Dövülerek öldürülmüştü. Gazeteci Hakan Tosun cinayetinde iddianame tamam
Konutta kredili satışların payı 33 ayın ardından ilk kez yüzde 20'yi geçti

BDDK, finansal istikrarın sağlanmasına yönelik koordineli makroihtiyati kararlar doğrultusunda bireysel kredi kartları ve ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılması, kredi kartları ve kredili mevduat hesaplarının limitlerinin belirlenmesi ile konut kredilerinde kredi değer oranına ilişkin düzenlemeler yapmıştı.
Bu kapsamda, tüketicilere kullandırılan konut kredilerinde kredi tutarının teminat olarak alınan konutun değerine oranı açısından birinci el-ikinci el konut ayrımı kaldırılmış, 2010 yılından sonra yapılan ve asgari C enerji sınıfına sahip konutlar da avantajlı kredi değer oranı uygulanan konutlar kapsamına alınmıştı.
Kurum tarafından şubat ayının başında hayata geçirilen yeni düzenlemeler, ipotekli satışlara hemen yansıdı. Şubatta ipotekli konut satışlarının toplam içindeki payı 33 ayın ardından ilk kez yüzde 20'nin üzerine çıktı.
Dezenflasyon programının başlaması, makroihtiyati tedbirlerin uygulanması ve konut kredilerindeki kısıtlamalar nedeniyle ipotekli satışların payı son yıllarda gerileyerek 2024'te yüzde 10,7 ile dip yapmıştı.
Geçen yıl yüksek kiraların yanı sıra mevduat, döviz ve altındaki getirilerin konut alımına yönelmesiyle konut satışları yaklaşık 1,8 milyon adetle rekor kırmış ve bunun yüzde 14,33'ü ipotekli gerçekleşmişti.
İpotekli satışların payı yeni yılda da artmaya devam ederken, ocakta yüzde 18,2'ye, şubatta ise yüzde 20,1'e yükseldi. Bu oran en son Mayıs 2023'te yüzde 23,3 ile daha yüksek bir seviyeyi görmüştü. En düşük oran ise yüzde 4,4 ile Aralık 2023'te kaydedilmişti.
BDDK tarafından yapılan düzenleme sayesinde kredi kısıtlamalarının kısmen de olsa gevşetildiğini ve bunun da satışlara yansıdığını belirten uzmanlar, ancak gidilecek çok yol olduğunu, faiz oranlarının yüzde 1 düzeyine gerilemesiyle ipotekli satışların payının yüzde 35-40 düzeyine çıkabileceğini bildirdi.
"Finansman kanalı yeniden çalışmaya başladı"
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Hepşen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şubatta ipotekli konut satışlarının toplam satışlar içindeki payının yeniden yüzde 20 seviyesini yakalamasının finansman tarafında sınırlı da olsa bir normalleşmeye işaret ettiğini belirterek, "BDDK tarafından yapılan düzenlemeyle kredi kullanım koşullarının daha geniş bir alıcı kitlesine hitap edecek şekilde yeniden tanımlanması bu artışın arkasındaki önemli faktörlerden biri olarak değerlendirilebilir." dedi.
Özellikle kredi değer oranlarının konutun enerji sınıfı ve ekspertiz değerine göre yeniden düzenlenmesinin belirli fiyat segmentlerinde krediye erişimi bir miktar kolaylaştırdığını vurgulayan Hepşen, bu durumun ilk yansımalarının ipotekli satış payındaki artışta görüldüğünü söyledi.
Hepşen, kredi kullanımındaki hareketin ağırlıklı olarak ikinci el konut piyasasında gerçekleştiğini kaydederek, verilerin, ipotekli alımlarda mevcut stok üzerinden ilerlediğini gösterdiğini aktardı.
Kredi payındaki artışın tek başına yeni konut üretimine güçlü bir ivme verdiğini söylemek için henüz erken olduğunu ifade eden Hepşen, "Daha çok finansman kanalının yeniden çalışmaya başladığını ve talebin belirli ölçüde kredi tarafına geri döndüğünü gösteren bir sinyal olarak okumak daha doğru görünüyor." diye konuştu.
"Bankalar artık konut kredisi kullandırmakta daha istekli"
Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Genel Başkanı Hakan Akdoğan ise aylık yüzde 3,5-4 civarında gezen konut kredisi faiz oranlarının son dönemde yüzde 2,5'in altına indiğini belirterek, bunun satışlara olumlu yansıdığını söyledi.
Kiraların hızlı artmasıyla vatandaşların "kira ödeyeceğime taksit öderim" mantığıyla hareket ettiğini dile getiren Akdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Özellikle yüksek kirada oturan vatandaşlarımız belirli bir peşinatla alım yapmak ve kira yerine kendi evinin taksitini ödemek istiyor. BDDK düzenlemesi sonrası bankaların vatandaşın kredi taleplerine olumlu dönüşünde artış var. Bankalar artık konut kredisi kullandırmakta daha istekli. Önceden daha ketum bir tutumları vardı. Bu durum ipotekli satışların payını artırdı. Ancak hala gidilecek çok yol var. Faiz oranları yüzde 1 civarına gerilediğinde ipotekli satışların payı yüzde 35-40 civarına yükselecektir."
Keep exploring
Elektrik üretiminde güneşin gücü 641 kat arttı

Arz güvenliğinin sağlanması amacıyla yenilenebilir enerji yatırımlarını hız kesmeden sürdüren Türkiye, 2013'te sıfır olan güneş enerjisi kurulu gücünü her yıl katlayarak artırdı.
AA muhabirinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerinden yaptığı derlemeye göre, 2014'te 40,2 megavat olan güneş enerjisi kurulu gücü, 2026 Ocak sonu itibarıyla itibarıyla 641 kat artarak 25 bin 827 megavata yükseldi. Güneş enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı da aynı dönemde binde 1 seviyesinden yıl başında yüzde 20,9'a çıktı.
Güneşten elektrik üretiminde de benzer artış görüldü. 2014'te 17 gigavatsaat olan üretim, 2025 sonunda 38 bin 69 gigavatsaate ulaştı. Ocakta toplam 31,9 milyon megavatsaatlik elektrik üretiminin yüzde 4,87'sini güneş enerjisi santralleri (GES) oluştururken, şubatta 27,6 milyon megavatsaatlik üretimde güneşin payı yüzde 7,11'e yükseldi.
Toplam kurulu güçte temiz enerji öne çıkıyor
İklim değişikliğiyle mücadele ve cari açığın azaltılması için yerli kaynak kullanımına ağırlık veren Türkiye'nin elektrik üretim portföyünde temiz enerji kaynakları önemli bir yer tutuyor.
Türkiye'de sanayi sektörünü büyütmek, artan nüfusa paralel yükselen enerji ihtiyacını karşılamak ve fosil yakıt ithalatından kaynaklı cari açığı azaltmak hedefleri kapsamında özellikle yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık veriliyor.
GES'ler, temiz ve sürdürülebilir enerji sağlamaları, sera gazı salımını azaltmaları, enerji arz güvenliğini güçlendirmeleri, düşük işletme maliyetleri ve yerli olarak yenilenebilir kaynaklar arasında öne çıkıyor.
Türkiye'de toplam elektrik kurulu gücü şubat sonu itibarıyla 123 bin 320 megavata ulaştı. GES'ler kurulu gücün yüzde 20,9'unu oluşturdu.
Ayrıca, toplam kurulu güç içinde hidroelektrik santrallerin payı yüzde 26, doğal gaz santralleri yüzde 19,7, kömür santralleri yüzde 17,7, rüzgar santralleri yüzde 12,1, jeotermal yüzde 1,4 ve diğer kaynaklar yüzde 2,1 olarak kaydedildi.
Türkiye'de toplam 41 bin 505 elektrik üretim santrali bulunuyor. Santrallerin kaynaklara göre dağılımına bakıldığında, GES'ler 39 bin 426 ile öne çıkarken, bunu 776 santralle barajlı hidroelektrik ve 403 santralle rüzgar takip etti.
Kurulu gücün beşte biri güneş enerjisinden sağlanıyor
Yenilenebilir enerjide hayata geçirilen projelerle Türkiye'nin toplam elektrik kurulu gücünün beşte biri güneş enerjisinden sağlanıyor. 2035'e kadar güneş ve rüzgarda 20 bin megavata ulaşılması için 80 milyar dolarlık yeni yatırım yapılması hedefleniyor.
Geçen yıl tamamlanan projelerle 2035 hedefinin üçte birine şimdiden ulaşıldı. Devreye alınacak yeni yatırımlarla Türkiye'nin enerjide bağımsızlığı güçlendirilecek.
Geçen yıl 2053 Net Sıfır Emisyon vizyonuyla gerçekleştirilen YEKA GES-2025 yarışmaları sonucunda sağlanan 102 milyon avro katkı payıyla 8 projeye toplam 650 megavat güneş enerjisi kapasitesi kazandırılacak.
Son dakika… MHP lideri Bahçeli: Asıl rejim değişikliği İsrail'de yapılmalıdır

İşte Bahçeli'nin konuşmasından satır başları;Bölgemiz savaşla kuşatıldı. Siyonist emperyalist cinayet şebekesi, Ramazan demedi, bayram demedi, mukaddes günlerimizi zindana çevirip zehirlemek için her şiddet yolunu denedi. Ramazan ayı, kalp temizliği için bir fırsat, vicdan muhasebesi için bir tedrisat, günahlardan arınma için manevi bir tahsisat olduğu halde, aynı zamanda daha iyi bir insan mertebesine erişmenin, merhamet ve müşfik münasebet ağı kurmanın, Müslüman gönüllerin hayır ve hasenatla doğrulmasının ruhsatını bahşetmesine rağmen, İslam âleminin nasiphanesine neyin düştüğünü, bundan ne kadar istifade edebildiğini hiç kuşkusuz sadece ve sadece Cenab-ı Allah bilecektir. İnsan içinden yenilenmeyince dışından eksilmiş olur. Bu kapsamda, onca sorun ve sıkıntının koyu gölgesi altında kalmış olsak da, iç medeniyet âlemimizin yenilenmesi ve yeniden yeşermesi hususunda mübarek günlerin bir dönüm noktası olmasını hasreten diliyorum.
Ramazan ayına manen fakir girip, ruhen zengin çıkmak ne büyük bahtiyarlıktır. Şu veciz sözü hatırlatmak isterim ki, insan esas itibarıyla efkârından değil, efalinden sorumludur. Efalimiz ise yani davranış ve eylemlerimizle hak yolunda, hakikat yolunda, nihayet Allah yolunda, tıpkı karıncanın ateşe su taşıyarak tarafını belli etmesine benzer şekilde, vaki tarafımızı açıkça gösterebildiğimiz ölçüde dengeli, tutarlı ve insan gibi bir hayatı iliklerimize kadar yaşamaya müstahak oluruz. Bir Müslümanın kalbi selime ulaşması ne cemaatin ne de cemiyetin işidir. Nitekim bu durum kişiye özeldir. Yani zata mahsustur.
"NİFAK TOHUMLARINI BİR BİR ÇÜRÜTMEK İÇİN FAZLA ARZULUYUZ"
Türk İslam dünyası bağlamında kalbi selimin hatta aklı selimin neresinde olduğumuzu, neresinde bulunduğumuzu muhakkak sormak ve soruşturmak durumundayız. Savaşların ortasında hüzün sarmaşıklarının yüreklerimize yuvarlanması içimizi acıtsa da bayram günlerini yalnızca el ele değil, gönül gönüle geçirdik. Büyüklerin eli öpüldü, küçüklerin başı okşandı. Ramazan Bayramı ile bahar bayramı bu yıl birbirini tamamladı. Etrafımızda kanla, silahla, şiddetle çizilen dehşet tablosunu dikkatle takip ederken, milli birlik ve kardeşliğimizin güçlenen iç barış ve huzur ortamının en büyük direncimiz ve güvencemiz olduğunu bir kez daha gördük ve gösterdik. Aramıza saçılmak istenen nifak tohumlarını bir bir çürütmek için her zamankinden fazla arzuluyuz. Heyecanlıyız. Sonuna kadar da kararlılık içindeyiz. Bir olacağız. Beraber olacağız.Biz kavgayı ağacın yaprağına yazıyoruz, sonbahar gelince yapraklar kurusun diye. Öfkeyi bulutun üstüne yazıyoruz, rüzgar esince dağılsın diye. Nefreti karların üstüne yazıyoruz, güneş açınca erisin diye. Dostluğu, kardeşliği ve hasbi sevgiyi yeni doğmuş bebeklerin yüreğine yazıyoruz. Onlar büyüsün de dünyayı A'dan Z'ye sarsın diye.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ TARİHİ BİR FIRSAT KAPISIDIR"
Daha güçlü bir Türkiye amacımızdır. Daha müreffeh bir millet gayemizdir. Daha kuvvetli bir devlet gayretimizdir. Gönüllerinde vatan, millet ve bayrak sevgisi, kalplerinde aşkı bulan her insanımızla aynı parlak geleceğin taliplisi ve takipçisiyiz. Milliyetçi ülkücü hareket olarak katran dökmüş gecelerde ayazları yendik. Gözyaşlarımızı içimize akıtıp ya kader dedik. Ne olursa olsun Türk milletine hizmetten asla geri dönmedik. Başkalarının senaryolarıyla oyalanacak vaktimizin olmadığının farkındayız. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır. Asırlar öncesinde olduğu gibi devletimizin küresel güç olması için yeni bir imkan doğmuştur. Türk ve Türkiye Yüzyılı atılımı bunun için muteber bir yol haritasıdır. Aynı şekilde Terörsüz Türkiye hedefi önümüzdeki tarihi bir fırsat kapısıdır. Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin kalıcı ve kapsayıcı barış ve bayram ortamına kavuşması evvela dayanışmayla, yardımlaşmayla, aynı kıbleye dönmenin, aynı safta birleşmenin emsalsiz mükafat ve mücadelesiyle sağlanacaktır.
Artık Türk İslam coğrafyalarında savaşlar bitsin istiyoruz. Artık masumların, çocukların, savunmasız ve sivil halkların katledilmesine tahammül edemiyoruz. Bu zulmün son bulmasını diliyoruz. Artık semalarda füzelerin izi değil, hilalin şan ve şerefi, birliği ve dirliğin namus seslenişi hakim olsun anlayış ve özlemindeyiz. Böylesi bir uyanış ve siliniş, hürriyete, paylaşmaya, hakkaniyete hasret insanlık için Türkiye'mizi de bir kutup başı yapacaktır. Tekraren vurguluyorum ki Selçuklu Devleti'nin bayrağında iki yöne bakan çift başlı kartaldan Osmanlı'ya ve Cumhuriyet'e miras kalan stratejik vizyon hepimize rehber olmalıdır. Bu bir pençesi batıyı, diğer pençesi doğuyu kavrayan ve üç kıtada muazzam bir coğrafyayı koruyucu kanatları altına alan ahlak ve asalet simgesidir. Bu mirastan doğan al bayrağın jeopolitiğinin önü de ardına kadar açıktır. Sonsuza kadar var olacak Türkiye işte bu vizyondan doğacaktır. Bütün bunlar dünyaya yalnızca başkent Ankara'dan bakarak gerçekleşecektir. Dünyanın Türkçe okunacağı böylesi bir hakimiyet ise asla saldırgan, sömürücü, baskıcı olmayacaktır. Bu gerçeği yalın olarak görmek isteyenlerin bin yıllık tarihimize bakmaları yeterlidir. Dünyadaki gelişmeleri doğru okuyabilen bir görüş derinliği ile insanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi yorgunlukla, mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakışla, beşeriyeti rakip gibi değil, Allah'ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusuyla, bunları akıl, sabır, iman, irade, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgi ile oluşacak bir terkiple çıkacağımız yol bizi mutlaka süper güç Türkiye'ye taşıyacaktır. Bölgemiz barış ve huzur sancağının altında toplanacaktır. Türkiye'miz milletin değer, inanç ve ülküleriyle milli statüsünü kendi çizebilirse ki çok şükür bu yapılmaktadır işte o zaman insanlık barışa, huzura, adalete biraz daha yaklaşacaktır. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak öncelikle ülkemize olan sorumluluklarımız kadar İslam toplumlarına ve Türk dünyasına, ardından bütün insanlığa da ihmal edemeyeceğimiz sorumluluklarımız vardır ve olacaktır. Bu düşüncemiz asla bir hayal değildir. Tarihte Türk devletleriyle yaşanmış, denenmiş ve başarılmıştır. Bugün gerçekleşmemesi için de hiçbir neden yoktur.
"KATAR ŞEHİTLERİMİZEALLAH'TAN RAHMETLER DİLİYORUM"
Sözlerimin bu aşamasında sizlerin, aziz milletimizin, Türkistan âleminin mübarek Ramazan Bayramı'nı bir kez daha kutluyorum. Nevruz Bayramı'mızın yeni bir diriliş ruhuna kaynaklık etmesini temenni ediyorum. Ayrıca Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı bünyesinde eğitim uçuşu yapan, Katar Silahlı Kuvvetleri envanterine kayıtlı bir helikopterin kaza kırıma uğrayarak düşmesi, bunun sonucunda bir askerimizin ve iki ASELSAN çalışanımızın yanında dört Katar askerinin de şehit düşmesi hepimizi hüzne boğmuştur. Aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmetler diliyorum. Acılı ailelerine, mesai arkadaşlarına, milletimize, dost ve kardeş ülke Katar'a başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
"BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TARİHİN EN ACİZ VE PERİŞAN DÖNEMİNE HAPSOLMUŞTUR"
Değerli arkadaşlarım, insanoğlu Hz. İbrahim ile Nemrut'u birlikte gördü. İnsanoğlu Hz. Musa ile Firavun'u birlikte gördü. İnsanoğlu Hz. Muhammed ile Ebu Cehil'i birlikte gördü. Ve sonunda yine gördü ki temiz vicdan, sağlam irade, dürüst ahlak, doğru tercih, samimi inanç daima üstün gelmiş, zaman zaman bir adım gerilese bile her zaman iki adım öne sıçramayı başarmıştır. İzan aklın terbiyesidir. İdrak, akıl erdirme, bir işin gerçeğini bütün boyutuyla kavrama hasretidir. Şayet izan yoksa idrak olamaz. İdrak yoksa mizacın iyi olması tek başına bir anlam ifade edemez. Aynı anda küresel ve bölgesel sıcak gelişmelerin akışına bakarsanız görürsünüz ki akıl, izan ve idrak kaybolmuştur. Kaybolan bir değeri olmadığı yerde arayıp bulmak ise hayal ötesi bir beklentidir. Uluslararası insancıl hukuk paçavraya dönmüştür. Çünkü ne dikkate alan, ne saygı duyan, ne de riayet ve itibar eden kalmıştır. Bilhassa uluslararası barış ve güvenliği korumak, insan haklarını geliştirmek, sürdürülebilir kalkınmayı temin etmek maksadıyla 24 Ekim 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarihin en aciz ve perişan dönemine hapsolmuştur. Fiilen hukuksal işlevini ve bağlayıcılığı iradesini kaybetmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail'in eş güdüm halinde İran'a karşı icra ettikleri orantısız, haksız ve gerekçesiz saldırıların 25. gününde komşu coğrafyalar toz duman içindedir. Trump'ın İran'ı yok edeceğiz tehdidi, İran Dışişleri Bakanı'nın Amerikalılara müzakereler sonsuza dek sona ermiştir açıklaması, İsrail Başbakanı'nın şiddet dozajının artacağını söyleyerek savaşın ne kadar gerekirse o kadar süreceğini ifade etmesi barış ümitlerini sekteye uğratmaktadır.
Siyonist emperyalist haydutluğun dünya için stratejik öneme haiz İran'ın Pars doğal gaz sahasını ve nükleer tesisini vurması, bunun ardından İran'ın Katar ve Suudi Arabistan'daki rafinelerin yanında İsrail'in nükleer sahası olan Arad ve Dimona'yı misillemede bulunması tansiyonu zirveye çıkarmıştır. Kâbus senaryolarının tedavüle sokulması, üst düzey devlet ve siyaset insanlarına doğrudan suikastların yapılması, 3. Dünya Savaşı'nın fiilen başladığına dönük iddiaların servis edilmesi, nükleer silahların kullanımıyla ilgili korku verici imaların sıradanlaşması, enerji krizinin kapıya dayanması bu çerçevede Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi, Süveyş Kanalı'nı içine alan kaygı uyandıran hesaplaşmalar ve karşılıklı gözdağları savaşın başlangıç noktasından öngörülemez ve kontrol edilemez bambaşka mecralara savrulduğunu göstermektedir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde yoğunlaşan tahliye vanaları kapalı duran jeopolitik sıkışmanın ve zora dayalı sertleşmenin devamlı tırmandığı siyasi, askeri ve ekonomik basıncın aynısı, belki daha fazlası bugün müşahede edilmektedir. İran'ın dini liderlerinin, devlet ve siyaset hayatında sivrilmiş üst düzey isimlerin nokta operasyonlarla hedef alınması husumeti genişletmekle kalmayıp uzun seneler boyunca sürecek itilaf ve cepheleşmeleri de derinleştirmektedir. 28 Şubat'tan bu yana İran İslam Cumhuriyeti'nin kolay lokma olmadığı anlaşılmıştır. Rejim ve devlet yönetimi etrafında kenetlenen, tek yürek halinde birleşen İran halkı saldırılara karşı adeta etten duvar örmüştür. Sınırlarımızın diğer yakasında süregelen savaş göstermiştir ki bir halkı, bir milleti içten çözmeden hiçbir muhasım gücün başarı şansı yoktur.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİMİZE DUDAK BÜKENLER KÖŞE BUCAK SAKLANMAKTADIR"
İşte bu yüzden terörsüz Türkiye hedefimizin hem Allah'ın bir lütfu hem de aziz Türk milletinin tarih, kültür ve egemenlik sacayağındaki muazzez ve müessir iradesinin hikmetli aklı olduğu belgelenmiş, hamdolsun teyit edilmiştir. Terörsüz Türkiye hedefimize dudak bükenler şimdi köşe bucak saklanmaktadır. Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge çağrımıza şaşı bakanlar, olmadık suçlamalarda bulunanlar, üstelik milletsiz ve milliyetsiz milliyetçilik anlayışına yaslanarak olmayan dağı delip bulunmayan suyu akıtanlar haklılığımızın berraklaşmasıyla kamyon farı görmüş tavşan gibi dona kalmışlardır. Biz yine de onların donup kalmalarını değil, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüze omuz vermelerini istiyor, buna davet ediyoruz. Biz yine de onların huzurlu, güvenli, istikrarlı, ekonomik refaha ulaşmış, diplomaside altın çağını yaşayan, güçlenen ve gürbüzleşen Türkiye için harekete geçmelerini bekliyoruz. Terörsüz Türkiye, ateşin göbeğine düşen coğrafyalar ve komşu devletler karşısında ülkemin her köşesinde milli yürekleri sulayan zemzem suyudur. Terörsüz Türkiye, Türk ile Kürt'ün ebedi kardeşlik baharı, ortak kader ve keder paydasında yek vücut olma halinin sudur etmesidir. Kukla ile kuklacı aynı maldır, birinin fiili ötekinin suretidir. Biz kuklaları ve kuklacıları aramızdan söküp çıkarıyoruz. Dilimiz birdir, kıyamete kadar var olacak kardeşliğin dilidir. Dinimiz birdir, itikad ve imanımızın müşterek dairesinde birliğin ilahi meşalesidir. Vatanımız birdir, acımız birdir, amacımız birdir, atimiz birdir, mazimiz birdir, Türk ile Kürt bozulamayacak kardeşliğin nişanesidir.Hep birlikte Türk milletiyiz, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti'yiz.
Coğrafyalar deprem geçirirken, çağ bozguncularını güldürmeyeceğiz. Birlikte ve beraberce bayrağımızı asla indirttirmeyeceğiz. Kimlik siyasetinin sonu yoktur. Etnik ve mezhep temelli kamplaşmanın kazananı yoktur. Ancak her şeyden önce Türkiye demenin beka düzeyinde önceliği vardır ve olacaktır. Terörsüz Türkiye hedefimiz kapsamında ihtiyaç duyulan ilgili komisyonun hazırladığı rapora binaen demokratik ve hukuki düzenlemeler adım adım yerine getirilecektir. Bu süreçte yanlış anlamalara meydan verecek, vehimleri teşvik edecek, kırılganlıkları artıracak sancılı açıklamalardan özenle kaçınmak esas olmalıdır. On yıllar boyunca milletimizin ve ülkemizin önünü kapatmış, pek çok ağır tahribata, kayba ve kabarık faturaya yol açmış terör husumetinin tamamıyla sonlandırılmasıyla Türk Milleti ortak paydasında buluşmuş her insanımız kazançlı çıkacaktır. Süreci boğmanın, aceleye getirmenin, tartışmaları alevlendirmenin alemi yoktur. Yola çıktık, inşallah varacağız. Hedef koyduk, inşallah ulaşacağız. Terörsüz Türkiye dedik, Allah'ın izniyle ve muhakkak surette başaracağız. Terörsüz Türkiye, koynunda haç taşıyanlara karşı hilalin duruşudur.
"REFORMLAR AŞAMA AŞAMA HAYATA GEÇECEKTİR"
Coğrafyamız her yandan o kadar düşmanla, rakiple sarılmıştır ki felaketler arasında durmadan bilendik. Bir toprağın coğrafyadan vatana yükselişi kaç milyon faciaya, acıya, hatıraya mal olmuştur. Çocuğun doğarken kaç kere anasını öldürüp dirilttiği gibi coğrafya da vatan olurken üstündeki milleti defalarca sınar. Muhatap olduğumuz her müşkilat, katlandığımız her müessif olay daha huzurlu ve daha güvenli bir Türkiye'nin geleceğinin kefaretidir. Türk milleti kesin hükmünü Malazgirt'te vermiş, ayak bastığı toprakların ruhuna vatan sedasını can pahasına üflemiştir. Bu emaneti Türk'üyle, Kürt'üyle, velhasıl büyük bir millet müktesebatıyla istikbale taşımak milli görevimizdir. Bunu da istikbalimizin onuruyla gerçekleştirmek yegane seçenektir. İnanıyorum ki bayramın ardından dört başı mamur reformlar aşama aşama hayata geçecektir. Ucuz hesaplara tevessül etmeden, sığ anlaşmazlıklardan çıkar devşirmeden, basit yargıların peşine takılmadan, maşeri vicdanın beklentisine mücavir yasal ve demokratik adımlar sırasıyla atılacaktır. Türkiye'mizin yeni yüzyılda kronikleşmiş ve kökleşmiş sorunlarından kurtarılması gerçek vatanseverliktir. Gerçekçi milletseverlik ve milliyetçiliktir. Türk ile Kürt ancak beraberken güçlüdür. Birliğin olduğu yerde dirlik vardır. Esenlik vardır, gelişmişlik vardır, kuvvet vardır, kudret vardır. Ölmüşlere rahmet, yaşayanlara ise selamet vardır. Tevazu ve teenniyle yol alacağız. Dayanışma ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Konuşarak, dinleyerek, iş birliği kanallarını işleterek, sağduyuyla hareket ederek, empatiyle ilerleyerek, temkinli ve iyimserliği de elden bırakmayarak devletin ve milletin tartışılmaz, tartılamaz haklarını hep birlikte koruyup kollayacağız. Türkiye'miz bölgesinde ve dünyada her alanda örnek gösterilecektir. İstikrarımız, itibarımız, milli irademiz parmak ısırtacaktır. Türk milleti kardeşliğine ve kaderine ön şartsız sahip çıkacaktır.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE BİR MACERA DEĞİLDİR"
Terörsüz Türkiye belirli, süreli ve çekişmeli bir spor müsabakası değildir. Bu yüzden mağlup olan ve sahadan boynunu eğip çıkacak taraflar da asla olmayacaktır. Terörsüz Türkiye doğaçlama nitelikli bir tiyatro da değildir. Özünde ve ağırlık merkezinde devlet aklı vardır, millet ahlakı hakimdir. Terörsüz Türkiye nefsî bir macera değildir. Zamanlar üstü bakış ve kavrayış özelliğiyle Türk milletinin topyekûn barış ve kardeşlik sancağının altında toplanmasını esas almaktadır. Tek tabidir ki gayret bizden, tevfik Allah’tandır diyoruz. Kur’ân-ı Kerim’in ayetlerinde açık açık anlatılan ve aslında herkesin bildiği veya bilmesi gerektiği hakikat şunlardır. Her kim ilmiyle övünüyorsa iblise bakmalıdır. Her kim mevkiyle övünüyorsa Firavun’dan ibret almalıdır. Her kim servetiyle övünüyorsa Karun’dan ders çıkarmalıdır. Her kim rütbesiyle övünüyorsa Firavun’un veziri Haman’a kafa yormalıdır. Allah katında üstünlük şüphesiz takvadadır. Dahası galip olan yalnızca ve yalnızca Allah’tır. Merhum halk ozanımız Âşık Veysel’in şu sözü ne kadar da mühim ve müstesna mahiyetlidir; "Kötü niyetle iyi murada varılamaz." Niyetimiz halis, mücadelemiz hasbi, çabamız haysiyetli ve huzur dolu bir geleceğin mimarisidir. Siyasi ikbal için, siyasi ihbar için Türkiye’nin istiklaline gölge düşürmeye heves etmiş zevatın çürümüş ve yozlaşmış siyasi ezberlerini çiğneye çiğneye sırat-ı müstakim üzere duruşumuzu koruyacağız.
PKK’nın kurucu önderliğiyle aramızda kırmızı bir hat olduğunu iddia eden müfterilerin bizatihi büyük Türk milleti tarafından kırmızı kalemle üzerlerinin çizileceğine de mutlaka şahitlik edeceğiz. Zaman en büyük ilaçtır. Sabır en güçlü silahtır. Çok şükür ilacımız da silahımız da tamdır. Türkiye, ABD ve İsrail ortaklığının İran’ı hedef alan saldırıları karşısında barışçıl arayışlarını samimiyetle dile getirmekte ve ifa etmektedir. Memnuniyetle söylemeliyim ki Türk dış politikasının uygulayıcıları görevlerinde dikkatli ve ciddi, temaslarında saygılı ve hazırlıklı, sözlerinde kusurdan uzak ve nazik, düşüncelerinde olgun ve yapıcı, eylemlerinde ısrarlı ve seviyelidir. Cumhurbaşkanımız diplomatik temasları aralıksız sürdürmektedir. Dışişleri Bakanımız son derece dengeli ve şuurlu bir şekilde Türkiye’nin mesajlarını, hassasiyetlerini ve takip edilen seviyeli siyaseti muhataplarına anlatırken faal şekilde barış ve uzlaşma atmosferinin tecelli etmesi için çırpınmaktadır. Fakat savaşan taraflar arasında kategorik ve kutuplaşmış bir ayrılık ve çok keskin aykırılık söz konusudur. Tehditvari konuşmaların bariyer kapakları tamamen kaldırılmıştır.
"SAVAŞ DURMALIDIR, SİLAHLAR SUSMALIDIR"
Hürmüz Boğazı’nın açılması hususunda ABD Başkanı’nın 48 saat mühlet tanıması, aksi halde çok sert karşılık verileceğini duyurması, buna cevaben İran’ın eğer enerji altyapısının güvenliği ihlal edilirse bölgedeki Körfez ülkeleri de dahil Amerika Birleşik Devletleri’ne ait tüm enerji, bilgi teknolojisi ve tuz arıtma tesislerinin hedef alınacağını ilan etmesi tehlikenin geldiği seviyeyi göstermesi bakımından kayda değerdir. Körfez ülkelerini içine alacak bir savaş ve çatışma ikliminin oluşması yalnız bir bölgeyle sınırlı kalmayacak, dalga dalga yayılacak ve yaygınlaşacaktır. Uluslararası toplum sıcak savaş ortamına tribünden bakmayı terk etmelidir. En azından her ülkenin, buna bazı İslam ülkeleri de dahil, İspanya Başbakanı’nın onurlu, ilkeli ve cesur tavrından ilham almaları, bununla mündemiç hareket etmeleri insani değerlerin ve devletlerin egemenlik hukukunun savunulması adına tarihi bir mecburiyettir. Korku duvarlarını yıkmış bir milletin evladı olarak bunu beklemek en tabii hakkımızdır. Çünkü bu dünya insanın diyen herkesin ortak yaşama alanıdır. Bu alanın balistik füzelerle enkaza çevrilmesi, stratejik, siyasi, enerji, ekonomik ve sulh savaşlarıyla tahrip edilmesi uzun seneler altından kalkılamayacak bir felaketin eş zamanlı ayak sesleridir. Savaş durmalıdır, silahlar susmalıdır, diplomasi ve diyalog öne çıkmalıdır. Masum insanların ölümü cinayettir. Kim veya kimler bu cinayete ortaksa insanlık karşısında suçludur.
"ASIL REJİM DEĞİŞİKLİĞİ, ASIL YÖNETİM DEĞİŞİMİ İSRAİL’DE YAŞANMALIDIR"
İsrail gözü kararmış, kan içen, can alan, önüne gelen saldırgan bir ölüm aygıtına dönüşmüştür. Şimdi herkes duysun, asıl rejim değişikliği, asıl yönetim değişimi İsrail’de yaşanmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın ilk gündemi evvela bu olmalıdır. İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’nin yönetim sistemine nüfuz etmesi, karar ve denetim organlarına şu ya da bu yolla istikamet çizmesi büyük bir tehlikedir. Amerikan halkına da direkt hakarettir.
Sokak röportajındaki sözler olay olmuştu! Mescid temizleme cezası

Sanal medya hesabında içerik üreten İ.T., Seyhan ilçesinde 2 kişiyle yaptığı sokak röportajında, "İstanbullular mı daha misafirperver yoksa Diyarbakırlılar mı?" diye sordu. Ancak "Adanalılar daha misafirperver. Ama sen bir daha böyle giyinme. Ayağımda kelepçem var, seni delik deşik etmeyeyim" diye tehdit eden kişi, ayak bileğindeki elektronik kelepçe olduğunu iddia ettiği cismi gösterdi. İ.T. tarafından sanal medyada paylaşılan görüntüler tepkilere neden oldu.

Olayla ilgili çalışma başlatan Seyhan İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, İ.T.'yi gözaltına aldı. Emniyetteki ifadesinde daha fazla izlenmek için kurgu hazırladıklarını belirten İ.T., olayın gerçeği yansıtmadığı söyledi.
İşlemlerinin ardından 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu'ndan adliyeye sevk edilen İ.T., çıkarıldığı mahkeme tarafından adli kontrolle serbest bırakılırken, haftada iki gün adliye mescidini temizleme cezasına çarptırıldı.
Sanal medyada görüp almak istedi! 6 ay dediler 6 yıl oldu: 'Yıllarca bedavaya çalışmış oldum'
Finansal Hizmetler Güven Endeksi martta azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), mart ayına ilişkin Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksini açıkladı.
Finansal sektörde faaliyet gösteren 147 kuruluşun yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilen anket sonuçlarına göre, FHGE martta bir önceki aya göre 16,9 puan azalarak 159,1 seviyesinde gerçekleşti.
Alt endeksler değerlendirildiğinde tüm kalemlerin FHGE'yi azalış yönünde etkilediği görüldü. İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler bir önceki aya kıyasla belirgin olarak zayıfladı.
Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler ile gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentilerin de zayıfladığı kaydedildi.
Son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyir güçlendi. Martta NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, bir önceki aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetlerinde (sigorta ve emeklilik fonları hariç)" 17,8, "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonlarında (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" 0,6 ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler"de 31,8 puanlık azalış görüldü.
Ekonomi Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz başkanlığında toplandı

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci ve Ahmet Baha Öğütken, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu ve bazı bakan yardımcıları katıldı.
Makroekonomik gelişmeler ile ABD/İsrail-İran savaşının dış ticarete etkilerinin değerlendirileceği toplantıda, Avrupa Birliği ile ticari ilişkilerde son dönemdeki gelişmeler ve serbest ticaret anlaşmaları ele alınacak. Toplantının ardından yazılı açıklama yapılması bekleniyor.
İngiliz savaş gemisi HMS Dragon Doğu Akdeniz'de! 'Bölgede son 15 yılın en büyük hava gücü'

Güney Kıbrıs’taki İngiliz askeri üssü RAF Ağrotur'un bir insansız hava aracı ile hedef alınmasından 3 hafta sonra HMS Dragon’un Güney Kıbrıs’a gönderileceği belirtilmişti. İngiliz Savunma Bakanı John Healy yaptığı açıklamada HMS Dragon’un Doğu Akdeniz’e ulaştığını ve müttefikler ile birlikte Kıbrıs savunmasına operasyonel entegrasyonun başladığını söyledi.
'SALDIRILARDAN KORUNMAK İÇİN GEREKLİ KAYNAKLARA SAHİBİZ'
İran'ın hafta sonu Chagos Adaları'ndaki Diego Garcia'daki ortak İngiltere-ABD üssüne iki saldırı düzenlemeye çalıştığına dair haberleri doğrulayan İngiliz Bakan, "İngiltere'nin bu şekilde hedef alınmasını gerektiren bir durum yok. Birleşik Krallık'ı her türlü saldırıdan korumak için gerekli kaynaklara ve ittifaklara sahibiz" dedi.

'BÖLGEDE SON 15 YILDA OLDUĞUNDAN DAHA FAZLA JETİMİZ VAR'
Kıbrıs'ta şu anda 500 kişilik ek hava savunma personeli bulunduğunu belirten Healey, "Doğu Akdeniz'e daha fazla askeri güç tahsis edildikçe, Kıbrıs'ın güvenliğini arttırmak için ABD, Fransa ve Yunanistan dahil müttefiklerin katkılarını koordine etmek üzere Güney Kıbrıs ile yakın işbirliği içindeyiz. RAF ve donanma pilotları Kıbrıs, Ürdün, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni savunmak için şu ana kadar yaklaşık 900 saatlik uçuş gerçekleştirdi. Bölgede son 15 yılın herhangi bir döneminde olduğundan daha fazla jetimiz var" ifadelerini kullandı.
ABD, BİRLEŞİK KRALLIK ÜSLERİNİ KULLANABİLECEK
Healey, İngiltere Başbakanı Starmer’ın ABD ordusuna, Hürmüz Boğazı’nı tehdit eden füze üsleri ve kapasiteleri de dahil olmak üzere belirli İran hedeflerine karşı savunma amaçlı saldırılar düzenlemesi için Birleşik Krallık üslerinin kullanımına izin verdiğini doğruladı.
Healey, İran'ın mayın döşeyerek, gemileri hedef alarak ve hayatları tehlikeye atarak Hürmüz Boğazı'nı rehin tuttuğunu söyledi ve Birleşik Krallık'ın boğazı yeniden açmak üzere ABD Merkez Komutanlığı'na askeri planlamacılar gönderdiğini belirterek "Ticari gemilerin tekrar özgürce ve güvenle hareket edebilmesi için Birleşik Krallık'ın boğazın güvenliğini sağlamada öncü bir rol oynamasına kararlıyız" ifadelerini kullandı.
Portsmouth’ta 6 haftalık bir bakımdan geçen savaş gemisi, mürettebatın günde 22 saat çalışmasıyla 6 gün içinde denize açılmaya hazır hale getirildi. Kraliyet Donanması'nın gelişmiş Sea Viper hava savunma sistemine sahip, 152 metre uzunluğunda ve 8 bin 500 tonluk bir Type 45 destroyeri olan HMS Dragon (D35), aynı anda 16 hedefi takip edip 10 saniyede 8 füze atabilen, 32+ knot hıza ulaşabilen, pruvasında ejderha arması bulunan ve 200'den fazla mürettebatla operasyon yapan çok yönlü bir savaş gemisidir.
Birleşik Krallık yakın zamanda Kıbrıs’taki RAF Akrotiri’de ilave uçak, helikopter ve gözetleme unsurlarıyla askeri varlığını genişletmişti.
Erol Köse'nin cenazesi kızı tarafından Adli Tıp Kurumu'ndan alındı

Yapımcı Erol Köse, Sarıyer Maslak Mahallesi'nde dün 40 katlı bir sitenin 16'ıncı katından düşerek hayatını kaybetmişti.

Cenazesi otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu'na getirilmişti. Bugün Adli Tıp Kurumu'nda biten işlerinin ardından Köse'nin cenazesi kızı Dijan Nazlan Köse tarafından alındı.

Cenaze namazının bugün ikindi namazını müteakiben Zincirlikuyu Camii'nde kılınacağı öğrenildi.

ABD'li senatörden çarpıcı çıkış! 'Trump'ın yalan söylediğini biliyoruz'

ABD'li Demokrat Senatör Chris VanHollen, CNN'e yaptığı açıklamada, konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
'YALAN SÖYLEDİĞİNİ BİLİYORUZ'
Trump'ın, İran'ın ABD ile görüştüğü ve taleplerini kabul etmeye hazır olduğu yönündeki ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını savunanVanHollen, "Onun yalan söylediğini biliyoruz" ifadesini kullandı.
VanHollen, Trump'ın İran'ın enerji altyapısını hedef alma tehdidine de değinerek, söz konusu adımın "uluslararası hukuka aykırı" olabileceğini söyledi.
'POTANSİYEL SAVAŞ SUÇU'
Bu durumun "potansiyel savaş suçu" teşkil edebileceği değerlendirmesi yapanVanHollen, "savaş suçu işleyenleri sorumlu tutacak sistemlere" ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
NE OLMUŞTU?
Dün, Trump, İran ile "çok iyi" ve "verimli" görüşmeler yapıldığını belirterek, İran'ın enerji altyapısına yönelik saldırılara 5 gün ara verileceğini duyurmuştu.
Trump, "ABD ve İran'ın, Orta Doğu'daki düşmanlıklarımızın tam ve kesin bir şekilde çözümü konusunda son 2 günde çok iyi ve verimli görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirmekten memnuniyet duyuyorum. Bu derinlemesine, detaylı ve yapıcı görüşmelerin tonuna ve havasına dayanarak, devam eden toplantı ve görüşmelerin başarısına bağlı olarak, Savaş Bakanlığına İran enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik her türlü askeri saldırıyı 5 günlük bir süre için erteleme talimatı verdim" ifadelerini kullanmıştı.
İranlı yetkililerle görüşüldüğünü söyleyen Trump, söz konusu kişilerin kimliğini açıklamamıştı.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise Trump'ın müzakere yapıldığına ilişkin açıklamasını reddetmişti.
Bahçeli’den Terörsüz Türkiye mesajı. "Yola çıktık inşallah başaracağız"
İran ABD ile görüşmelerin sürdüğünü reddetti, İsrail ve Körfez ülkelerini hedef aldı
Milli Savunma Bakanı Güler İngiltere’ye gidiyor
Latest articles
Dövülerek öldürülmüştü. Gazeteci Hakan Tosun cinayetinde iddianame tamam
Konutta kredili satışların payı 33 ayın ardından ilk kez yüzde 20'yi geçti

BDDK, finansal istikrarın sağlanmasına yönelik koordineli makroihtiyati kararlar doğrultusunda bireysel kredi kartları ve ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılması, kredi kartları ve kredili mevduat hesaplarının limitlerinin belirlenmesi ile konut kredilerinde kredi değer oranına ilişkin düzenlemeler yapmıştı.
Bu kapsamda, tüketicilere kullandırılan konut kredilerinde kredi tutarının teminat olarak alınan konutun değerine oranı açısından birinci el-ikinci el konut ayrımı kaldırılmış, 2010 yılından sonra yapılan ve asgari C enerji sınıfına sahip konutlar da avantajlı kredi değer oranı uygulanan konutlar kapsamına alınmıştı.
Kurum tarafından şubat ayının başında hayata geçirilen yeni düzenlemeler, ipotekli satışlara hemen yansıdı. Şubatta ipotekli konut satışlarının toplam içindeki payı 33 ayın ardından ilk kez yüzde 20'nin üzerine çıktı.
Dezenflasyon programının başlaması, makroihtiyati tedbirlerin uygulanması ve konut kredilerindeki kısıtlamalar nedeniyle ipotekli satışların payı son yıllarda gerileyerek 2024'te yüzde 10,7 ile dip yapmıştı.
Geçen yıl yüksek kiraların yanı sıra mevduat, döviz ve altındaki getirilerin konut alımına yönelmesiyle konut satışları yaklaşık 1,8 milyon adetle rekor kırmış ve bunun yüzde 14,33'ü ipotekli gerçekleşmişti.
İpotekli satışların payı yeni yılda da artmaya devam ederken, ocakta yüzde 18,2'ye, şubatta ise yüzde 20,1'e yükseldi. Bu oran en son Mayıs 2023'te yüzde 23,3 ile daha yüksek bir seviyeyi görmüştü. En düşük oran ise yüzde 4,4 ile Aralık 2023'te kaydedilmişti.
BDDK tarafından yapılan düzenleme sayesinde kredi kısıtlamalarının kısmen de olsa gevşetildiğini ve bunun da satışlara yansıdığını belirten uzmanlar, ancak gidilecek çok yol olduğunu, faiz oranlarının yüzde 1 düzeyine gerilemesiyle ipotekli satışların payının yüzde 35-40 düzeyine çıkabileceğini bildirdi.
"Finansman kanalı yeniden çalışmaya başladı"
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Hepşen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şubatta ipotekli konut satışlarının toplam satışlar içindeki payının yeniden yüzde 20 seviyesini yakalamasının finansman tarafında sınırlı da olsa bir normalleşmeye işaret ettiğini belirterek, "BDDK tarafından yapılan düzenlemeyle kredi kullanım koşullarının daha geniş bir alıcı kitlesine hitap edecek şekilde yeniden tanımlanması bu artışın arkasındaki önemli faktörlerden biri olarak değerlendirilebilir." dedi.
Özellikle kredi değer oranlarının konutun enerji sınıfı ve ekspertiz değerine göre yeniden düzenlenmesinin belirli fiyat segmentlerinde krediye erişimi bir miktar kolaylaştırdığını vurgulayan Hepşen, bu durumun ilk yansımalarının ipotekli satış payındaki artışta görüldüğünü söyledi.
Hepşen, kredi kullanımındaki hareketin ağırlıklı olarak ikinci el konut piyasasında gerçekleştiğini kaydederek, verilerin, ipotekli alımlarda mevcut stok üzerinden ilerlediğini gösterdiğini aktardı.
Kredi payındaki artışın tek başına yeni konut üretimine güçlü bir ivme verdiğini söylemek için henüz erken olduğunu ifade eden Hepşen, "Daha çok finansman kanalının yeniden çalışmaya başladığını ve talebin belirli ölçüde kredi tarafına geri döndüğünü gösteren bir sinyal olarak okumak daha doğru görünüyor." diye konuştu.
"Bankalar artık konut kredisi kullandırmakta daha istekli"
Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği (TÜGEM) Genel Başkanı Hakan Akdoğan ise aylık yüzde 3,5-4 civarında gezen konut kredisi faiz oranlarının son dönemde yüzde 2,5'in altına indiğini belirterek, bunun satışlara olumlu yansıdığını söyledi.
Kiraların hızlı artmasıyla vatandaşların "kira ödeyeceğime taksit öderim" mantığıyla hareket ettiğini dile getiren Akdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Özellikle yüksek kirada oturan vatandaşlarımız belirli bir peşinatla alım yapmak ve kira yerine kendi evinin taksitini ödemek istiyor. BDDK düzenlemesi sonrası bankaların vatandaşın kredi taleplerine olumlu dönüşünde artış var. Bankalar artık konut kredisi kullandırmakta daha istekli. Önceden daha ketum bir tutumları vardı. Bu durum ipotekli satışların payını artırdı. Ancak hala gidilecek çok yol var. Faiz oranları yüzde 1 civarına gerilediğinde ipotekli satışların payı yüzde 35-40 civarına yükselecektir."
WSJ'den çok konuşulacak İran iddiası! 'İki ülke daha saldırılara dahil oluyor'

ABD-İran-İsrail savaşı 25. gününde devam ediyor. Karşılıklı misilleme saldırıları tüm şiddetiyle sürerken, Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde çarpıcı bir haber kaleme alındı.
‘KÖRFEZ ÜLKELERİ SALDIRILARA HER GÜN DAHA DA YAKLAŞIYOR’
Gazetenin konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Basra Körfezi'ndeki ABD müttefiki ülkeler İran'a yönelik saldırılara dahil olmaya her gün daha da yaklaşıyor.
Buna göre haberde, Körfez ülkelerinin ABD'nin İran'a yönelik hava saldırılarını desteklediği ancak henüz doğrudan askeri angajman noktasına gelmedikleri ifade edildi.
SUUDİ ARABİSTAN, ASKERİ ÜSSÜNÜ ABD’NİN KULLANMASINA İZİN VERDİ
Kaynaklar, Suudi Arabistan'ın, ABD güçlerinin Kral Fahd Hava Üssü’nü kullanmasına izin verdiğini belirtti. Ancak bu karar, saldırılar başlamadan önce tesislerinin veya hava sahasının İran'a yönelik saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceğini açıklayan Riyad yönetiminin açıklamalarıyla çelişiyor.
‘AN MESELESİ’
Konuya yakın isimler, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın saldırılara katılma kararına oldukça yakın olduğunu hatta krallığın savaşa dahil olmasının "an meselesi" olduğunu aktardı.

BAE, BİRLİKLERİNİ ÇATIŞMAYA MI GÖNDERECEK?
Öte yandan, Birleşik Arap Emirlikleri'nin de ordusunu çatışmaya gönderip göndermemeyi tartıştığı bildirildi.
Haberde, Dubai'de bulunan İran Hastanesi ile İran Kulübü'nün faaliyetlerinin durdurulduğu, iletişim kanallarının tamamen kapatıldığı iddia edildi. Bu adımların, İran ile bağlantılı bazı yapıların faaliyetlerine yönelik güvenlik kaygılarıyla atıldığı öne sürüldü.
2 ÜLKEDEN TRUMP’A İRAN BASKISI!
Arap yetkililer, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri liderlerinin, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptıkları düzenli görüşmelerde İran'ın askeri kapasitesinin zayıflatılması yönünde baskı kurduklarını iddia etti.
ABD ordusu ise Körfez ülkelerinin saldırılara yardım edip etmediği konusunda yorum yapmaktan kaçınarak açıklamaların ilgili ülkeler tarafından yapılacağını belirtti.
Lübnan'dan flaş açıklama! 'İsrail fosfor bombasıyla saldırdı'

İsrail ordusunun Lübnan'a 2 Mart'ta başlattığı saldırılar sürüyor. Lübnan resmi ajansı NNA'nın haberine göre, ülkenin güneyindeki işgalini genişletme çabalarını sürdüren İsrail ordusu, Nakura beldesinin güneyindeki Hamul bölgesine fosfor bombasıyla saldırı düzenledi.
NNA, İsrail ordusunun dün de Nakura ve Hamul bölgelerini fosfor bombalarıyla hedef aldığını aktarmıştı.
NE OLMUŞTU?
İsrail ordusundan 2 Mart'ta yapılan açıklamada, Lübnan'dan füze atıldığının tespit edilmesinin ardından ülkenin kuzeyinde sirenlerin devreye girdiği belirtilmişti.
Daha sonra Lübnan geneline hava saldırıları başlattığını duyuran ve başkent Beyrut'u hedef alan İsrail ordusu, havadan ve denizden yoğun saldırılar düzenlediği Lübnan'da kara işgalini genişletme kararı almıştı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, 2 Mart'tan bu yana İsrail'in saldırılarında 1039 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 876 kişinin yaralandığını duyurmuştu.
Lübnan hükümeti, İsrail'in işgali ve saldırıları nedeniyle Lübnan'da zorla yerinden edilenlerin sayısının resmi kayıtlara göre 1 milyon 162 bin 237 olduğunu açıklamıştı.
