Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, yapılan araştırmalara göre, gençlerin yüzde 40’ının evliliğe sıcak bakmadığını anlattı. CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, söz konusu veriyi “Ekonomik ve sosyal krizin itirafı” olarak değerlendirdi. Nazlıaka, “Gençlerin umudunu, emeğini ve geleceğini tüketen sizin anlayışınız ve politikalarınızdır. Ev almak hayal, düğün yapmak lüks olmuş. Siz ise bütün bu gerçekleri görmezden gelip gençlere ‘neden evlenmiyorsunuz?, neden çocuk yapmıyorsunuz?’ diye soruyorsunuz” tepkisini gösterdi.
Sigmund Freud 1856 yılında doğup 1939 yılında öldü. Düşünce hayatını tamamen onun teorisi üzerine kurup, psikanalizde devrim yaratan Jacques Lacan ise 1901 ile 1981 arasında yaşadı. Yani 38 yıl bounca görüşüp konuşma imkanları vardı. Hatta Lacan Paris’te toplanan bir Kongre’de meşhur ‘ayna evresini’ anlatacağı gün Freud da aynı kongreye katılmak için şehirdeydi. Buna rağmen iki […]
Anketlerde iktidar partilerini geride bırakarak yerini sağlamlaştıran AfD'nin ilk kez bir eyalette tek başına iktidara gelme ihtimali, tansiyonu tırmandırdı. Aşırı sağcı partinin yasaklanması için art arda çağrılar yapılıyor. Gözler Başbakan Merz ve partisi Hristiyan Demokratlar’da.
‘Anlatılarda en çok kullanılan temalar’ listesinde, Rönesans ve Aydınlanma’dan bu yana yer alan özel bir başlık var: ‘Faustyen pazarlık’.
Önce Christopher Marlowe’un Doktor Faustus (1604) adlı oyununda ortaya çıkan, Goethe’nin Faust’unda (1790) zirve noktasına ulaşan bu temada, insanın kendince yüce gördüğü hedeflere ulaşabilmek uğruna şeytanla nasıl işbirliği yapabileceği konusu işlenir.
Anlatı tarihindeki Faustların ortak özelliği, insanlığın ve dünyanın tüm bilgisine ulaşabilme arzusudur. Bu bilginin sağlayacağı güçle tanrılaşacak, kurulmakta olan yeni bir dünyanın kralı olacaktır Faust. Bunun için, şeytanın elçisi Mephistopheles ile anlaşır. Her ne kadar Goethe’nin Faust’u finalde ruhunu Mephisto’ya teslim etmemeyi başarsa da, anlatı tarihindeki Faustlar genellikle Marlowe’un kahramanıyla aynı kaderi paylaşırlar: Saat gece yarısını vurduğunda Faustus’un bedeni ve ruhu iblisler tarafından parçalanarak cehenneme götürülür. Çünkü şeytanla anlaşma yapmak asla kazandırmaz, daima kaybettirir.
***
Benim çok sevdiğim ‘Faustyen pazarlık’ öykülerinden biri, meşhur bir Prag efsanesi:
Prag’ın ortasından geçen Vltava Nehri’nin en ünlü köprüsü olan Karl Köprüsü, gördüğü onca sele dayanmıştır da, 1393’te Nepomuklu Aziz Jan’ın kralın emriyle azgın sulara atılarak öldürülmesinden sonra bir türlü iflah olmamıştır. Aziz Jan’ın nehre atıldığı kemer o gün çökmüş, dönemin mimarları ne kadar uğraşsalar da o kemeri bir türlü eski haline getirememiştir. Duvarcıların gündüz inşa ettiği her şey gece yıkılmakta, ertesi gün tekrar yapılmakta ve nasıl oluyorsa gece yine yıkılmaktadır.
Şan ve nam kazanmaya kararlı bir duvarcı, bu ‘gündüz inşa-gece yıkım’ sürecini durdurmak için bildiği her şeyi dener ama bir türlü başarılı olamaz. Bir gece kara kara düşünürken, şeytan duvarcıya yardım teklifinde bulunur: Öyle bir harç hazırlayacaktır ki, yapılan kemer bir daha çökmeyecektir. Ama şeytan der ki, “İnşaat tamamlandıktan sonraki ilk şafak vakti köprüden geçen ilk kişinin ruhu benim olacak!”
Duvarcı teklifi kabul eder, kemer sapasağlam biçimde yeniden yapılır. Ama vakit yaklaşırken duvarcı, köprüden geçecek masum bir insanın ruhunu şeytana kurban etmenin ıstırabına dayanamayacağını anlar, şeytanı kandırmaya karar verir: Köprünün doğu ucundaki muhteşem kulede sakladığı bir horozu pencereden köprüye doğru salarak şeytana kurban edecek, böylece hem sözünü tutmuş hem de vicdanını kirletmemiş olacaktır.
Şafak vakti, kucağında horozla kulede beklerken, hamile karısının telaşla köprüye koştuğunu görür. Dehşete kapılır ama artık çok geçtir; çıraklardan birinin kılığına girip “Kocan köprüde kaza geçirdi, koş!” diyerek kadıncağızı kandırmış olan şeytan, duvarcının karısıyla doğmamış bebeğinin ruhunu alarak kayıplara karışır. Duvarcı, şeytanın kazanmayacağı hiçbir anlaşmayı imzalamayacağını unutmuştur.
***
Sinema tarihindeki en ünlü Faust anlatılarından biri, Faust’un değil onu yoldan çıkaran şeytan Mephisto’nun adını taşır. Macar yönetmen Istvan Szabo’nun 1981’de yaptığı Mephisto, 1930ların Almanyasında bir tiyatro oyuncusunun ruhunu faşizm şeytanına nasıl sattığını anlatır.
Hamburg’da yaşarken cesur bir anti-faşist olan, işçiler için politik tiyatro yapmak isteyen Hendrik Höfgen, Berlin’e taşınıp kariyer yapmaya başladıktan sonra ağır ağır değişir. Berlin’deki ilk günlerinde kıpkırmızı döşenmiş sahnelerde işçilere komünist marşlar söylerken, Nazi Partisi iktidara geldiğinde artık oyunculuk kariyerinden başka hiçbir şeyi önemsemeyen birine dönüşmüştür.
Bu süreçte komünist arkadaşları ‘kaybedilir’, eşi ve kendisi Nazilerin kara listesinde yer alır. Ama Hendrik “Almanya’da ne olduğu önemli değil, sahnede ne olduğu önemli!” der, araya tanıdıklar koyup Nazi büyükleriyle ilişkiler geliştirerek Berlin Devlet Tiyatrosu’ndaki kariyerine dönmeyi başarır. Hatta, Hamburg günlerinde Yahudilere hakaret ettiği için yanından kovduğu Hans Miklas adlı faşist oyuncuyla yeniden çalışmaya başlar. Oynadıkları oyun Faust, Hendrik’in canlandırdığı karakter ise Mephisto’dur. ‘Şeytanla anlaşma yapmak’ ile ‘şeytana dönüşmek’ arasındaki mesafe epey kısadır; Hendrik, huzursuzluklar nedeniyle Nazi Partisi’nden ayrılacağını söyleyen Miklas’ı ispiyonlayarak öldürülmesine yol açar.
Filmin en acayip sahnelerinden birinde, Nazi liderlerinin özel davetlerine çağrılacak kadar yükselmiş ve Devlet Tiyatrosu’nun müdürü olmuş Hendrik’in koridorda yürürken, üzerinde “Almanlar! Nazi zulmüne rıza göstermeyin!” yazılı küçük kağıtlar bulduğunu görürüz. Dava arkadaşlarını satarak “Alman tiyatrosunun arınması gerek!” diyen sefil ve düşkün Hendrik, korkuyla binanın her yerini, prova odalarını, koltuk aralarını, hatta tuvaletleri bile didik didik ederek bu kağıtlardan başka olup olmadığını araştırır. Bulduğu direniş çağrılarını metal bir kapta yakar, sonra külleri bir gazeteye sarıp yok etmek üzere cebine saklar.
***
Hem duvarcının hem de Hendrik’in öyküsünü epey tanıdık bulduğunuza eminim. Kiminiz bu satırları okurken Hendrik yerine ‘Tamer’, ‘Yavuz’, ‘Kemal’ gibi bazı isimler koydunuz belki de... Bir noktadan sonra hangi isim olduğu fark etmiyor artık; bunların hepsi aynı ‘Faustyen pazarlık’ düzeninin kurbanları... Kendilerini başkalarının gözünden görmeyi beceremedikleri, bu yüzden hangi hikayenin hangi karakteri olduklarını anlayamadıkları bu pazarlık düzeninde, hikayeye kurban olarak başlıyor, giderek ‘şeytan’ın ta kendisi oluyorlar.
Yeni parti şaşırtıcı bir patlama yapacak ve iktidar blokundaki çözülmeyi derinleştirecektir. AKP ve İslamcı oligarşinin hesaplarını “devlet aklı” diye yutturma palavrasına da son verecektir. Gecikme toplumsal muhalefetin, Özel ve ekibinin aleyhine olacaktır. Kısa sürede karar verilmelidir. Yeni parti adı için önerim de var.
Sigmund Freud 1856 yılında doğup 1939 yılında öldü. Düşünce hayatını tamamen onun teorisi üzerine kurup, psikanalizde devrim yaratan Jacques Lacan ise 1901 ile 1981 arasında yaşadı. Yani 38 yıl bounca görüşüp konuşma imkanları vardı. Hatta Lacan Paris’te toplanan bir Kongre’de meşhur ‘ayna evresini’ anlatacağı gün Freud da aynı kongreye katılmak için şehirdeydi. Buna rağmen iki […]
Anketlerde iktidar partilerini geride bırakarak yerini sağlamlaştıran AfD'nin ilk kez bir eyalette tek başına iktidara gelme ihtimali, tansiyonu tırmandırdı. Aşırı sağcı partinin yasaklanması için art arda çağrılar yapılıyor. Gözler Başbakan Merz ve partisi Hristiyan Demokratlar’da.
‘Anlatılarda en çok kullanılan temalar’ listesinde, Rönesans ve Aydınlanma’dan bu yana yer alan özel bir başlık var: ‘Faustyen pazarlık’.
Önce Christopher Marlowe’un Doktor Faustus (1604) adlı oyununda ortaya çıkan, Goethe’nin Faust’unda (1790) zirve noktasına ulaşan bu temada, insanın kendince yüce gördüğü hedeflere ulaşabilmek uğruna şeytanla nasıl işbirliği yapabileceği konusu işlenir.
Anlatı tarihindeki Faustların ortak özelliği, insanlığın ve dünyanın tüm bilgisine ulaşabilme arzusudur. Bu bilginin sağlayacağı güçle tanrılaşacak, kurulmakta olan yeni bir dünyanın kralı olacaktır Faust. Bunun için, şeytanın elçisi Mephistopheles ile anlaşır. Her ne kadar Goethe’nin Faust’u finalde ruhunu Mephisto’ya teslim etmemeyi başarsa da, anlatı tarihindeki Faustlar genellikle Marlowe’un kahramanıyla aynı kaderi paylaşırlar: Saat gece yarısını vurduğunda Faustus’un bedeni ve ruhu iblisler tarafından parçalanarak cehenneme götürülür. Çünkü şeytanla anlaşma yapmak asla kazandırmaz, daima kaybettirir.
***
Benim çok sevdiğim ‘Faustyen pazarlık’ öykülerinden biri, meşhur bir Prag efsanesi:
Prag’ın ortasından geçen Vltava Nehri’nin en ünlü köprüsü olan Karl Köprüsü, gördüğü onca sele dayanmıştır da, 1393’te Nepomuklu Aziz Jan’ın kralın emriyle azgın sulara atılarak öldürülmesinden sonra bir türlü iflah olmamıştır. Aziz Jan’ın nehre atıldığı kemer o gün çökmüş, dönemin mimarları ne kadar uğraşsalar da o kemeri bir türlü eski haline getirememiştir. Duvarcıların gündüz inşa ettiği her şey gece yıkılmakta, ertesi gün tekrar yapılmakta ve nasıl oluyorsa gece yine yıkılmaktadır.
Şan ve nam kazanmaya kararlı bir duvarcı, bu ‘gündüz inşa-gece yıkım’ sürecini durdurmak için bildiği her şeyi dener ama bir türlü başarılı olamaz. Bir gece kara kara düşünürken, şeytan duvarcıya yardım teklifinde bulunur: Öyle bir harç hazırlayacaktır ki, yapılan kemer bir daha çökmeyecektir. Ama şeytan der ki, “İnşaat tamamlandıktan sonraki ilk şafak vakti köprüden geçen ilk kişinin ruhu benim olacak!”
Duvarcı teklifi kabul eder, kemer sapasağlam biçimde yeniden yapılır. Ama vakit yaklaşırken duvarcı, köprüden geçecek masum bir insanın ruhunu şeytana kurban etmenin ıstırabına dayanamayacağını anlar, şeytanı kandırmaya karar verir: Köprünün doğu ucundaki muhteşem kulede sakladığı bir horozu pencereden köprüye doğru salarak şeytana kurban edecek, böylece hem sözünü tutmuş hem de vicdanını kirletmemiş olacaktır.
Şafak vakti, kucağında horozla kulede beklerken, hamile karısının telaşla köprüye koştuğunu görür. Dehşete kapılır ama artık çok geçtir; çıraklardan birinin kılığına girip “Kocan köprüde kaza geçirdi, koş!” diyerek kadıncağızı kandırmış olan şeytan, duvarcının karısıyla doğmamış bebeğinin ruhunu alarak kayıplara karışır. Duvarcı, şeytanın kazanmayacağı hiçbir anlaşmayı imzalamayacağını unutmuştur.
***
Sinema tarihindeki en ünlü Faust anlatılarından biri, Faust’un değil onu yoldan çıkaran şeytan Mephisto’nun adını taşır. Macar yönetmen Istvan Szabo’nun 1981’de yaptığı Mephisto, 1930ların Almanyasında bir tiyatro oyuncusunun ruhunu faşizm şeytanına nasıl sattığını anlatır.
Hamburg’da yaşarken cesur bir anti-faşist olan, işçiler için politik tiyatro yapmak isteyen Hendrik Höfgen, Berlin’e taşınıp kariyer yapmaya başladıktan sonra ağır ağır değişir. Berlin’deki ilk günlerinde kıpkırmızı döşenmiş sahnelerde işçilere komünist marşlar söylerken, Nazi Partisi iktidara geldiğinde artık oyunculuk kariyerinden başka hiçbir şeyi önemsemeyen birine dönüşmüştür.
Bu süreçte komünist arkadaşları ‘kaybedilir’, eşi ve kendisi Nazilerin kara listesinde yer alır. Ama Hendrik “Almanya’da ne olduğu önemli değil, sahnede ne olduğu önemli!” der, araya tanıdıklar koyup Nazi büyükleriyle ilişkiler geliştirerek Berlin Devlet Tiyatrosu’ndaki kariyerine dönmeyi başarır. Hatta, Hamburg günlerinde Yahudilere hakaret ettiği için yanından kovduğu Hans Miklas adlı faşist oyuncuyla yeniden çalışmaya başlar. Oynadıkları oyun Faust, Hendrik’in canlandırdığı karakter ise Mephisto’dur. ‘Şeytanla anlaşma yapmak’ ile ‘şeytana dönüşmek’ arasındaki mesafe epey kısadır; Hendrik, huzursuzluklar nedeniyle Nazi Partisi’nden ayrılacağını söyleyen Miklas’ı ispiyonlayarak öldürülmesine yol açar.
Filmin en acayip sahnelerinden birinde, Nazi liderlerinin özel davetlerine çağrılacak kadar yükselmiş ve Devlet Tiyatrosu’nun müdürü olmuş Hendrik’in koridorda yürürken, üzerinde “Almanlar! Nazi zulmüne rıza göstermeyin!” yazılı küçük kağıtlar bulduğunu görürüz. Dava arkadaşlarını satarak “Alman tiyatrosunun arınması gerek!” diyen sefil ve düşkün Hendrik, korkuyla binanın her yerini, prova odalarını, koltuk aralarını, hatta tuvaletleri bile didik didik ederek bu kağıtlardan başka olup olmadığını araştırır. Bulduğu direniş çağrılarını metal bir kapta yakar, sonra külleri bir gazeteye sarıp yok etmek üzere cebine saklar.
***
Hem duvarcının hem de Hendrik’in öyküsünü epey tanıdık bulduğunuza eminim. Kiminiz bu satırları okurken Hendrik yerine ‘Tamer’, ‘Yavuz’, ‘Kemal’ gibi bazı isimler koydunuz belki de... Bir noktadan sonra hangi isim olduğu fark etmiyor artık; bunların hepsi aynı ‘Faustyen pazarlık’ düzeninin kurbanları... Kendilerini başkalarının gözünden görmeyi beceremedikleri, bu yüzden hangi hikayenin hangi karakteri olduklarını anlayamadıkları bu pazarlık düzeninde, hikayeye kurban olarak başlıyor, giderek ‘şeytan’ın ta kendisi oluyorlar.