuşurken ve iktidara bu kadar yaklaşmışken bunun önünü kesmek hiçbir şeyle izah edilemezdi. Tarihte örneği görülmemiş bu miting dizisi, partilerine yapılan haksızlığa CHP’lilerin ne kadar tepkili olduklarını ve bu tepkilerini meydanlarda gece ve gündüz göstermeye hazır olduklarını gösteriyordu.

Kılıçdaroğlu kendini kaybetti!

2023’te yapılan CHP Kongresi’ni Kemal Kılıçdaroğlu kaybetti. Ekrem İmamoğlu ekibi kazandı. Özgür Özel’in İmamoğlu’na vekâleten başkanlık yaptığı gibi bir algı doğdu. Bazı delegelerden maddi çıkar karşılığı Özgür Özel listesine oy devşirildiği, bu nedenle kongrenin sakatlandığı iddialarına sarılan iktidar, bir yerel mahkemeyi kullanarak kongreyi iptal ettirdi ve partiyi eski genel başkan Kılıçdaroğlu’na teslim etti.

Kılıçdaroğlu hükümetin bu lütfunu memnuniyetle kabul etti fakat CHP kitlesinin derin bir nefreti ile de karşılaştı. Ne kendi geleceği ne de mutlak butlan kararıyla başına geçmekte tereddüt etmediği partisinde bir gelecek umudu bıraktı. 103 yıllık CHP ölüm döşeğine düştü. Onu elbette AKP iktidarı söndürüyor.

Fakat ona bu fırsatı verenler de sorumluluk altındadır. (CHP kitlesinin, iktidar partisinin mensup ve taraftarları gibi fena hâlde fanatikleşmiş oldukları anlaşıldı. Olgulara dayanan hakkaniyetli bu gibi tahlillerin o toplulukta ilgiyle karşılanmayacağını biliyorum. Zaten bu yazı da bir taraftar yazısı değildir.)

Adaylık belirlemede ölçüt

Partinin krizi yönetemeyişinin bir nedeni de cumhurbaşkanlığına aday ilan etmedeki acele ve mantık hatasıdır. Seçimlere daha uzun bir süre varken İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanlığında aldığı oylardan cesaret alarak (buna şımararak da denebilir) kendini cumhurbaşkanlığına aday göstertmesidir. O süreçteki davranışları ve yargı konusu yapılan sözleri de bu kendine güveni yansıtmaktadır. İktidar, yargı hamleleriyle ondan daha güçlü olduğunu göstermek istemiş ve adaylığının önünü de yargı ile kesmiş bulunuyor.

Öte yandan İmamoğlu’nun CHP’nin en uygun Cumhurbaşkanı adayı olduğu da ileri sürülemez. Eskişehir’in eski Belediye Başkanı Büyükerşen, Cumhurbaşkanlığı için en uygun aday olabilirdi ama Kılıçdaroğlu da bunu düşünemedi. Gelecek seçimler için uygun adayların kimler olabileceği kamuoyuna sorulmuş ve her defasında Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş en önde görülmüştür.

Hâl böyle iken, yani Yavaş’la seçimi kazanmak garanti iken onu göstermek yerine İmamoğlu’nun aday olmakta diretmesi yanlıştı. Bu konu ortaya edilince İmamoğlu taraftarı fanatikler, Mansur Yavaş’ın öz CHP’li olmadığını ileri sürüyorlar. İmamoğlu da CHP’ye merkez sağdan katıldığı hâlde. Öte yandan, CHP’ye üye olmuş ve iki dönem Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Yavaş’ın üvey CHP’li sayılması hayret vericidir. Asıl gerekçe adaylığın parası olanın hakkı olduğu anlayışıdır.

Cumhurbaşkanlığı makamı, her konuda fikir beyan edecek, muhalefetle devamlı kavga eden ve partisine fanatizm derecesinde bağlı kişilere değil; az ve öz konuşan, milletin ve devletin birliğini temsil eden, ağırbaşlı ve akil biri tarafından doldurulmalıdır.

CHP öldü!

Kılıçdaroğlu’na teslim edilen CHP ölmüştür! Partide yönetimi kaybetmenin verdiği intikam duygusu, insanın bir partiyi öldürmeye kadar hırsa teslim olunduğunu Kılıçdaroğlu’nun tavrı gösteriyor. İktidar, CHP’yi öldürmekle kalmıyor, bu partinin taraftarlarının iktidar ihtimalini de ortadan kaldırıyor. Çünkü CHP iktidar olmak için gıdım gıdım birkaç puan daha biriktirme çabasındayken, sosyal demokratların yüzde 10’la yüzde 20 arasında bir kitlenin çeşitli nedenlerle Kılıçdaroğlu CHP’sinde kalmış olduğu anlaşılıyor.

Bu durum Yeni Parti’nin seçimi kazanmak için yeni programlar, yeni ataklar yapmasını ve böylece yeni taraftarlar kazanmasını gerektiriyor. Oysa, partinin üzerinde pek çalışılmadığı ve kitlelere danışmadan yapıldığı anlaşılan yeni programında yeni bir söylem görünmüyor. Yeni Parti, Atatürkçülük ve Altı Ok zeminine otururken Kürtlerin “anadil” hakkını da tanıdığını açıklıyor.

Doğrusu zamanın ruhu başka bir şey yapmasını da emretmiyor. Türkiye’de sosyalizm rüzgârlarının estiği bir dönemde İsmet Paşa bile umulmadık bir şey yapmış, CHP’nin “Ortanın Solu”nda olduğunu açıklayarak onun ideolojisini yenilemişti. Bu gelişmenin ürünü olan Bülent Ecevit, “Toprak işleyenin, su kullananın” dediyse de bunları geliştirecek bir iktidar süresine sahip olamadı.

CHP tarihinin Ortanın Solu gibi ikinci büyük değişimi, bu Kürt sorununu programına almasıdır. Fakat buna da kerhen CHP’li görünen ve onun 1930’lardaki tutumuna bağlı olan yazar çizerler karşıdır. Oylarını biraz daha artırsa İYİ Parti’ye geçmeleri işten bile değildir.

Yeni Parti’de yenilik var mı?

Yeni Parti, CHP ve öteki burjuva partileri gibi Avrupa Birliği ve NATO taraftarıdır. Türkiye’nin geleceğini bu kurumlara bağlı olmakta görüyor ve çok partili hayatın güvencesi olarak Batı sistemine dâhil olmayı öngörüyor. Tam bağımsızlıktan yana olan kitleler, biraz demokrasi alabilmek için şimdilik Batıcılığı görmezden geliyor. Yeni Parti için 1960’larda savunulan “Ne Amerika Ne Rusya, Tam Bağımsız Türkiye” anlayışının yerleşmesine ihtiyaç vardır.

Sosyalizm beklentisiyle Rusya taraftarlığının çökmesi gibi demokrasi beklentisi olanlarda Avrupa ve Amerika taraftarlığı da hayal kırıklığı yaratabilir. Türkiye’nin güvenliği tam bağımsız ve tarafsız bir politika güdülerek sağlanabilir. Yeni Parti’nin “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesine dört elle sarılarak Türk devletinin sağa sola asker gönderme, üs kurma, komşularına efelenme gibi politikaları eleştirmeye cesaret etmesi şimdilik beklenmiyor.

Bunlar Türkiye halkına “vatanseverlik, milliyetçilik” olarak ezberletilmiştir.

Ufukta emekçilerin demokratik devleti henüz görünmüyor. Ama hiç belli olmaz. Gün ola devran döne. Teslimiyete yer yok. Merdiven basamak basamak.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Zeki Sarıhan Independent Türkçe için yazdı
Pazartesi, Temmuz 27, 2026 – 09:00
Main image: 

<p>CHP’de son yılların en önemli kırılmaları, Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu eksenindeki liderlik ve yönetim tartışmaları etrafında şekillendi / Fotoğraf: Instagram – @chpistanbulilbaskanligi</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP’deki kriz doğru yönetildi mi?

To read the full story from the source: Independent

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement