Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Bekâr zorda, aile çıkmazda, çocuk MESEM’de!

Bekâr zorda, aile çıkmazda, çocuk MESEM’de!

Operasyonlar ülkesinde son hedef LGBTİ+ hak kurumları oldu. “Ailem Güvende” adı altında yürütülen operasyonlarda yüzlerce kişiye adli işlem yapıldı. Önceki gün İstanbul Adliyesi önünde operasyonu protesto edenler de polis müdahalesiyle karşılaştı. Aralarında muhabirimiz Sarya Toprak’ın da olduğu 100’ün üzerinde kişi gözaltına alındı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek operasyonları, Erdoğan’ın “Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonu doğrultusunda “aileyi, çocukları ve gençleri koruma” amacıyla yürüttüklerini savundu.
Aileyi ve çocuğu korumak önemli elbette. Buna kim karşı çıkabilir! Fakat çoğu kez en hukuksuz saldırılar, en meşru görünen amaçlar suiistimal edilerek yapılır. Türkiye’de bugün gerçekleşen de tam olarak bu. Meşru kavramlar üzerinden bir kesim şeytanlaştırılmaya çalışılıyor. LGBTİ+ hak kuruluşlarına yönelik son saldırıyla açıkça “makbul” görülmeyene itibar suikastı yapılıyor ve yurttaşların hukuku çiğneniyor.

Öte yandan iktidar yine hedef saptırmak için bir kurgu yaratma peşinde. Aileye gerçekten en fazla zararı kendi düzenlerinin verdiğini gizlemek istiyorlar. Bugün Türkiye’de ailelerin ve aile kurmak isteyenlerin önündeki en büyük engel ekonomik ve sosyal zorluklardır; bunun sorumlusu da ülkeyi 24 yıldır yöneten AKP iktidarıdır.
Aileler, yaşam koşullarının bozulması nedeniyle ciddi sorunlar yaşıyor. Ülkedeki geçim krizi sadece bireyleri tek tek yoksullaştırmıyor, aile içi dinamikleri de derinden etkiliyor. Birçok aile bu yüzden dağılıyor, parçalanıyor. Ekonomik sorunlar aile içi bağları, güven duygusunu ve huzuru zayıflatıyor. Bu ortamdan en çok yoksul aileler etkileniyor.
Bununla birlikte 2026 Türkiye’sinde evlilik demek, ciddi bir maliyet demek. Nişan, kına, düğün, ev dizmek derken 1-2 milyon lira elden uçup gidiyor. Evlenmek isteyen pek çok bekâr genç bu yükün altına giremiyor. Girebilenler de bankaları faizle ihya ediyor. Ailelerin de destekleyecek maddi güçleri yok.
Ayrıca bir şekilde evlenilse bile çocuk yapıp aileyi genişletmek ayrı bir mesele. Türkiye’de çocuk büyütmek dünyanın en zor işlerinden biri. Nitekim nüfusun yenilenme hızının kritik eşik olan 2,1’in altına düşmesinde ekonomik sorunların ciddi payı olduğu yadsınamaz. İlk çocuk sahibi olma yaşı ilerledi. Çünkü ülkede ay sonunu getirmek mucizeye dönüştü.
Çocuğun ihtiyaçlarını hangi bütçeyle karşılayacaksınız? İşe gittiğinizde çocuğunuza kim bakacak? Devlet bir çözüm sunmuyor, sadece “çok çocuk yapın” diyor. Çocuk biraz büyüyünce kira ve diğer zorunlu masrafların üstüne bir de eğitim derdi ekleniyor. Devlet okullarında eğitim kalitesi malum… Ailelerin çoğu, çocuğunu gönül rahatlığıyla devlet okuluna emanet edemiyor. Bu düzende çocuk yapabilirseniz yapın haydi!
AKP düzeninde aile kurmayı ve çocuk yapmayı engelleyecek bir yığın faktör var ama hükümete sorarsanız ailenin kan kaybetmesinin sorumlusu eşcinseller! Ne yapıyor eşcinseller, evlilik törenlerine sabotaj mı düzenliyor? Heteroseksüel olacak çocukları beyinlerini yıkamak suretiyle eşcinsel mi yapıyorlar?
Ayrıca “aile” derken, ailenin de içinde ağır sorunlar barındırabilen bir yapı olduğu gözden kaçırılmamalı. Türkiye’de kadına şiddet, en çok aile içinde yaşanıyor. Kadınlar en fazla yakınlarından şiddet görüyor. Kadın cinayetleri çoğunlukla “aile içinde” gerçekleşiyor. Çocuklar da aynı şekilde şiddetin mağduru… Yani aile her zaman ve her durumda insanları pamuklara sarıp sarmalamıyor. Her aile, bireylere güvenli bir yaşamı, korunaklı bir alanı garanti etmiyor.
Çocukları koruma iddiasının gerçek hayattaki karşılığını görmek için 2016 yılında başlatılan MESEM programına bakmak yeterli. “Çocukları koruyoruz” diyen iktidar, aslında çocukları emek sömürüsünün ve riskli çalışma ortamının içine itiyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamasına göre sadece 2025 ve -henüz bitmeyen- 2026 yıllarında 37 çocuk, MESEM kapsamında çalışırken hayatını kaybetti. 10 bine yakın da yaralanan çocuk var!
Yoksul ailelerin çocuklarının çalışmak zorunda olduğu ve çalışırken öldüğü bir ülkedeyiz. Çocukları “iş cinayeti” kavramıyla tanıştıran bir düzen, onları koruduğunu iddia edebilir mi? “Siz önce çocukları işletmelere ucuz iş gücü olarak göndermekten vazgeçin” demezler mi?
İktidar halkın önüne LGBTİ+’ları atıyor ama aslında koruduğunu vadettiği değerlere zarar veren bizzat kendisi. Dar bir kesimi olağanüstü zenginleştiren AKP düzeni, yoksulluğa ve geleceksizliğe sürüklediği geniş halk kesimlerinin öfkesini başka bir yöne çekmek istiyor.
“Bakın ahlakımızı bunlar bozuyor, toplumsal değerlerimizi bunlar aşındırıyor, çocuklarımızın aklını bunlar kirletiyorlar” diye bir kesimi hedef gösteriyor ve muhafazakârlık üzerinden bir taban konsolidasyonu yaratmaya çalışıyor. Kitlesi ile kendi iktidarı arasındaki “siyasal gereklilik” ilişkisini bu kurgu üzerinden tahkim ediyor. “İktidar gücünü kaybedersek, değerlerimiz kaybolur” algısını canlı tutmayı amaçlıyor.
Çünkü ekonomiyi düze çıkarıp halkta geleceğe dair iyimser bir beklenti yaratamıyorlar. Ülkeyi mevcut bunalımdan çıkarabilecek kapasiteleri yok. Yapılan her operasyon bu gerçeğin itirafıdır.
Operasyonu baskı zincirinin yeni bir halkası olarak görmek lazım. En savunmasız görülene vurulan bu darbe, sadece LGBTİ+ topluluğunu değil, onu merkeze alarak tüm muhalefeti sindirme ve sonunda Türkiye’yi muhalefetsiz bir noktaya getirme stratejisinin bir parçasıdır.
Benzer operasyonlar devam edecektir. Baskı rejimleri saldırıda vites düşürmez. Önemli olan, emekten, adaletten, eşitlikten, özgürlükten ve demokrasiden yana olan direniş hattını “ama”sız biçimde genişletmek ve bir arada tutabilmektir. Aksi halde herkes küçük lokmalar halinde yutulacaktır.

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement