Bazı İnsanları Neden Anlayamayız?
Bir insanı gerçekten görebilmek için önce kendi baktığımız pencereyi fark etmek gerekir.
Hayatımız boyunca birçok insanla karşılaşırız. Bazıları bize tanıdık gelir; düşünceleri, davranışları ve dünyaya bakışları bizimkine yakındır. Bazıları ise ilk andan itibaren bize farklı gelir. Onları hemen anlamlandıramayız. Bazen söyledikleri sözler, verdikleri tepkiler ya da hayata yaklaşım biçimleri bize yabancı gelir. İlginç olan şudur: Bize zarar veren insanları çoğu zaman daha kolay tanımlarız. Onlara karşı nasıl davranacağımızı biliriz. Fakat hiçbir çıkar beklemeden yaklaşan, olaylara alıştığımızdan farklı bakan, bizim bildiğimiz kurallarla hareket etmeyen bazı insanlar karşısında sessiz bir şaşkınlık yaşayabiliriz.
Çünkü bazı insanlar sadece karşımızda duran kişiler değildir. Onlar, bizim dünyayı nasıl gördüğümüzü fark ettiren aynalar olabilirler.
Bir insan düşünün… Hayatın zorluklarını görmüş, insanların değişebileceğini, verilen sözlerin her zaman tutulmadığını, güzel görünen her şeyin gerçek olmayabileceğini öğrenmiş olsun. Fakat bütün bunlara rağmen içinde bir tarafı hâlâ sertleşmemiş olsun. İnsanlara yaklaşırken önce ne kazanacağını hesaplamasın. Birinin hatasını gördüğünde yalnızca hataya değil, o hatanın arkasındaki insana da bakabilsin. Böyle bir insanla karşılaştığımızda bazen onu anlamakta zorlanırız. Çünkü onun davranışları, hayatın bize öğrettiği bazı alışılmış kurallara uymaz.
Hayat bize kendimizi korumayı öğretir. Dikkatli olmayı, sınırlarımızı bilmeyi, herkese hemen güvenmemeyi… Bunlar insanın yaşadığı deneyimlerle öğrendiği doğal savunmalardır. Ancak zaman içinde bu savunmalar sadece bizi koruyan araçlar olmaktan çıkıp dünyaya baktığımız pencereye dönüşebilir. Artık karşımıza çıkan her insanda önce bir tehlike aramaya başlayabiliriz. Bir iyiliğin arkasında bir beklenti, bir yakınlığın arkasında bir hesap, bir gülümsemenin arkasında saklı bir amaç arayabiliriz.
Tam da böyle bir dünyada, hiçbir hesap yapmadan yaklaşan bir insan bazen anlaşılmaz hâle gelir.
Çünkü gerçek samimiyet, insanın sadece karşısındaki kişiyi değil, kendisini de görmesini sağlar.
Bazen bir insanın dürüstlüğü, bizim sakladığımız küçük hesapları fark ettirir. Bir insanın sabrı, bizim ne kadar aceleci olduğumuzu gösterir. Bir insanın sevgisi, sevgiyi ne kadar çok şartlara bağladığımızı düşündürür. Karşımızdaki kişi bize hiçbir şey söylemeden, sadece varlığıyla bir soru bırakabilir:
“Ben dünyaya hangi pencereden bakıyorum?”
Belki de bazı insanları anlamakta zorlanmamızın nedeni onların karmaşık olması değildir. Belki de onlar, bizim alıştığımız ölçülere sığmadıkları için bize uzak gelirler. İnsanları değerlendirirken çoğu zaman görünür olan şeylere bakarız: Başarılarına, güçlerine, söylediklerine, toplumdaki yerlerine… Fakat bazı insanların taşıdığı değerler görünmezdir. Bir insanın niyeti, merhameti, başkasının acısını fark edebilme yeteneği kolayca ölçülemez.
Bu yüzden bazen anlamadığımız şeyleri isimlendiririz. Fazla iyi deriz. Fazla saf deriz. Gerçeklerden uzak deriz. Hayatı bilmiyor deriz.
Çünkü anlamak, sadece karşımızdaki insan hakkında bilgi edinmek değildir. Anlamak aynı zamanda kendi bakış açımızın sınırlarını da fark etmektir. Bir insanı gerçekten görebilmek için yalnızca onun kim olduğuna değil, bizim ona nereden baktığımıza da bakmamız gerekir.
Belki de bazı insanlar bize farklı geldikleri için değil, bize unuttuğumuz bir şeyi hatırlattıkları için zor gelirler.
Bir zamanlar daha kolay inanan tarafımızı…
Bir insanın değerini sadece sahip olduklarıyla ölçmediğimiz zamanları…
Bir başkasının kusurunun arkasında bir insan olduğunu görebildiğimiz hâlimizi…
Fakat hayatın başka bir gerçeği de vardır. Temiz bir kalbe sahip olmak, bütün sorunları çözen bir güç değildir. İyilik her yarayı iyileştirmez. Sevgi her insanı değiştirmez. Çünkü insan sadece karşılaştığı güzelliklerle değil, kendi seçimleriyle de şekillenir. Bazen çok değerli bir insan, onu anlayabilecek bir kalple karşılaşmadığı için yalnız kalabilir. Bazen bir insanın getirdiği ışık, karşısındaki kişinin o ışığı görebilecek durumda olmadığı bir zamanda gelir.
Belki de hayatın en sessiz kayıplarından biri budur: Bir insanı kaybetmek değil, onun değerini zamanında fark edememek.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza büyük sözlerle girmezler. Kendilerini kanıtlamaya çalışmazlar. Sadece varlıklarıyla bize başka bir ihtimali gösterirler. Daha az hesaplı, daha merhametli, daha gerçek bir insan olma ihtimalini…
Ve belki de kendimize sorabileceğimiz en önemli soru şudur:
Karşımıza çıkan insanları gerçekten oldukları gibi görebiliyor muyuz?
Yoksa onları geçmiş deneyimlerimizin, korkularımızın ve alışkanlıklarımızın içinden mi değerlendiriyoruz?
Çünkü bazen anlayamadığımız insanlar, aslında bize en uzak olanlar değildir.
Bazen onlar, kendi içimizde uzun zamandır görmediğimiz bir tarafı bize gösteren insanlardır.
Belki de mesele bazı insanların neden farklı olduğu değildir.
Belki de asıl mesele şudur:
Bize başka bir pencere gösteren insanları anlayabilecek kadar, kendi penceremizi fark edebiliyor muyuz?
Bazı İnsanları Neden Anlayamayız? was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






