Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Beton Duvarların Ardında: Şehirler Bizi Nasıl Yönetiyor? (1)

Beton Duvarların Ardında: Şehirler Bizi Nasıl Yönetiyor? (1)

Gündelik hayatımızı kuşatan sokakların ve binaların nasıl birer hükmetme aracı olduğunu keşfediyoruz.

Bu sabah uyandınız ve her gün yürüdüğünüz sokakların, çalıştığınız plazaların ve oturduğunuz mahallenin aslında rahatınız için değil; mevcut düzeni korumak için “tasarlandığını” fark ettiniz. Ne yapardınız?

Fransız düşünür Henri Lefebvre’nin bakışıyla devasa plazalar, birbirinin kopyası apartmanlar ve nefes alacak yer bırakmayan sokaklar aslında ideolojik bir tasarımdır. Lefebvre’nin ‘mekânın üretimi’ olarak adlandırdığı bu süreçte, yaşadığımız kentler mevcut düzeni (ideolojiyi) korumak ile daha adil bir dünya hayali (ütopya) arasındaki bitmek bilmeyen o sessiz savaşın tam ortasında şekillenmektedir. Dolayısıyla bugün sıkça şikayet ettiğimiz betonarme ve ruhsuz şehir yaşantısı kötü bir mimari zevkin sonucu değildir.

Bu bakışın teorisine girmeden, öncülü Karl Mannheim’in meseleyi nasıl ele alındığına bakalım. Böylece, yaşadığımız şehrin görünmez duvarlarını birlikte “arşınlayalım.”

Statüko (İdeoloji) ve Değişim (Ütopya) Çatışması

Mannheim’in düşüncesinde sosyal alan; üretim araçları, üretim biçimi ve üstyapı ile, sürekli bir ilişki içerisinde düşünülür. Toplumda gözle göremediğimiz şiddetli bir savaş yer almaktadır.

Bu savaşın iki tarafı vardır. Bir tarafta, alt yapıyı oluşturan sosyal sınıflar, değişim ve dönüşüm olasılıklarını vurgulayan ütopik inançlara sahip yapılar bulunur. Diğer tarafta ise, istikrarı ve devamlılığı vurgulayan, mevcut anlayışa dair ideolojik bir çerçeveyi dayatan üst yapıdaki gruplar yer alır.

Üst yapının mevcut düzeni korumak isteyen “hegemonyası” ile alt yapının “alternatif gelecek arayışı” sürekli çatışma içerisinde bulunur. Bu gerilim yüzünden ideoloji ve ütopya arasında, ekonomik ve sosyal statüye bağlı çatışmacı bir ayrım ortaya çıkar.

Mekân Masum Bir Geometri midir?

İşte Henri Lefebvre, Mannheim’in çizdiği bu ideolojik çatışmayı doğrudan sokağa, mahalleye ve kente taşıyacaktır. Uzun yıllar boyunca toplumsal kuramda durağanlık, katılık ve sabitlik olarak kabul edilen ve “kör bir alan” olarak kalan mekân kavramına yepyeni, diyalektik bir bakış açısı getirecektir.

Lefebvre’ye göre mekân, yalnız ve edilgin bir geometriye sahip değildir. Mekân; üretim ilişkilerini ve yeniden üretimin toplumsal ilişkilerini içerdiği için tarihsel ve toplumsal bir üründür.

Daha basit bir ifadeyle anlatmak gerekirse; mekân dediğimiz şey sadece etrafımızı saran dört duvardan veya üzerinden geçtiğimiz yollardan ibaret değildir. Lefebvre’ye göre mekân, hem zihnimizde tasarladığımız hem de fiziksel olarak dokunduğumuz canlı bir inşadır. Çünkü yeni bir şehri planlayan veya bir evi hayal eden zihin bile, o düşünme eylemini okyanusun ortasında değil, bizzat fiziksel bir mekânın içinde gerçekleştirmektedir.

Ayrıca mekânlar bir kez inşa edildikten sonra pasif birer dekor olarak kalmaz; kendi başlarına yepyeni toplumsal ilişkiler yaratırlar. Örneğin bir mahalleye devasa bir alışveriş merkezi (veya dev bir kent meydanı) inşa ettiğinizde, sadece oraya beton dökmüş olmazsınız; aynı zamanda insanların nerede buluşacağını, nasıl sosyalleşeceğini ve ne tüketeceğini de yeniden şekillendirirsiniz.

İşte Lefebvre’nin bu teorisi, görünmez sandığımız o büyük ideolojik sistemlerin en mahrem özel hayatlarımıza ve toplumsal alışkanlıklarımıza nasıl işlediğini gün yüzüne çıkarmayı hedeflemektedir. Sermayenin (paranın), simgelerin (statü sembolleri veya reklamların) ve politik düşüncelerin kentin sokaklarında, caddelerinde nasıl dolaştığının izini sürmektedir.

Ancak bunu yaparken bizi umutsuzluğa sürüklemez, doğru amaçlar dığrultusunda sokakların ve meydanların ne kadar büyük bir “özgürlük ve itiraz” vaadi barındırdığını hatırlatmaktadır.

Devletin Soyut Mekânı

Yazara göre, modern şehirlerin yalnızlık ve yalıtılmışlık duygusu bilinçli bir tasarımın sonucudur. Devlet ve sermaye, kendi ekonomik ve yönetsel egemenliğini kurabilmek için bizlere “soyut bir mekân” üretmektedir. Lefebvre, hayatımızı ve şehirleri şekillendiren bu karmaşık yapıyı anlamamız için mekânın üç farklı boyutu olduğunu iddia etmektedir:

Mekânsal Pratikler (Gündelik Yaşamımız): Bunlar, her gün işe giderken veya alışveriş yaparken farkında olmadan uyguladığımız rutinlerdir. Bu pratikler en çok “mülkiyet” kavramıyla ilişkilidir; kimin nereye girebileceğini, nerenin kime ait olduğunu belirleyerek sistemi ayakta tutar.

Mekân Temsiliyetleri (İktidarın Planı): Bu boyut, şehir planlamacılarının, mimarların ve devletin masada çizdiği kâğıt üzerindeki projelerdir. Haritalar, imar planları ve yasalar aracılığıyla kenti örgütleyen ve hâkim ideolojiyi temsil eden bilgi biçimleridir.

Temsiliyetin Mekânları (Direniş ve Ütopya): Ütopyanın ve umudun doğduğu yer burasıdır. Bu boyut, sokaktaki insanların kendi kolektif deneyimleriyle yarattığı, yukarıdan dayatılan kurallara direnen “yaşanan” mekânlardır. Kaykaycıların girmesi yasak olan beton bir meydanı kendi oyun alanlarına çevirmesi veya boş bir duvarın grafitilerle renklenmesi, bu bireysel ve kolektif itirazların en güzel örnekleridir.

Ütopyalar, bize sadece hayal kurmayı öğretmezler; aslında keşfetmemiz, sorgulamamız ve dönüştürmemiz için sembolik bir mekân yaratırlar. Bu yönüyle Henri Lefebvre’nin mekân teorisi de kendi içinde güçlü bir ütopik boyut taşır ve bize diğer tüm ütopyaları gerçekçi bir süzgeçten geçirmemiz için bir alet çantası sunar.

İdeolojilerin üzerimize ördüğü bu beton kuşatmayı kırmak ve yepyeni, özgür bir hayat düşlemek için, yaşadığımız kentlere ve o kentleri anlatan ütopyalara Lefebvre’nin bu isyankâr perspektifinden bakmak, atılacak en aydınlatıcı adımdır.

Peki siz ne düşünüyorsunuz?

Kendi yaşadığınız şehirde, devletin veya şirketlerin “Mekân Temsiliyetleri”ni (yasaklar, lüks plazalar, özel güvenlikli siteler) en çok nerede hissediyorsunuz?

Kendi “ütopik” mekânlarınızı yaratıyor musunuz?

Bir sonraki yazıda bazı klasik eserlerde bu bakışın izdüşümünü arayacağız.

Yorumlara bekliyorum.


Beton Duvarların Ardında: Şehirler Bizi Nasıl Yönetiyor? (1) was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement