Politika Servisi
CHP lideri Özgür Özel, son günlerde “yeni parti” talebinin yanına “yeni siyaset” tanımlamasını da ekliyor. Özel’in bu tanımla neyi kastettiği bir yana; Türkiye, yıllardır elitlerin oyun kurduğu, her şeyin dar bir ekip tarafından belirlendiği siyasetin olumsuz sonuçlarıyla boğuşuyor. Türkiye, 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana halkın izleyici, elitlerin belirleyici olduğu bir siyaset düzeni içinde yaşıyor. Siyasi partiler yasasından seçim yasasına kadar hukuki düzenlemeler buna göre yapıldı. Siyasette para en önemli belirleyici oldu. Zamanla mesleği “siyasetçi” olan bir topluluk oluştu. Tek adamlar, iktidarı da muhalefeti de belirler hale geldi. AKP, kuruluş yıllarında bu zihniyeti kabul etmediğini söylese bile iktidara gelmesiyle birlikte, bırakın mücadele etmeyi, bu zihniyetin kurumsallaşmasında temel belirleyici oldu.
REJİM ‘SARAY’ DEDİ
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, siyaseti tam anlamıyla halkın elinden alıp Saray’a kilitledi. Seçim barajı yüzde 7’ye düşürülmüş gibi görünse de aslında yüzde 50’ye çıkarıldı. Seçmene sadece iki alternatif dayatıldı. Tek adam anlayışı sadece iktidar için değil, muhalefet partileri için de geçerli hale geldi. Durum öyle bir noktaya geldi ki muhalefetin cumhurbaşkanı adayını eleştiren seçmene “tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz” bile denildi.
İktidarın halktan kopmuş, çözüm üretemez hale gelmesi ve muhalefetin bu durumu kabullenmiş olması değişimi zorunlu kıldı. Halk, kendi geleceği için harekete geçeceğinin ipuçlarını Gezi İsyanı’nda, 16 Nisan Referandumu’nda, 19 Mart kalkışmasında gösterdi. Şimdi tekrar eve dönüp, televizyon başında geleceğine dair kararlarda yalnızca bir izleyici olmak istemiyor.
Halkın bu talebini, bu yönelimini kavrayan siyaset “yeninin” temsilcisi olacak. Ülkenin geleceğinde belirleyici olan da bu “yeni” olacak.
∗∗∗
SOKAKTA SİYASET YAPMAK
Prof. Dr. Ayşen Uysal ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye’de yeni bir siyaset anlayışı gerekliliği uzunca bir süredir var. Son on yıldır ise adeta bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Buna karşılık, bu gerekliliği bazı siyasetçiler yeni yeni idrak etmeye başladı.
Erdoğan ise “Yorgun particilere” daha önce de seslenmişti. Partisinin oy ve meşruiyet kaybettiğini gördükçe benzer cümleleri kuruyor. Orada yeni bir siyaset arayışı değil, partisinin eski görkemli günlerine özlem var. Bu özlem demokrasi ve özgürlüklere olan özlem değil, halkın geniş kesimlerinin desteğine, dolayısıyla da kaygısız seçim kazanmaya özlem. O nedenle oradan yeni bir siyaset çıkmaz. Butlancılarla da tam bu noktada ortaklaşıyorlar.
Buna karşılık yüzünü sokağa dönen Özgür Özel sokağı hareketlendirmiş görünüyor. 19 Mart ertesinden bugünlere mitinglerle, mutlak butlan kararından sonra da sokak buluşmalarıyla. Bu buluşmalar, sokağı daha içeriden resmediyor ve belki de mitinglere katılamayanların (coğrafi ve biyografik uygunsuzluk gerekçesiyle) bile harekete geçip siyasi tercihini ortaya koymasını mümkün kılıyor. Yurdun dört bir yanını seferber edebilmesi açısından bu çok önemli bir adım ve tercih. Yeni bir siyaset ancak kolektifle birlikte, iyi bir ekiple ve iyi bir politik ve stratejik planlama ile yaşama geçirilebilir.
Özgür Özel bu üçlü sacayağının ilkini, yani kolektifle birlikte hareket etmeyi, başarılı bir biçimde kuruyor. Buna karşılık “ekip” ve “plan” kısmında biraz zayıf olduğu gözlemleniyor. Aslında Özel “ekipçi” bir lider; ekip arkadaşlarını yolda bırakmamak için gövdesini ortaya koyacak kadar. Ancak, daha örgütlü bir ekip çalışmasına ihtiyacı var. Ve de donanımlı bir ekibe. Plan kısmı Türkiye’de en zor olan kısım. Planları yapsan bile hepsi tepetaklak olabiliyor bu ülkede. Plansızlık, son dakikacılık anlayışı hâkim ve bunu dayatan bir sistem var. Buna karşı mücadele edip hem hareketin çerçevesini iyi çizmek hem de politik tutarlılığı sağlamak gerek. Kervan yolda düzülür mantığı çelişkilere ve yol kazalarına yol açabilir.
Özgür Özel’in bugünlerde CHP’nin başına gelenlerin üstesinden gelmek için üçlü bir yol izlediğini söyleyebiliriz. Bunlardan ilki “niceliğin gücüne” başvurma olarak adlandırabileceğimiz kitlesel eylemler ve destekçilerinin ya da kendi değişiyle “yol açarken arkasından geleceklerin” ne kadar çok olduğunu göstermesi. Unutmayalım ki, toplumsal hareketlerden doğan ya da toplumsal hareketlerden güç alan partiler dünya tarihinde çok önemli başarılara imza attı. İzlediği ikinci yol, “uzman görüşüne başvurması”.
Hukukçuların görüşlerinden destek alarak, butlan yönetiminin uygulamalarının yanlışlığını ortaya koyması bu çerçevede düşünülebilir. Ve sonuncusu, kısıtlı imkanlarla da olsa medya aracılığıyla “bu bir skandaldır” demesi, yaşananların hukuk ve demokrasi dışı olduğunu cümle aleme duyurması. İzlediği bu üç yol şüphesiz gerekli ve önemli. Ancak bu defans ile ilgili kısım. Bu olmazsa olmaz repertuvara inşacı başka bir yol eklemeden tam anlamıyla yeni bir siyasetten söz etmek mümkün olmaz. Bu yeni siyasetin politik, ekonomik ve sosyal anlayışının hangi politikalar üzerine kurulacağı ile ilgili kısmı kastediyorum. Bu boyut en az ilki kadar önemli ve iyi bir ekip olmadan bu kısmın inşası da neredeyse imkânsız. Şüphesiz sokakta siyaset yapmak yeni bir ufuk getirebilir, ancak düşünsel temelleri sağlam atıldığında bu mümkün olur.
Son olarak da şunu belirtmek isterim: Geniş kesimlere hitap edebilmek seçimleri kazanmak için çok önemli ancak, “herkesi yakala partisine” evirilmeden de kitle partisi olunabileceğini unutmamak lazım. Herkesi yakalamaya çalışırken ideolojik bagajlarını boşaltmak yerine, ciddi ve kararlı politikalarla halkın karşısına çıkmak içinden geçtiğimiz dönemde en etkili yol olacaktır.”

∗∗∗
HALKIN DEĞİŞTİRME GÜCÜ VAR
Kemal Can ise şunları kaydetti:
“Siyasette hem kurumsal düzeyde hem genel anlamda bir yapılanmaya ihtiyaç olduğu açık. Sürekli belirsiz, baskın ve takvimi belirsiz bir seçim beklentisi ile meşgul olduğu için siyaset daha derin yapısal değişimlere zaman ve enerji kalmıyor.
Şimdi de CHP’ye yapılan operasyonlar ve mutlak butlan hamlesi yeniden yapılanma meselesini gündeme getirdi. Fakat bu bir tarafıyla CHP’de siyaset yapmanın zorlukları ve seçim ihtimali güçlendiğinde hemen organize olmanın önemi acil bir örgütlenme ihtiyacına işaret ediyor.
Öbür tarafta yapısal bir değişiklik, aşağıdan yukarıya örgütlenen bir ana muhalefet partisi, yeni bir dönem ve yeni bir kadro ihtiyacı doğuyor. Birbirinden farklı olan bu iki ihtiyacı ortada buluşturmak kolay olmayabiliyor. Potansiyel olarak CHP’de yaşananlardan dolayı CHP kamuoyunun ve genel muhalefet kamuoyunun yeni bir partiye enerji aktarabileceğine dair görüşler var. Ama Türkiye’de siyasi örgütlenme pratikleri kısa vadede kurucu hamleleri pek mümkün kılmıyor.
Öbür taraftan iktidar cephesine baktığımızda belli bir problem var. Bir süredir iktidar, seçmen siyasetini boşlamış durumda. Erdoğan’ın “Yorulanlar kenara çekilsin” çıkışının bir benzerini 2018 seçimleri öncesi “metal yorgunluğu” kavramında görmüştük. Erdoğan teşkilatları ve kadroyu bu konuda sorumluluğu onlara bırakmak isteyen bir tutum sergiliyor. Ama aslında iktidarın siyasetsizleşmesinin sebebi iktidarın siyasetle kurduğu ilişkinin kendisi.
Muhalefetin çok etkili bir taban hareketi koşulları yok. İktidarın da tekrar taban siyasetine dönme ihtimali yok. Bu iki tablo Türkiye’de taban siyasetinin ya da halkın tekrar özne haline geldiği bir dinamiğin kendi ihtiyaçlarını örgütsel bir forma dönüşmesi için uygun zemin üretmiyor.
İhtiyaçlar ile imkanlar arasında bir negatiflik var. Bu da aslında dolaylı olarak iktidarın işine yarıyor senelerdir. İktidar muhalefetin yapısal değişiklikler yapmasını ertelemeye çalışıyor.
Toplumsal dinamiklerin asıl öznesi olarak halkın bunu değiştirebilecek gücü var. Dolayısıyla değişim işaretlerini ya da çabasını yukarıdaki tavandaki aktörden beklemek için elverişli bir zemin yok ama buna karşılık taban dinamiklerini birbiriyle ilişkilendiren ve yukarıyı dışarıya doğru iten daha derli toplu bir muhalefete zemin var.”

Kaynak: BirGün




