Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Biraz Yaz Gecesi Eğer Bir Yolcu…

Biraz Yaz Gecesi Eğer Bir Yolcu…

“…Tıpkı bir kitap okumaya başladığınızda ve sizi hangi yöne götüreceğini henüz bilmediğiniz zamanki gibi. İstediğiniz şey, tam ve kesin bir yörüngeyi izleyerek hareket edebileceğiniz soyut ve mutlak bir uzay ve zamanın açılmasıdır; ancak başarılı oluyormuş gibi göründüğünüzde, hareketsiz kaldığınızı, engellendiğinizi ve her şeyi baştan tekrarlamak zorunda kaldığınızı fark edersiniz…” (Italo Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu)

Siren seslerinin hayatımıza girmeye başlamısının üzerinden 140 gün geçmiş.
Erich Maria Remarque’nin “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” eserindeki gibi, Şark-ül Evsat cephesinde de yeni bir şey yok. Araya Dünya Kupası girdi, ortalık biraz sakinleşti. Sonra sirenler tekrar çalmaya başladı. Patlama sesleri geceyi bölmeye devam ediyor; artık bu sesler de kanıksandı. Hava sahaları açık, uçuşlar bile daha az etkileniyor.
Bense bu sırada Körfez’in kuzeyinden güneyine geçtim. Umman’a sık sık uğrar oldum. Hürmüz Adası, Umman ile İran arasında bir ada. Körfez’in darlaştığı, sonra da okyanusa açıldığı yere Hürmüz Boğazı deniyor.
Geçen hafta Muskat’tan karşı kıyıya baktım. Her şey sakin, hava hafif nemli ve yumuşaktı. Rüzgar yok denecek kadar azdı. İnsanların günlük telaşları peşinde oldukları hallerinden belliydi. Şehrin sıradan gürültüsü ve trafiği böyledir diye düşündürten bir aleladelik vardı limana açılan caddesinde. Gün batımından sonra dışarıda yürüyüş yapabildim. Umman insanı sakinliği ve cana yakınlığı ile bilinir; sokakları gibi onlar da misafirperverdiler. Souq Matrah adlı eski çarşıya uğradım. Çarşıdan buhur kokuları yükseliyordu. Hemen her dükkanın tezgahını buhur paketleri, buhurdan yapılmış sabunlar, buhur esansları süslüyordu. Kıyının biraz ilerisinde, yüksek bir dağın zirvesindeki bir kale Umman Körfezi’ne, oradan da Hürmüz Boğazı’na bakıyordu. Onlar da kaleye Azeriler gibi ‘gala’ diyorlarmış.

Hürmüz, “Ahuramazda”nın kısaltılmış haliymiş. “Bilginin efendisi” demekmiş. Yani Mecusilik dininin tanrısı Ahuramazda’dan alıyor adını. Mecusilik, İslamiyet öncesi gelişmiş bir tarım toplumu olan Perslerin resmi diniymiş. Tarihteki ilk tek tanrılı din olarak kabul edilir. Kutsal kitapları Avesta’ya göre Hürmüz iyiliği yaratır; aynı zamanda kötü ruhların ve karanlığın temsilcisi olarak Ahriman’ı da yaratır. Ahriman, her iyiliğe karşılık bir kötülük yaratarak cevap verir.
Mecusilikte ateş, aydınlığı ve iyiliği temsil ettiği için kutsaldır. Ölülerini gömmezler, yüksek bir yere bırakırlar; daha sonra kalan kemikleri alırlarmış. Kış mevsiminde ise ölülerini evde bekletir, karların erimesiyle tekrar güneşin altına, yükseklere bırakırlarmış. Tarım, hayatlarının en önemli parçasıymış. Kutsal kitaplarında toprağa ve köpeğe birçok yerde kutsallık atfedilir. Köpekler de toplumun bir parçası gibi görülür ve gömülür. Zerdüşt ise bu dinin peygamberidir. Ondan önce başka bir peygamber daha gelmiş ancak o, Hürmüz’ün verdiği sorumlulukları ağır bulup yapamamış. Hürmüz Boğazı’nın ismi her geçtiğinde, bu antik dinin tanrısının sürekli zikredilmesini insanlığın ortak tarihinin bir cilvesi olarak görür, şaşırırım.
Souq Matrah’a geri dönersem: Bizdeki Mahmut Paşa Çarşısı’nın çok küçük bir versiyonu gibi. Çarşıda, Ummanlıların çok sevdiği buhurdan aldım. Orada yetişen bir ağacın güzel kokulu reçinesi; İngilizcede “Frankincense” olarak biliniyor. Antik Romalı Seneca ve Halikarnaslı Herodot kitaplarında buhurdan sıkça söz eder, Antik Roma ve Yunanların hayatlarında ne kadar önemli olduğunu anlatırlar. Mısırlı arkadaşım, buhurun bir bardak suya konup içildiğinde mideye de yararlı olduğunu söyledi; annesi bu şekilde kullanıyormuş.
Tabii Herodot, buhurun, Saba Kraliçesi Belkıs’ın da memleketi olan Yemen’den geldiğini söyler. Yan yana iki ülke olan Yemen ile Umman’ın aynı şeyi üretmesi gayet normal. Sabalı tüccarlar kervanlarla buhuru Kassidie’ye (şimdiki Gazze) getirir, oradan da Romalı ya da Yunanlı tüccarlar alıp Avrupa’ya dağıtırlarmış. Antik Romalı asillerin evlerinde buhur kokuları yayılırmış böylece.
Tüm bunlar ise yeni değil; bundan en az 2500 yıl önce olmuş… Italo Calvino’nun kitabından atıfla, bazı şeyleri istesek de değiştiremeyiz. Bir istasyondaki insanların bekleyişini, bir şehri saran kendisine has kokusunu, bir yaz gecesi eğer bir yolcu yabancısı olduğu bir şehre varırsa da değiştiremez…


Biraz Yaz Gecesi Eğer Bir Yolcu… was originally published in Türkçe Yayın on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkçe Yayın

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement