Savunma sanayiinin geleceği bu lisede yetişiyor
TIR, kavşakta 2 otomobile çarptı; 5 yaralı
Keep exploring
KYK yurdunda işçi kıyımı: “52 yaşında kim işe alır beni?”
Zorlu Korteks işçileri direnişi dokuyor
Emek Servisi
Zorlu Holding’e ait Bursa’daki Korteks Tekstil Fabrikası’nda işçiler eylemlerinin 7’nci gününü geride bıraktı. Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrika önünde bir araya gelen tekstil emekçileri 2 vardiya öncesinde “Direne direne kazanacağız” sloganlarıyla yürüdü.
Geçen haftalarda Korteks işçilerini temsil eden Teksif Sendikası ve fabrika yönetimi arasıdaki toplu iş sözleşmesi görüşmeleri tıkandı. Grev kararı fabrikanın kapısına asılırken grevin başlangıç tarihi paylaşılmadı.
Devlet eliyle orman yıkımı: Tahsisler
Ülkede bir süredir maden ruhsatlarının bazı illerin yüzölçümümün önemli bir kısmını kapsadığı tartışılıyor. Ormanların, meraların, tarım alanlarının, yerleşim yerlerinin vb. alanların madencilik faaliyetleriyle yok edileceğine dair endişe ve tepkiler gün geçtikçe artıyor. Madencilik faaliyetleri hakkında tepkiler artınca bu konuya Nisan ayında bu sayfalarda değinmiştim. Fakat ne yazık ki sorun sadece madencilik faaliyetleriyle sınırlı değil, devlet ve sermaye eliyle yürütülen 80’i aşan farklı faaliyet ormanlarımızı ciddi şekilde tehdit ediyor.
Ormanlarımız; enerji ve madencilik tesisleri, otel ve moteller, havaalanları, otoyollar vb. üretim, ticaret, eğitim, sağlık ve altyapı vb. tesislerle işgal edilmiş durumda. Üstelik bu alanlar, kâğıt üzerinde hâlâ orman olarak gösteriliyor. Ormanların ormancılık amacı dışında kullanımı veya tahsisi olarak adlandırılan bu faaliyetler günümüzde 845 bin hektara ulaştı. Bu miktar tüm ormanlarımızın yüzde 3,6’sına denk geliyor. Kâğıt üzerinde hala orman olarak görülen bu alanlar, aslında başka faaliyetler için kullanılmasına ve çoğunun tekrar orman ekosistemine dönüşme olasılığı olmamasına rağmen fiili ormansızlaşma istatistiklere yansımamakta ve ormansızlaşmaya karşı alınması gereken önlemler ihmal edilmekte.
Ormanların bu şekilde tahsisi 1970’li yıllardan beri devam ediyor. Ancak bu işlemlerin sayısı ve tahsis amacı AKP döneminde hızla arttı ve artmaya devam etmekte. 2004'ten 2024'nin sonuna kadar yapılan toplam tahsisler 593 bin hektara ulaştı. Bu miktar, yapılan toplam tahsislerinin yüzde 70’ine karşılık geliyor. AKP döneminde ortalama yıllık tahsis 28 bin hektar fakat bu miktar son 12 yılda şiddetini arttırarak 35 bin hektara ulaştı.
Tahsisler konusunda Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) paylaştığı veriler çok sınırlı; ayrıntılı bilgiler uzmanlarla ve kamuoyuyla paylaşılmıyor. Biz de bu durumda farklı bir yöntem seçerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan 2012-2022 yılları arasında çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı almış 1549 projeyi inceledik ve bunların 1311’ini orman tahsisleri açısından değerlendiren bir araştırma* yaptık. Bu çalışmaya göre, tahsislerde enerji ve madencilik projeleri ağırlık kazanıyor. Enerji projeleri Marmara ve Ege bölgelerinde, madencilik projeleri ise İç Anadolu Bölgesi’nde ağırlık kazanıyor. En çok enerji ve madencilik projesi bulunan ilk beş il sırasıyla; Ankara, Çanakkale, Konya, Antalya ve İzmir.
∗∗∗
Enerji projelerinin yüzde 72,7’si ve madencilik projelerinin yüzde 64,6’sı, turizm projelerinin de yüzde 6’sında orman alanı tahsisi var. Yani enerji ve maden projelerinin 3’te 2’sinde mutlaka orman alanı tahsisi söz konusu. Enerji projelerinin toplam alanının yüzde 33,54'ünün ve madencilik projelerinin de yüzde 31,3'ünün ormanlık alanlara denk geldiği görülüyor. Yani bu enerji ve maden projeleri hayata geçirilirse, proje alanlarının üçte biri orman alanı içinde yer alacak ve her projede bu oranda orman ekosistemi tahrip edilecek.
Madencilik projeleri tepki çekse de enerji projelerinin de onlardan eksiği yok. En çok orman alanına zarar verecek on projenin sekizi enerji, ikisi madencilik projesi. Bunların en büyüğünün, yani tek bir projenin yok edeceği orman alanı miktarı 22 bin hektar. Son yıllarda yanan orman alanlarının dörtte birinin trafo ve enerji iletim hatlarından kaynaklanan yangınlar sonucu zarar gördüğünü hatırlatmakta yarar var.
İlgili makalemizde bu projeler hayata geçerse 31 milyon 104 bin ağacın kesileceğine kadar ayrıntılı bilgiler de var. Fakat burada hatırlatmak isterim ki bu çalışma sadece 2012 ile 2022 yılları arasında ÇED olumlu kararı almış 1311 projeden elde edilen bilgileri içeriyor. 2012’den önce veya 2022’den sonra ÇED olumlu kararı almış, ÇED’e tabii olmayan veya ÇED gerekli değildir kararı almış olan binlerce projeyi dahil ettiğimiz zaman, özellikle enerji, madencilik ve turizm projeleri yüzünden yok edilmiş veya yok edilecek olan yüzbinlerce hektarlık orman ekosistemini düşünebiliyor musunuz?
∗∗∗
Biz bunları düşünürken geçen hafta TBMM’den ormanları biraz daha yok edecek bir torba yasa daha geçti. Geçen maddelerden biri OGM’ye “karbon yutak ormanları kurma, kurdurma veya mevcut ormanları bedel karşılığı tahsis etme” yetkisi veriyor. Yani ormanlarımıza zarar verecek yeni bir tahsis açılımı yapıldı. Oysa bu konunun uzmanı meslektaşım Prof. Dr. Doğanay Tolunay, mevcut ormanların tuttuğu karbonun gönüllü piyasalarda ticaretinin mümkün olmadığını, gönüllü karbon piyasalarında alınıp satılabilecek projelerin ülkenin emisyon azaltımına ya da karbon yutak alanlarındaki karbon birikimine ek katkı sağlamayacağını söylüyor. O zaman bu yeni tahsisler ne işe ve kime yarayacak? Şimdi onu da düşünmenin zamanı.
*Atmiş, E., Yıldız, D. & Erdönmez, C., 2024. A different dimension in deforestation and forest degradation: Non-forestry uses of forests in Turkey. Land Use Policy 139 (2024): 107086
Mecburiyet ittifakı
Az kalsın fidan dikeceklerdi
Ankara’daki NATO zirvesi öncesi onlarca kişi gözaltına alındı, 103 kişi tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında aralarında Türkiye’de yıllardır çevrenin korunması için çalışan TEMA Vakfı’nın yaşları 60 ila 79 arasında değişen 42 gönüllüsü de vardı. Vakfın Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’in de aralarında olduğu altı TEMA gönüllüsü tutuklandı. Sadece çevreciler değil, akademisyenler, avukatlar, sendikacılar da bir “torba gözaltı” hamlesiyle kendilerini emniyette ve hapiste buldu.
TEMA Vakfı adını erozyonla mücadele ve ağaçlandırma çalışmalarıyla duyurmuştu. Bu çalışmaları da devam ediyor, yıllar boyunca yaptıkları faydalı işler de ortada. O yüzden de çevreci dostlarımızın evlerindeki fidanları dikmeden, başarılı bir operasyonla gözaltına alındığını düşünüyorum. Düşünsenize, ya bir de o fidanları dikselerdi? NATO için büyük bir tehdide dönüşecek meşe palamutlarının, Ankara etrafında konuşlandırıldığını düşünmek bile istemiyorum. Yaşları 70’in üzerindeki çevreci kadınlara “Silahlı eğitim aldınız mı” sorusu da çok yerinde olmuş. Fidan dikerken kullandıkları çapalarla kim bilir ne eylemler planlıyorlardı?
Neyse ki büyüklerimiz bizim yerimize düşünüyor hatta bizim görmediklerimizi görüyor. Ankara’nın gecekondularını görüp paravanların arkasına aldılar örneğin. Herkesin bizi kıskandığı ülkemizde sıvasız, çerçevesiz evler olduğunu aklımızdan bile geçiremez, tahmin bile edemezdik. Onlar biliyormuş, hemen boyayıverdiler beyaza. Boyamakla düzelmeyecek olanları da paravanların arkasında sakladılar. Sokaklardaki hayvanları bile görüyor büyüklerimiz, NATO’yu ısırır, tırmalarlar diye onların da toplatılmasını istediler. Aslında Ankara’yı tatile gönderseler çok daha pratik bir çözüm olurdu ama 24 yıl sonunda bütçenin durumu malumunuz…
Şaka bir yana durum vahim. Dünyanın en büyük silahlı birliğinin, yoksul halktan, sokaktaki kediden, fidan diken teyzeden, üniversitedeki hocadan korktuğuna mı inanalım yoksa dünyaya ve Türkiye’ye “her şey tıkırında” mesajı veren hükümetin, halkının NATO zirvesi için Ankara’ya geleceklere, ülkenin gerçek durumunu anlatmasından çekindiğine mi? Doğru yanıt “b” seçeneği gibi görünüyor. Hükümetin istediği gibi yazıp çizmeyecek gazetecilere toplantıyı izleme şansı bile verilmemesi de bunu ispatlıyor.
Hükümet, NATO zirvesi sırasında sadece iktidarlarına övgüler yağdıran ve toz kondurmayanların haber yapmasını istiyor. Ankara sokaklarında bu iktidara biat eden yurttaşların dolaşmasını tercih ediyor. Halklarını yoksul bıraktıkları için utanmıyorlar ama yoksul halkın yabancılar tarafından görülmesini istemiyorlar.
Akademisyenleri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Avukatları sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Çevrecileri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Sendikacıları sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Gazetecileri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Hayvanları sevmiyorlar, toplatıyorlar.
Yoksulu sevmiyorlar, gizliyorlar.
Her şey karşılıklı elbette bu dünyada, onu unutuyorlar.
Futbol asla sadece futbol değildir!
Sanırım milli takımın son Dünya Kupası maçını izlemek için sabahın erken saatinde kalkanların sayısı, ilk iki maç için kalkanlardan az olmuştur. Grup birincisi ve ev sahibi ABD’ye karşı oynanmasına karşın.
Sadece sanmadığım, ama net olarak gördüğüm bir fark da maçın ardından söylenenlerdi. İlk iki maçın ardından Montella’nın en fazla tekrar ettiği sözcükler kader, nasip ve şanstı! “Kader bizden yana değildi. Nasipten öte yol yok!”
Kendisini eleştirenlere, onlardan “çok daha Türk” olduğunu söyleyerek yanıt vermesini de unutamam. Kaybedilen ilk iki maç sonrası “kader, nasip, şans” deyip kazanılan son maçın ardından bu sözcükleri hiç kullanmaması, “Türkten çok Türk” olduğunun kanıtı sayılabilir.
Neyse, futbol yorumu yapacak değilim.
Simon Kuper’in Football Against the Enemy (Düşmana Karşı Futbol) kitabının Türkçe baskısı ‘Futbol Asla Sadece Futbol Değildir’ adıyla yayımlandı. Kitap, futbolun hiçbir zaman siyasetten ve toplumdan bağımsız olmadığını; sahadaki mücadelenin çoğu zaman ülkelerin, kimliklerin, tarihlerin ve ideolojilerin daha geniş çatışmalarını yansıttığını anlattığı için
Eduardo Galeano da Türkçe’ye aslına uygun olarak Gölgede ve Güneşte Futbol adıyla çevrilen kitabında futbolun yalnızca bir oyun olmadığını; tarih, sınıf, siyaset, tutku ve insan hikâyeleriyle iç içe olduğunu anlatır. Galeano’nun kitabı, “Futbol asla sadece futbol değildir” düşüncesinin şiirsel bir anlatısı gibidir. Güneşi neşe, yaratıcılık ve ortak hayaller olan futbolun gölgesi para, iktidar, manipülasyon ve siyasettir.
Galeano da Kuper de futbolun, tüm diğer toplumsal alanlar yanında, siyasetle ilişkisini de gösterirler.
Şu Dünya Kupası hâlimize bakınca, bu ilişkiyi kurmak için Galeano ve Kuper’e ihtiyaç olmadığı görülür. Takım kaptanının Erdoğan olduğu bir marşla; uçaklar, dronlar, füzeler eşliğinde nice diyarlara diz çöktürmek ve sahaları titretmek için gittik. Neyse ki bir son dakika golüyle “başımız dik” dönüyoruz! İki geri bir ileri, tersten mehter yürüyüşüyle!
Siyasetle ilişkisini kuracaksak, her ikisini de “skor merkezli” yapmanın kalıcı başarılar sağlamayacağını söylemeliyiz. Ne tek başına bir seçim başarısı ne de bir maçta alınan galibiyettir asıl anlamlı olan. Toplumu ortak bir amaç etrafında birleştirme ve anlam yaratma konusunda başarılı olamamışsanız!
Futbolda da siyasette de başarı, ancak uzun vadeli bir planla, disiplinli çalışmayla, doğru insanları seçerek iyi bir takım kurmakla, eleştiriye ve değişime açık olmakla geliyor!
İki günlük bir NATO zirvesi için Türkiye’ye gelenler, arkadaki gerçekliği NATO yazılı panolarla gizlenmiş, duvarları süslenmiş yollardan ve ön cepheleri boyanmış konutları izleyerek ulaşacaklar toplantı mekânlarına.
Olası protestocular önceden tutuklandığı için belki çıt çıkmayan bir başkentte yapacaklar tartışmalarını. Formun Üstü
Rahatsız edici sorular sorması olası gazeteciler yasaklanıp onlardan uzak tutulacaklar.
Böylece sona eren NATO zirvesi ardından skor tabelasında “zafer” (mi) yazacak Türkiye için!
Zafer mi, yoksa İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) gibi uluslararası kurumların “Ankara sokaklarını muhtemel protestoculardan arındırmaya çalışmak, Türkiye hükümetinin derinleşen baskısını daha da açık biçimde ortaya koyuyor” şeklindeki değerlendirmeleri mi daha kalıcı bir iz bırakacak?
Futbol sadece futbol değilse ve siyasetle de ilişkiliyse uluslararası liglerde iyi anılabilmek için demokrasi, özgürlük ve adalet vizyonlu, toplumun gerçek gereksinimlerine yanıt veren, yetkin ve güvenilir bir yönetimle yürümek şart!
“Kader bizden yana değildi. Nasipten öte yol yok!” dememek için…
Emperyalizme karşı şimdi hep birlikte
Politika Servisi
Ankara’da 7-8 Temmuz’da yapılacak olan NATO zirvesi öncesi toplumsal muhalefet bileşenlerine yönelik kuşatma sürüyor. Gözaltına alınan 209 kişiden 103’ü önceki gün tutuklanırken 86’sı adliyeye sevk edildi. Açıklamalarda “Emperyalistlere karşı hep birlikte direneceğiz” denildi
Emperyalist devlet liderlerini ağırlamak için seferber olan Saray rejimi, 7-8 Temmuz'da Ankara'da gerçekleşecek NATO zirvesi öncesinde ülke genelinde fiilen OHAL uyguluyor. Sabah baskısıyla gözaltına alınan yurttaşlar, toplantı ve yürüyüşlerin iki hafta boyunca yasaklanması, başkentte yapılan çevre düzenlemeleri alınan önlemlerin sadece bir kısmı. İktidarın toplumsal muhalefete yönelik baskılarına tepkiler sürerken ev baskınları ile gözaltına alınan 86 kişi daha tutukluluk talebiyle savcılığa sevk edildi. 4’ü emniyet ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.
HAK İHLALLERİ SORUŞTURULMALI
Ev baskınları sonucu gözaltına alınan ve aralarında Doç. Dr. Emel Memiş, gazeteci Yıldız Tar, TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer, ÇHD avukatları Semra Demir ve Kürşat Bafra’nın da bulunduğu 209 kişiden 103 önceki gün tutuklanmış, 26 kişi hakkında da ev hapsi cezası verilmişti. Yapılan operasyonlar ve tutuklamalar sonrası dün de tepkiler yükselerek devam etti. Diyarbakır Barosu’ndan yapılan açıklamada gözaltına alınanların kötü muameleye uğradıklarını belirtilirken işkencenin insanlık suçu olduğuna vurgu yapıldı.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Kamuoyuna yansıyan bilgiler ve müdafilerin beyanlarına göre; gözaltı işlemleri sırasında işkence ve kötü muamele yasağını ihlal edebilecek uygulamaların yaşandığı yönünde ciddi iddialar bulunmaktadır. İşkence ve kötü muamele yasağı mutlak nitelikte olup, bu iddiaların etkili ve bağımsız biçimde soruşturulması devletin yükümlülüğüdür.”
Yaşanan hak ihlallerinin soruşturulması gerektiği belirtilen açıklamada, “Başta işkence ve kötü muamele iddiaları olmak üzere tüm hak ihlali iddialarının etkili, bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmasını, hukuka aykırı şekilde uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerine derhâl son verilmesini ve kişi özgürlüğünü kısıtlayan işlemlerin hukuka uygunluk ilkesi çerçevesinde kaldırılmasını talep ediyoruz” denildi.
ÜLKEYİ NATO’YA TESLİM ETMEYECEĞİZ
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ile bağlı odalar da yaptıkları ortak açıklamada iktidarın NATO seferberliğine tepki gösterdi.
Açıklamada, NATO’nun kuruluşundan bu yana halklara savaş, işgal ve istikrarsızlık getirdiği vurgulanırken Orta Doğu başta olmak üzere bölgenin emperyalist müdahaleler ve çatışmaların hedefi haline getirildiği görüşüne yer verildi. Savaş politikalarının ekonomik ve toplumsal maliyetine dikkat çekilen açıklamada, silahlanmaya ayrılan kaynakların sağlık, eğitim, barınma ve kamusal hizmetlerden eksildiği, bunun bedelini ise emekçilerin ve toplumun geniş kesimlerinin ödediği belirtildi. Halkların gerçek ihtiyacının savaş değil barış, eşitlik, demokrasi ve özgürlük olduğunu ifade edilen açıklamada, Türkiye'deki NATO üslerinin kapatılması ve ülkenin NATO'dan ayrılması çağrısında bulundu.
EMPERYALİZME DİRENECEĞİZ
Öte yandan iktidarın NATO seferberliğine bir yenisi daha eklendi. Artan saldırıların, gözaltı ve tutuklamaların ardından rejim sosyal medya avına da başladı. Aralarında SOL Genç, Laborans, Emek Gençliği, Toplumsal Muhalefet, Devrimci Gençlik Dernekleri, Devrimci Hareket, Halkevleri ve Umut Gazetesi olmak üzere birçok gençlik ve demokratik kitle örgütünün sosyal medya hesapları erişime engellendi. 6’ncı kez X hesabına erişim engeli getirildiğini belirten SOL Genç, yaptığı açıklamada NATO geliyor diye bir kez daha sosyal medya hesaplarımız kapatıldı. Gençliğin bağımsızlık mücadelesi gözaltılarla, tutuklamalarla, baskılarla bitmez. Buradayız, emperyalizme direneceğiz” ifadelerine yer verildi.
ÜÇ BÜYÜK İLDE EYLEM ÇAĞRISI
28-29 Haziran tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek ‘NATO Parlamenterler Zirvesi’ öncesinde de ülkenin dört bir yanında eylem çağrıları gerçekleşti. NATO’ya Hayır Koordinasyonu bugün Ankara, İzmir ve İstanbul’da “NATO’yu istemiyoruz!” şiarıyla sokağa çıkacak. Yapılan açıklamalarda “Tüm yurttaşlarimizi emperyalizme karşı durmaya ve NATO’nun emperyalist savaş zirvesine ve temsilcilerine karşı istenmediklerini gösterecek tepkiyi örmeye çağırıyoruz” denildi. Üç büyükşehirde düzenlenecek eylem takvimi ise şu şekilde açıklandı:
• İstanbul: Trump Towers önü - 18.00
• Ankara: Sakarya Caddesi - 19.00
• İzmir: Şirinyer Migros önü - 16.00
∗∗∗
RUH SAĞLIĞINA SALDIRIDIR
NATO zirvesi öncesinde gözaltına alınanlara ilişkin işkence iddialarına yönelik tepkiler sürerken 26 Haziran Uluslararası İşkenceyle Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü kapsamında Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Merkez Yönetim Kurulu tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamada “İşkence, yalnızca münferit bir şiddet eylemi veya yasa dışı bir sorgu yöntemi değil, öznenin bütünlüğünü, özerkliğini ve hayata tutunma zeminini hedef alan sistemsel, kurumsal ve çok katmanlı bir saldırıdır. Türkiye Psikiyatri Derneği olarak, insanın ruhsal ve bedensel dokunulmazlığını savunmayı mesleki ve etik varoluşumuzun en temel şartı sayıyoruz.” ifadelerine yer verildi.
NATO perdesi bunu gizleyemez: 170 bin bakımsız konut
Kupa bitti: Yeni hedef Avrupa Şampiyonası
Yunis ALAÇAM
2026 Dünya Kupası'nda ilk iki maçta Avustralya'ya 2-0, Paraguay'ya 1-0 yenilen Türkiye, kupaya grup aşamasında veda etmesine rağmen, Los Angeles'ta ABD'yi uzatma dakikalarında Kaan Ayhan'ın ayağından bulduğu golle 3-2 mağlup ederek turnuvadaki ilk ve tek galibiyetini aldı. Ay-Yıldızlılar, bu sonuçla Dünya Kupaları'ndaki 2002'den sonraki ilk galibiyetini de elde etti. Türkiye için sıradaki turnuva ise Birleşik Krallık ve İrlanda Cumhuriyeti ortaklığıyla düzenlenecek 2028 Avrupa Futbol Şampiyonası.
A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella ABD karşısında takımın gösterdiği performanstan memnun olduğunu belirterek, "Takım, karakterini, becerilerini ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Bir daha Dünya Kupası'na katılmak için 24 sene beklemeyeceğiz" dedi. Montella, takımının ve oyuncuların bu kadar spesifik saldırıları hak etmediğini de belirterek, "Tekrar ayağa kalkma günü" dedi. İtalyan teknik direktör, ABD karşısında elde edilen galibiyetin "bin tane zafere denk olduğunu" da sözlerine ekledi. İlk iki maç hakkında da konuşan Montella, "İlk maçta top direkten içeri girebilirdi ama dışarı gitmeyi tercih etti. İkinci maçta da benzer şeyler. Enstantane oyunu bu... Daha farklı şeyler olabilirdi ama durum bu" diye konuştu.
ABD karşısında Türkiye'nin turnuvadaki ilk golünü atan Real Madrid'in yıldız ismi Arda Güler de maçın oyuncusu seçildi.
∗∗∗
TARİHİN EN ÇOK GOL ATILAN TURNUVASI
2026 Dünya Kupası, grup aşaması henüz sona ermemişken tarihin en çok gol atılan turnuvası olarak rekor kırdı. 2022 Dünya Kupası, 64 maçta atılan 172 golle tek bir turnuvada atılan en fazla gol rekorunu elinde tutuyordu. Fransız "Stats Foot" ağı, 60 maçın oynandığı üçüncü turun ikinci gününün sonunda bu turnuvada atılan gol sayısının 177'ye ulaştığını ve bu sayede tarihi rekora şimdiden ulaşıldığını bildirdi. 2026 Dünya Kupası'nda hâlâ 44 maç oynanacak, bu da gol sayısının yükselme olasılığını artırıyor.
∗∗∗
DÜNYA KUPASI'NDA TRİBÜN REKORU
FIFA tarafından yapılan açıklamaya göre, ABD, Meksika ve Kanada'nın ev sahipliğinde düzenlenen 2026 FIFA Dünya Kupası'nda tribünlerdeki toplam seyirci sayısı 3,6 milyonu aşarak tüm zamanların rekoru kırıldı. Böylece, 1994 Dünya Kupası'nda kırılan 3 milyon 587 bin 538 seyirci rekoru, 2026 turnuvasında geride bırakıldı. 2026 FIFA Dünya Kupası, 19 Temmuz tarihinde oynanacak final karşılaşmasıyla sona erecek.
