Bahçeli’den İran ile ABD arasındaki ateşkesinin sona ermesine ilişkin açıklama
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında konuşuyor.
Bahçeli’nin konuşması şöyle:
Bazı şehirler vardır ki ev sahibi yaptıkları hadise ile değil, hadisenin ruhuna kazandırdıkları mana ve tarihin akışına attıkları imzayla hürriyetlerini tasdik eder. İşte Ankara böyledir.
Polatlı bozkırlarından yankılanan top seslerine rağmen adımlarını geriye kaçırmayan, Sakarya’nın kanla yoğrulmuş siperlerinde milletimizin varlık-yokluk imtihanına şahitlik eden; Ulus’ta duaların, tekbirlerin ve istiklal yeminlerinin birbirine karıştığı büyük direniş iradesinin ilk belgesini duvarlarına sindiren Ankara; dün esarete geçit vermeyen millî mücadelenin karargâhı, bugün ise dünya liderlerine ev sahipliği yaparak küresel siyasetin rotasını çizen pusuladır.
Ankara; işgal kapıya dayandığında geri çekilmeyen iradenin, yokluk içinde devletimizi küllerinden yeniden doğuran, ateşten gömlek giyip milletine istiklal biçen ferasetin adıdır. Bir zamanlar direnişin karargâhı olan bu aziz şehir, bugün küresel güvenlik mimarisinin tartışıldığı uluslararası platformlara ev sahipliği yaparken yeni dönemin stratejik tartışmalarına istikamet kazandıran bir merkez olduğunu göstermiştir.
Bu sebeple Ankara’da toplanan NATO Zirvesi’ni herhangi bir diplomasi faaliyeti gibi okumak eksik ve sakat bir değerlendirme olacaktır. Ankara’da yetmiş yıl yaşayan ittifak hukukunun muhasebesi yapılmış, Soğuk Savaş yıllarının hayalet cephe hatlarından bugünün çok katmanlı güvenlik bunalımlarına uzanan uzun yolun hesabı görülmüştür.
Ankara’da, 5. maddenin müşterek savunma ruhundan Ukrayna’ya verilen askerî desteğin geleceğine, 50 milyar doları aşan yeni tedarik hamlelerinden savunma sanayiinde ortak üretim arayışlarına, Avrupa’nın yıllarca ertelediği caydırıcılık açıklarından müttefikler arasındaki ambargo ve kısıtlama çelişkilerine, İran’ın nükleer programından Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer emniyetine, Suriye’de açılmak istenen yeni sayfadan Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan hassasiyetlerimize kadar geniş bir güvenlik kuşağının bütün açmazları aynı anda ele alınmıştır.
Ankara’da müttefikliğin yalnızca kameraların parlak ışıkları altında verilen pozlardan, kriz günlerinde yayımlanan yalan kınama mesajlarından, kürsülerde cilalanmış cümleleri birbiri ardına sıralamaktan ibaret olmadığı; hakiki müttefikliğin hakkaniyet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma üzerine bina edileceği açıkça anlaşılmıştır.
Zira devletler de ittifaklar da kürsülerden haykırılan süslü beyanların geçici cazibesiyle değil; badire anlarında sınanan sadakatlerle, yük omuzlara çöktüğünde gözlerin çevrildiği adaletle, gecesini gündüzüne katarak çalışan iradenin gösterdiği sebatla ayakta durur.
Kadim Türk devlet mirası bu hakikati, zamanın aşındıramadığı mutlak bir esas olarak akıllarımıza nakşetmiştir. Bilge Kağan, bin yılı aşkın zaman önce “Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım.” derken anlattığı şey ne kadar yorulduğu değil; devleti kurmanın, devleti yaşatmanın ve milleti felaketten sakınmanın bedelinin ne denli ağır olduğudur.
Bugün de karşımızdaki resim aynı duruma işaret etmektedir.
Şimdi size soruyorum: Zamanın akışını kim okuyacaktır? Görünürdeki sükûnetin altında kaynayan kazanların ateşini kim teşhis edecektir? Müttefik sözlerinin arkasındaki samimiyet derecesini kim ölçecektir? Dostluk beyanlarının satır aralarında saklanan menfaat hesaplarını kim fark edecektir? Krizlerin gölgesinde kurulan yeni denklemleri, diplomatik tebessümlerin gerisindeki soğuk hesapları kim görecektir? Kim sabretmeyi bildiği kadar set çekmeyi, müzakere etmeyi bildiği kadar hakkını müdafaa etmeyi gösterecektir?
Cevap bellidir: O da Türkiye’dir.
Türkiye, NATO’da yalnızca stratejik konumuyla değil; tarihî birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve millî kudretiyle yeni dönemi kuracak aktörlerden biri hâline gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi’nde bir kez daha tebârüz etmiştir. Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır. Bu devir; yalnızca fabrikada üretimin, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir.
Böylesi bir çağda güvenlik yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim süreciyle ölçülecektir. Bugün NATO’nun önündeki mevzu aslında budur. İttifak bu yeni güvenlik çağının idrakine varmış mıdır? Külfet ve yük paylaşımını gerçek bir adalet zeminine oturtacak mıdır? Savunma sanayiini birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçecek midir? Müttefikler arasında örtülü ambargo, lisans kısıtlaması, siyasi blokaj ve tedarik engeli gibi ittifak hukukunu yaralayan çelişkileri ortadan kaldırabilecek midir?
Ankara Zirvesi işte bu soruları NATO’nun önüne koymuştur.
Sayın Cumhurbaşkanımızın savunma sanayii kısıtlamalarının sona erdirilmesine dair çağrısı, Ankara Zirvesi’nin başlıca ikazlarından biridir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, F-35 sürecinin yeniden ele alınması yönünde beliren irade önemlidir. Ancak üzerinde durmamız gereken husus, Türkiye’nin yıllardır karşı karşıya bırakıldığı haksız muamelenin ittifak düzeninde meydana getirdiği itimat aşınmasını gidermektir.
Zira Türkiye’nin sahadaki fedakârlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak akıl kârı değildir. Şayet bugün şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin harp envanterinde yerli ve millî üretim oranımız %80’lere ulaşan muazzam bir şahlanışa dönüşmüşse, bu; dayatılan esaret cenderesinin nasıl parçalandığının resmidir.
Bu sebeple Türkiye namına bu saatten sonra atılacak her olumlu adım bir lütuf değil; geç de olsa, güç de olsa hakkaniyet ve hakikat ibresinin yerini bulmasıdır.
Değerli milletvekilleri;
Yeni güvenlik çağının en dikkat çekici taraflarından biri de uzay ve istihbarat boyutunun artık savunmanın ayrılmaz parçası hâline gelmesidir. Bu bakımdan İMECE başlığı son derece anlamlıdır. İMECE’nin NATO’nun uzay ufkunda yeni bir kabiliyet olarak gündeme gelmesi, Türkiye’nin savunmayı yalnızca karada, denizde ve havada değil, uzayda da düşünen bir devlet aklına ulaştığını göstermektedir.
İMECE; Türk mühendisinin mavi gökleri aşan kabiliyeti, semaların ötesini görüp fezanın karanlığını al bayrağımızla aydınlatmayı düşünen millî teknoloji hamlesidir.
Uzayın zifiri karanlığını delip geçen İMECE, gökkubbeyi yırtan KAAN’ın çelik kanatlarında kendini gösteren irade, yerli ve millî savunma davamızın insansız muharebe sahasındaki öncüsü KIZILELMA, göklerdeki yeni nizamın habercisi olan AKINCI ve AKSUNGUR, Mavi Vatan’ın engin sularında tüm heybetiyle süzülen TCG Anadolu ve MİLGEM şaheserleri, karada düşmanın yüreğine korku salan Altay tankımız, tehditleri bertaraf eden Tayfun ve Bora füzelerimiz, vatan sathını uçtan uca saran Çelik Kubbe’mizin kilit taşları mesabesindeki SİPER ve HİSAR sistemlerimiz; karada, denizde, havada ve uzayda hükümranlık haklarımızın tavizsiz muhafızlarıdır.
Böylesi devasa bir envantere elbette kolay ulaşmadık. Can Azerbaycan Türkü merhum şair Hüseyin Cavid’in ölümsüz dizelerinde ifade ettiği gibi:
“Her karanlıkta çırpınır bir nur,
Her hakikatte bir hayal uyur.”
Karşımızdaki bu muzaffer tablo; karanlıkta çırpınan nurun seher vaktine kavuşmasının, sabırla büyüyen hayallerin çelikten hakikatlere dönüşmesinin adıdır.
“Türk’e imkânsız de, sonra da otur izle.” dediğimiz noktada yedi düvele seyrettirdiğimiz nihai utkudur.
Yıllarca ilmek ilmek dokunan o vakur sabrın, ambargoların paslı prangalarını söküp atan Türk mühendislerimizin keskin zekâlarının, savunma sanayiinde ter döken işçilerimizin emeklerinin bereketli mahsulüdür.
Ayrıntılar geliyor…
To read the full story from the source: Elips Haber






