Aynı Evde Büyüdük, Aynı Çocukluğu Yaşamadık. B/1
Belki de bizi yıllar sonra birbirimizden uzaklaştıran şey yaşadıklarımız değil; aynı geçmişe yüklediğimiz farklı anlamlardır.
Bayramın ikinci günüydü. Çocukluğumuzun geçtiği o eski ev, yıllar sonra yeniden nefes alıyor gibiydi. Kapı sabahın erken saatlerinden beri hiç durmadan açılıp kapanıyor, her gelenle birlikte ev biraz daha geçmişe benziyordu. Mutfaktan yükselen taze çayın kokusu, yeni pişmiş böreklerin sıcaklığına karışıyor; bahçede oynayan çocukların neşeli çığlıkları, yıllar önce aynı taşların üzerinde koşturduğumuz günleri usulca bugüne taşıyordu. Salonun duvarlarında asılı fotoğraflar bile sanki bizi izliyor, “Hoş geldiniz.” der gibi sessizce gülümsüyordu. Bir köşede teyzem telaşla boşalan tabakları topluyor, diğer tarafta kuzenlerim çocuklarının peşinden koşuyordu. Hepimiz yaş almıştık. Kimimizin saçlarına ak düşmüş, kimimizin gözlerinin kenarında ince çizgiler belirmişti. Ama o evin içine girince insanın yaşı kapının dışında kalıyordu. Sanki yıllar, eşiği geçemiyor; içeriye yalnızca çocukluğumuz girebiliyordu.
Masanın etrafında yerimizi aldığımızda konuşmalar bugünden başladı. Kimimizin çocuğu üniversiteyi bitirmişti, kimimiz torun sahibi olmuştu, kimimiz emeklilik planlarından söz ediyordu. Fakat aile sofralarının tuhaf bir huyu vardır. Ne kadar bugünü konuşmaya çalışırsanız çalışın, geçmiş mutlaka bir yerden söze karışır. Önce eski bayramlar açıldı. Sonra dedemin her bayram anlattığı aynı fıkra… Anneannemin mutfaktan hiç eksik olmayan telaşı… Bahçedeki erik ağacına ilk kimin çıktığı… Kış akşamlarında sobanın etrafında toplanıp dinlediğimiz hikâyeler… Anılar peş peşe masaya gelmeye başladı. Her hatırayla birlikte yüzlerde yeni bir tebessüm beliriyor, sanki yıllardır açılmayan bir sandığın kapağı usulca aralanıyordu. O an içimden, “Ne güzel…” diye geçirdim. “Demek ki insanın çocukluğu hiçbir yere gitmiyor. Sadece sessizce bizi bekliyor.”
Tam o sırada kuzenlerimden biri çayından küçük bir yudum aldı, gülümsedi ve oldukça sıradan bir cümle kurdu.
“Anneannem hep beni diğerlerinizden biraz daha fazla severdi.”
Masada önce kahkahalar yükseldi. Hepimiz bunun eski bir şaka olduğunu düşündük. Fakat karşısında oturan kuzenim hiç gülmedi. Gözlerini ondan ayırmadan, son derece sakin bir sesle cevap verdi.
“Hayır… En çok beni severdi.”
Bu kez masadaki gülüşmeler azaldı.
Derken başka bir kuzen söze karıştı.
“İkiniz de yanlış hatırlıyorsunuz.”
Sonra biri daha…
“Bana özel ördüğü kazağı unuttunuz galiba.”
Bir başkası…
“Ben hastalandığımda üç gece başımdan ayrılmamıştı.”
Bir diğeri…
“Bana her bayram gizlice harçlık verirdi.”
Bir anda masanın etrafındaki herkes konuşmaya başladı. İlginç olan, hiç kimsenin şaka yapmıyor oluşuydu. Kimse diğerini yalancılıkla suçlamıyor, kimse haklı çıkmaya çalışmıyordu. Herkes yalnızca kendi hatırladığı çocukluğu anlatıyordu. Herkesin sesinde aynı kesinlik vardı. Aynı kadından, aynı evden, aynı yıllardan söz ediyorduk. Ama sanki her birimiz bambaşka bir hikâyenin içinden çıkıp gelmiştik.
Ben ise konuşmaları dinlerken yavaşça sustum. Çay bardağımı elimde tutuyor ama artık ne söylendiğini değil, söylenenlerin ardındaki sessizliği dinliyordum. Gözüm bir an masanın etrafında dolaştı. Aynı anneannenin dizinin dibinde büyümüş sekiz insan… Aynı bayram sabahlarına uyanmış, aynı sofraya oturmuş, aynı bahçede oynamış sekiz çocuk… Ve şimdi, yıllar sonra, sekiz farklı çocukluk anlatıyordu.
İşte o an içimde, daha önce hiç sormadığım bir soru sessizce doğdu.
Acaba biz gerçekten aynı çocukluğu mu yaşadık?
Bu soru, konuşmalar bittikten sonra da peşimi bırakmadı. Eve dönerken arabada camdan dışarı bakıyor ama gördüğüm hiçbir şeye odaklanamıyordum. Zihnim hâlâ o sofradaydı. İlk düşündüğüm şey hafızaydı. Belki yıllar bazı ayrıntıları değiştirmişti. Belki hepimiz zamanla bazı şeyleri eksik ya da farklı hatırlıyorduk. Fakat biraz düşündükten sonra bunun cevabı olmadığını hissettim. Çünkü masadaki hiç kimse tereddüt etmemişti. Kimse “Galiba…” ya da “Yanlış hatırlıyor olabilirim.” dememişti. Herkes anlattığı hikâyeye bütün kalbiyle inanıyordu.
İşte tam o anda, zihnimde ikinci bir kapı açıldı.
Belki de mesele hafıza değildi.
Belki mesele, aynı hayatın her birimizin içinde bambaşka anlamlara dönüşmesiydi.
Ve belki de insanı şekillendiren şey yaşadığı olaylar değil, o olayların içinde kendisi hakkında verdiği sessiz kararlardı.
O gece, yıllardır ilk kez çocukluğumu değil…
Çocukluğuma baktığım pencereyi düşünmeye başladım.
(Devam edecek…)
Aynı Evde Büyüdük, Aynı Çocukluğu Yaşamadık. B/1 was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






