HomeTürkçe HaberlerGündemBayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

Bayrağa değil özgür üniversite fikrine saldırı

Published on

spot_img

BirGün Okur İnisiyatifi  – ODTÜ

ODTÜ’de iki hafta önce 37.si düzenlenen Uluslararası Bahar Şenliği, bu yıl etkinliklerle ve konserlerle değil, bayrak üzerine tartışmalarla gündeme geldi. 

Şenliğin ilk günü gerçekleşen Devrim Yürüyüşünde sahnede olan İlkay Akkaya’nın, haftalar önce organize olan bir grup tarafından yuhalanması, grubun bozkurt işaretleri yaparak sahneye şişe fırlatması, tepki geleceğini bildikleri için de bayrak açıp tüm saldırılarını bu bayrağın altında gerçekleştirmesi, olayı ODTÜ’nün iç meselesi olmaktan çıkardı. 

Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin desteğiyle hızla yayılan “ODTÜ’de bayrağa saldırı” yalanı üzerinden gerçekleştirilen linç girişimi, bir gün sonra okulda bayrak yürüyüşü adı altında ülkücülerin organize ettiği mitinge ve öğrencilerin evlerine yönelik gece baskınlarına evrildi. 

An itibariyle 6 öğrenci tutuklanırken, Zafer Partisi ile ilişkili İstiklal Kadın Hareketi, gözaltıları gerçekleşmeden önce duyurarak aslında provokasyonun iktidar eliyle gerçekleştiğini de itiraf etmiş oldu. Şenlikten sonraki gün gerçekleşen yürüyüşe ODTÜ Rektörlüğünün gayri resmi onayıyla dışarıdan ülkü ocaklarıyla ilişkili yüzlerce insan sokuldu, farklı üniversitelerin ülkü ocakları Devrim’de adeta “miting” yaptı. Dışarıdan gelen ülkücü-Türkçü grupların üyeleri, ODTÜ öğrencilerine ve şenliği düzenleyen Uluslararası Gençlik Topluluğu üyelerine saldırıda ve tacizde bulundu. Öğrenciler ve Eğitim-Sen ile görüşmelerinde bayrağa saldırı olmadığını itiraf eden kayyum rektörlük, üniversitenin değil kavganın bir tarafı görüntüsü vererek, üniversitenin resmi sosyal medya kanallarında paylaşılan şenlik videosunda siyah beyaz kavga görüntülerine ve dışarıdan düzenlenen bayrak mitingi görüntülerine yer verdi. 

ODTÜ’de organize edilen provokasyonun perde arkasını, şenlik ve devrim yürüyüşünün üniversite ve öğrenciler açısından önemini, farklı topluluk ve bölümlerden öğrencilerle konuştuk. 

*** 

“ŞENLİK ODTÜ’NÜN ODTÜ ÖĞRENCİLERİN”

ODTÜ Şenliğini organize eden komiteden Can:  

Şenliğin ikinci gününde neler yaşandı? 

Şenliğin ikinci gününde okulda bayrak yürüyüşü olacağını paylaşan hesapları da incelemek gerekiyor. En son 6 Şubat depreminde paylaşım yapmış, ondan önce milli bayramlar ve yine bir önceki şenlikte Nur Sürer’e protesto çağrısı için paylaşımda bulunmuş. Milliyetçi bir hesap gibi görünmesine rağmen pasif duran, tepki için açılmış bir hesaptan bu bayrak yürüyüşü çağrısı yapıldı. Yürüyüşün yapıldığı ikinci gün hem A1 Kapısına milliyetçi gruplar çağrı yapmıştı. Eğitim-Sen ve diğer öğrenci temsilcileriyle birlikte rektörlük genel sekreteriyle konuya dair yaptığımız görüşmede bize -Eğitim-Sen açıklamasında belirtildiği gibi- engellemeye çalışacaklarını ancak büyük bir arazi olduğunu belirtip “telden girseler ne yapabiliriz” dediler. Nitekim dışarıdan çok fazla insan girdi, üyelerimize, ayrı ayrı 3 kadına sözlü şekilde tacizde bulundular, cinsiyetçi küfürlerde bulundular. Bir de UGT’li olduğunu sandıkları bir kadına fiziksel bir tacizde bulunuyorlar, kadın “UGT’li değilim” deyince “Pardon bilmiyorduk” diyorlar. Bu olayların bayrak yürüyüşü sonrası stadyumda olan ve ODTÜ’lü olmadığını tahmin ettiğimiz kişilerce gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. 

Yine bu bayrak yürüyüşünün olduğu gün, içlerindeki megafonlulardan birisi bariyerlerden atlayıp bizim bir arkadaşımızı iterek hakaret etti, “İstiklal marşı açacaksınız” dedi. Bu tutumu hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz bu talebi yolu bu değildi, üstelik okul güvenliği de bu kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı. Bu şahıs 25 dakika boyunca orada durdu, ona bize emir veremeyeceğini söyledik. Konser başladıktan sonra da Güvenlikler öğrenci kimliklerini isteyince çıkaramayan, dolayısıyla ODTÜ öğrencisi olmadığını tescillediğimiz, elinde bozkurt bayrakları olan bir ekip topluluk üyelerimize hakaret etmeye başladı, güvenlik yine bu kişilere müdahale etmedi. Güvenlikten onları uzaklaştırmamızı istememize rağmen bu yapılmadı, sahnenin arkasından önüne geçip bu kez de bir kadını taciz ettiler. Bunun üzerine öğrencilerin tepkisiyle bu ekiple bir kavga başladı. Güvenlik tüm taleplere rağmen bu kişileri uzaklaştırmadığı için kısa süreli de olsa kavga fiziksel bir boyuta evrildi. En başından itibaren taciz ve cinsiyetçi küfürlerle bu dışarıdan gelenlerin başlattığı bir kavgaydı. Güvenlik uzaklaştırır gibi yapsa da ekipten bir kişi olaydan sonra da bir pankartın önünde nöbet tutmaya devam etti. 

Olayın ardından sahnede bir açıklama yaparak uğradığımız tacizleri öğrencilerle paylaştığımızda yuhalandık. Bu bile provokasyonun ne kadar başarılı olduğunun kanıtıdır.  

SPONSORSUZ YAPILMASI BİR DURUŞ

Devrim Yürüyüşünün ve Bahar Şenliği’nin ODTÜ tarihi ve değeri açısından önemi nedir? 

ODTÜ Bahar Şenliği 1987’de UGT’nin inisiyatifi ile yapılan bir etkinlik, bunu okulun tüm topluluklarıyla birlikte yapıyor. Caz Topluluğunun, Müzik Topluluğunun, Radyo Topluluğunun sahnesi var, Devrim Sahnesini UGT düzenliyor. Bahar Şenliğinde panayır alanında tüm topluluklar etkinlik yapıyor, uluslararası öğrencilerin etkinliklerini düzenlediği bir alan var. Aslında okulun tüm toplulukları olarak bu şenliği düzenliyoruz ve Devrim Sahnesiyle de bu şenlik günleri sonlanıyor. Son dönemde tüketim kültürü sebebiyle sadece Devrim Sahnesine odaklanılıyor ama bizim çabamız şenliğin gerisini de büyütmek üzere. Devrim okulun içindeki bir stadyum ve sadece o yazıdan ibaret değil, arkasında bir kültür ve gelenek var. Bizim de amacımız bu geleneği ve kültürü yaşatabilmek. Zaten geçmişte de hiçbir okulda şenlik yasaklanmazken bizim şenliğimizin yasaklanma sebebi de bu. Devrim’in yaşattığı kültüre yapılan bir saldırı bu. Topluluk olarak geçmişte de bu yasaklama girişimleriyle karşılaştık ancak gerek eylemlerle geri adım attırdık, gerek kaçak bir şekilde düzenledik. Şenlik dolayısıyla okulun tüm öğrencilerinin birleşebildiği bir direniş alanı. Bu yüzden en sevdiğimiz sloganlardan biri “Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir”.  

ODTÜ kültüründe 37 kez yapılan bu şenliğin ne afişlerinde ne de sahnesinde hiçbir zaman sponsor olmadı ve olmayacak da. Çünkü stadyumun kültürü de bunu reddediyor. Herhangi bir sermaye grubunun, zenginlerin, burjuvaziye katkı sunan herhangi bir sembolün Devrime giremeyeceğini işaret ediyor. Öğrenci emeğiyle, yemek alanlarından bulunan bütçelerle yapılan, gelen sanatçıların da fedakarlıkta bulunduğu bir şenlik. Şenliğin kültüründe de eğer sanatçıların sağlık sorunu yoksa Devrim’de çim alandan birkaç güvenlik ve öğrenci çemberiyle Devrim sahnesine yürütüldüğü bir biçimde ilerliyor. Bunun da bir anlamı var; hiçbir sanatçı, hiçbir ünlü öğrenciden büyük değil, hepsi öğrencilerle bu kadar yakın olabilir. Şenliğimizin böyle bir kültürü var ancak son yıllarda bu kültür Devrim Yürüyüşü üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Sanki Devrim Yürüyüşü şenliğin bir parçası değilmiş, her sene denk gelen bir şeymiş gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Devrim Yürüyüşü sebebiyle şenliğin yasaklanmaya çalışıldığı yıllar da var. ODTÜ tarihi açısından bu yürüyüşün kıymeti de tam buradan geliyor. ODTÜ öğrencilerinin örgütlü olsun olmasın sözünü söyleyebildiği, en önde mutlaka ‘ODTÜ Devrime Yürüyor’ pankartının olduğu bir yürüyüş. Bu sadece stada yürümeyi değil ODTÜ öğrencisinin devrime inancını sembolize ediyor. O gün sahnedeki sanatçı da bu yürüyüşü öğrenciler stadyuma geldiğinde kutluyor. Tüm saldırılara rağmen de hala kalabalık şekilde gerçekleşmeye devam eden bir geleneğimiz. Yalnızca stada yürümekle bitmiyor, çimlere mumlarla devrim yazılıyor. Bu yazı 68 kuşağının yazıp bıraktığı bir yazı değil, silindi yeniden yazıldı. Biz de her yıl çimlere yeniden yazıyoruz çünkü öğrencinin, okulun karakterini bu yansıtıyor. Her zaman da şenliğin içerisinde oldu. 37 kez şenlik yapıldıysa 37 kez de bu yürüyüş yapıldı. 70. Yılını kutlayan okulun en büyük kültürü şenlik ve yürüyüş. 

TÜM MÜCADELELERİN ORTAK ZEMİNİ

Bu şenlik ve yürüyüş ne zorluklarla ve ne niyetle yapılıyor? 

Biz komite olarak 10 kişi ile bu süreci yürütüyoruz ama tek başımıza kalmıyoruz, sıra arkadaşlarımızın yardımlarıyla örüyoruz. Dolayısıyla işin koordinasyon kısmıyla ilgileniyoruz daha çok. Destek konusunda da öğrenciler hiçbir zaman sırtını dönmüyor bize, esas yapılmaya çalışılan da bu, bizi diğer öğrencilerle karşı karşıya getirebilmek. Oysa şenlikler ODTÜ’nün bir olduğunu gösterebilmek için var. Şenlik tüm öğrencilerin davet edildiği, saatler süren bir forumla tartışılıyor. Ardından tüm topluluklar, okulun tüm siyasi toplulukları şenliğin örgütlenme sürecine dahil oluyor, pankartlarımızı hep birlikte boyuyoruz, dövizlerimizi beraber yazıyoruz. Queer mücadeleden NATO karşıtlığına tüm sözlerin bir alan bulabileceği şekilde yürütüyoruz. Devrim Yürüyüşü geçmişte jandarma ablukasına karşı bile gerçekleşebilmiş bir yürüyüş. Hiçbir zaman ODTÜ öğrencileri pes etmediği için bu gelenek sürüyor, dışarıdan ODTÜ’de yaşam ve siyaset çok rahat gözüküyor ama arkasında ciddi bir direniş birikimi ve geleneği var. Seneye de çeşitli zorluklar ve yasaklamalarla karşı karşıya olacağız ve yine bunlara karşı direnerek geri adım attıracağız.  

Okul öğrencileri neden farklı yöntemlerle birbirlerine düşürülmeye çalışılıyor? 

Bunun sebebi, ODTÜ öğrencileri yıllarca bir arada kalabilmiş bir toplam. En çok zıtlaştığı dönemde, 2014’te şenlik yasaklandığında 10 gün rektörlük önünde yatıp 10 bin kişi eylem yaptı. 19 Mart’ta kendi arasındaki tüm gerilimlere rağmen bir arada olarak o sürecin en kalabalık eylemlerini gerçekleştirdi. Bu eylemlerin ardından gerçekleşen Şenlikte geçtiğimiz yıl Devrim Yürüyüşü yine çok kalabalıktı, tüm bölüm temsilcilikleri oradaydı. Her durumda birleşen bu toplamı birbirine düşürebilmek için özel bir çaba gerekiyordu. Bahsettiğimiz hesaplar, provokasyonlarla alttan alta işlenen bir durum. Öğrencileri birbirine sokabilecek en ufak ihtimalde bunun üzerine gidiliyor. Yine de ODTÜ öğrencilerini kaybedeceğimizi düşünmüyoruz, bu birliği sürdürebileceğimizi düşünüyoruz. Bu yıl Esra Işık’ın mektubu sahneden okundu, öğrencilere mesajını verdi. Geçen sene Boğaziçi Üniversitesinde tutuklanan 3 sıra arkadaşımızın mektubunu okumuştuk. Yalnızca ODTÜ öğrencilerini değil, tüm ülkenin gençlerini birleştirme imkanı oluyor ve rahatsız olunan şey de bu. ODTÜ bahar şenliği yalnızca ODTÜ sınırlarında kalan bir şey değil, ülkenin tüm dertlerini, direnişlerini temsil eden bir alan. Bunun önüne geçebilmenin en iyi yolu da şenlikteki birliği bölebilmek. Geçtiğimiz yıllar da bu tarz yürüyüşler denendi, Nur Sürer protesto edilmeye çalışıldı. Ama önüne geçildi. Şenlik de bu biçimiyle gelecek senelerde de sürmeye devam edecek. Dertleri böyle bir bölünme yaratarak ülkenin asıl dertlerini görünmez kılabilmek. ODTÜ öğrencileri birbirine düşmüşken asıl başımıza gelenler gündemden çıkıyor, NATO gündeminden uzaklaşıldı. Geçtiğimiz yıllarda da bu tür çabalar kayyum rektörü hedeften almak için yapılırdı. Örneğin Verşan Kök döneminde yemekhane çok zamlanmıştı, öğrenciler kendi aralarındaki gerilime ara verip kitlesel bir eylemle bu zammı kaldırmıştı. ODTÜ kimliğini silmek için özelleştirmeler dahil birçok iş yapılıyor, yasaklar konuluyor. Öğrencileri birbirine düşürerek tüm bunların sessiz sedasız gerçekleştirilebileceği düşünülüyor, biz buna hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz, yine ODTÜ şenliğini tüm öğrencilerle, bileşenlerle gerçekleştireceğiz, Devrim Yürüyüşü yine tribündeki herkesin katılmak istediği şekilde bitecek. 

*** 

DEVRİM YÜRÜYÜŞÜ 68 RUHUNDA BİRLEŞMEKTİR

ODTÜ Medya Topluluğundan Rasim, Ayşe ve Hüseyin:

Yaşananları neden bir provokasyon olarak niteliyorsunuz? 

Rasim: Halihazırda devrim stadyumunda ve öncesindeki devrim yürüyüşünde bulunan bayraklar konusunda herhangi bir müdahale, tepki veya karşılık olmamasına rağmen yaşanan olayın “saldırı” olarak adlandırılmasından da anlaşılabileceği üzere asıl yaşananın herhangi bir şekilde bayrakla ilgisi yoktu. Konser anında çıkan sanatçılara karşı verilen negatif tepkiler ve sahneye doğru şişeler fırlatılmasının ardından gelen tepkiye karşı bayrağın arkasına geçilip olayı “bayrağa saldırı” olarak adlandırmak olayın provokasyon amaçlı gerçekleştiğini kanıtlar niteliktedir. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Ayşe: 1968 senesinde Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alparslan Özdoğan, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve arkadaşlarının bir gece yazdıkları DEVRİM yazısı ile ortaya çıkan Devrim Stadyumu, ODTÜ Bahar Şenliği’ne ve geleneksel olarak yapılan Devrim Yürüyüşünün son noktası olmakta. MM binasından DKSK’nın inişinin izlenmesinin ardından Fizik Çimlerinde buluşan öğrenciler için Devrim Yürüyüşü 68 kuşağını anarken aynı zamanda taleplerini de ilettikleri, başladıkları Devrim Yürüyüşünde başkaldırarak, koşarak pankartlarıyla okulu dolaşıp Devrim’e girdikleri bir yürüyüştür.  

Yürüyüşün ardından öğrenciler mumlarla çimlere DEVRİM yazarlar ve devrim yürüyüşünün saati havanın kararışıyla yazının gözükmesini sağlar. Aslında devrim yazısının mumlarla çimlerde yazılması 1993 yılında Bahar Şenliği’ne gelen Cem Karaca döneminde ortaya çıkmış. Öncesinde tribünlerde DEVRİM yazısı üzerinde oturanlara mumlar verilecekken bunun tespitinin zorluğundan dolayı çimlerde yapılmış.  

Devrim Yürüyüşü de ODTÜ Bahar Şenliği de yıllardır öğrencilerin taleplerinin, emeklerinin 68’in ruhuyla birleştiği bir yer aslında. Mücadele alanımızın eğlenceyle birleştiği, birlikte devam ettirmemiz gerekilen geleneklerimiz. 

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Hüseyin: ODTÜ Şenliği diğer üniversite şenliklerinden epey farklı bir şenlik. Bu şenliğin herhangi bir sponsoru yok. Dolayısıyla kayyum rektörlük bunu kırmaya çalışıyor ve kırmak için de bu gibi provokasyonları kullanıyor. Bu provokasyonlara ise Türk bayrağı gibi milli değerleri alet ediyor ve öğrencileri birbirine düşman ediyor. Rektörlüğün ODTÜ resmi hesabından paylaştığı şenlik görüntüleri de buna en net kanıt. Sonunda umduğu şey de sermayenin düzenlediği, şenliğe ücretle girilebildiği, her öğrencinin ulaşamadığı bir düzen.  

Biz öğrenciler olarak 2024 yılında kayyum yönetim şenliğe izin vermediğinde 10 gün boyunca rektörlük önünde nöbet tutmuştuk, şenliği de hep birlikte öğrenci emeğiyle örmüştük. Tıpkı bugün de olduğu gibi. Tüm sıra arkadaşlarımızın bunu hatırlamasını, şenliğin öğrenciler için öğrenciler tarafından düzenlendiğini unutmaması gerektiğini düşünüyoruz. 

*** 

ODTÜ’NÜN TARİHİ ÖĞRENCİLERİN DİRENİŞ TARİHİ

Sosyoloji Topluluğundan Hayat ve Mehmet: 

ODTÜ’de yaşananları neden provokasyon olarak değerlendiriyorsunuz? 

Mehmet: Şenlikten iki hafta önce ODTÜ sosyal medyasında İlkay Akkaya hedef gösterilmeye başlandı. Fotoğrafını paylaşıp konseri protesto etme çağrıları yapıldı. Bozkurt hareketi yapıp ardından şişe atarak kavga çıkardılar. Fakat yaşananları videoya çektiğiniz zaman ortadaki görüntü bir bayrak etrafında kavga var, demek ki bayrağa saldırılıyor şeklinde oluyor. Bunu yapmak zor bir şey de değil, geçmişte yapılmamış da değil. ODTÜ’de bir sorun olduğunda bunun çözümü için uğraşan insanlar genelde, o gün bayrağa saldırıldı diye hedef gösterilen solcular. Fakat konu eğlenmeye geldiği zaman söz hakkı hissedenler bu şenliğe hiç emek vermeyenler oluyor. 

Hayat: İlk ve ikinci gün olanlara dair, videolarda görünmeyen, yalnızca bayrağa saldırdılar propagandasının arkasında yuhalamalar, bozkurt hareketleri, yapılan çağrılar, hatta gruplarda “Eğlencenin ikinci planda kalacağı bir gün olacak” denilen ses kaydının paylaşılmasına kadar tüm bunlar planlıydı. Akkaya’nın şenliğe çağrılmasına kurulmuşlardı. Yaşananlar bunun sonucudur. 

Mehmet: Videolarda da görülebilir, Türk bayraklı çok fazla insan vardı, kimileri herkesle Çav Bella söylüyordu, bayrağa değil saldırgan gruba müdahale edildiğini görmek zor değil. 

Devrim Yürüyüşünün ODTÜ tarihindeki anlamı nedir? 

Mehmet: ODTÜ’nün tarihi bir okul tarihi olmaktan öte bir direniş tarihi. Bu direniş kültüründe, bu topraklarda adı kalmış birçok devrimcinin anısına yapılmış bir yürüyüş ve onların kazanımlarını koruduğumuzu sembolize ettiğimiz bir yürüyüş. Birçok kazanımımız bize bu tarihten kaldı ve bunu savunmamız gerekiyor. Hem bu kültürü korumak hem de devrim yürüyüşünün başlangıcında bu ülkeden geçmiş devrimcilerin ismi anıldığında “Yaşıyor” diye bağırmak bile tek başına önemli, şu anda elimizden gelen buysa bunu devam ettirmek zorundayız. 

Hayat: Şenlik de öğrencilerin kazanımlarının bir parçası. Türkiye’deki nadir örneklerden biridir sermayesiz yapılan bir şenlik. Kayyumlara, iktidar politikalarına rağmen, kampüslerin içini siyasetten arındırma çabalarına rağmen öğrenci inisiyatifiyle, kendimizce bir şeyler yapabilmemizin bir çıktısı ve sembolü. Okuldaki öğrencilerin de bir kısmı bunun farkındalığına pek sahip değil. Bunu da hatırlamakta fayda var, kampüste sürdürülen politikalara rağmen bu şenliği öğrenci kararıyla ve iradesiyle yapabiliyorsak bu çok önemli, şenliğin kendisi de devrim yürüyüşü de bunu ifade ediyor. 

Öğrencileri bayrağa saldırmakla suçlayan kimileri ise geçmişte şenlik için direnenler arasındaydı? 

Mehmet: Dışarıdan gören insanlar durumu kutsallarına saldırı olarak yorumladı ki medyada verildiği haliyle böyle algılanılması doğal. Burada düşünülmesi gereken şey, ODTÜ içerisindeki insanlar durumu nasıl algılıyor? Yaşananların bizde kaydının olmaması, provokasyon engellenirken yapılanların görülmemesi, daha doğrusu provokatörlerin bunları yayınlamaması sonuçta doğal. Bu yüzden böyle bir refleks gerçekleştirilmesi beklenmedik değil. Bu anlamda amacına ulaşmış da oluyor. 

Hayat: UGT’nin bu olaylardan dolayı tepki görmesi, şenliğin başka topluluğa ya da direkt rektörlüğe verilmesi talebi bahsettiğimiz hafızanın korunamamasının sonucu. Biz şenliğin ne olduğunu düşünüyoruz, rektörlük bizim şenliğimiz hakkında ne kadar söz sahibi ki UGT’den alıp başkasına verecek? Şenlik rektörlüğün öyle alıp dağıtabileceği bir şey değil, öğrencilerin ürettiği bir şenlik olduğu için özel. 

Okul öğrencileri neden bu şekilde birbirine düşürülmeye çalışılıyor? 

Hayat: Kampüslerdeki siyasi ortamın altını oymak, öğrenci dayanışmasını zedelemek amaçlanıyor, bunların farkındayız. Öğrenciliğin kendiliğinden getirdiği politikliği ortadan kaldırmak, unutturmak isteniliyor. 

Mehmet: Burası Ankara siyaseti açısından sembolik bir yer, saldırılmak istenmesi gayet normal ve bu tarih boyunca da farklı biçimlerde oldu. 

*** 

KAVGANIN GALİBİ KAYYUM REKTÖRLÜK OLUYOR

ODTÜ Sosyoloji bölümü öğrencisi Doğa: 

ODTÜ Devrim Yürüyüşünde bu yıl neden böyle bir gerilim ortaya çıktı? 

Öncelikle genel Türkiye gündemi ve okul içinde aslında rektörlük ve çeşitli çeteler tarafından ODTÜ’nün kampüs ruhuna, politik olarak ODTÜ’nün devrimci tarihine ve kültürüne yapılan saldırılardan biraz bahsetmek gerekiyor. Özellikle Verşan Kök sonrası atanan Yozgatlıgil ile beraber şunu çok net görüyoruz ki rektörlük kendisine belli okların yöneltilmesini istemiyor. Özellikle Verşan dönemindeki o baskı ve tahakküm ortamı Yozgatlıgil ile beraber yerini biraz daha kendisinin rıza ürettiği ve yaptığı şeylerin sanki okulun iyiliği için yapıyormuş gibi lanse ettiği bir görüntüye dönüşmüş durumda. Bunu sağlayabilmek için de öğrenci çatışmalarını kullanıyor. Yani aslında bu “neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor sorusunun bir boyutudur. Çünkü bu genel şenlik provokasyonu da bu şenlikten önce kadın duvarında yapılan provokasyonlarda, oryantasyonda yaşanan provokasyonlarda da ayrı gündemler ya da konu maddeleri söz konusu değil. 

Biliyorlar ki öğrenciler arasında karşıt fikirleri varmış gibi gösterilip devlet destekli, rektörlük destekli bir şekilde birbirleri arasında çatışırsa aslında AKP, MHP iktidarı tarafından atanmış olan kayyum Yozgatlıgil kendisini unutturuyor ve meşru bir zemin bulmuş oluyor. Dolayısıyla aslında kampüs içindeki bu tarz olaylar hem asıl hedefin olması gereken kişi olan antidemokratik bir biçimde kampüse atanmış ve kampüs kaynaklarını tamamen yeşil sermaye lehine kullanan Yozgatlıgil’den dönerek sanki bir öğrenci çatışmasıymış gibi lanse edilmiş oluyor. 

Gelelim bunların neden yaşandığına yani bunun neden provokasyon olduğuna. İlkay Akkaya devrimci bir sanatçı ve özellikle kendisinin Kızılırmak dönemlerinden de bu yana müziği çokça kez devlet ve iktidar aparatları tarafından baskılanmaya çalışılmış, yasaklanmaya çalışılmış, konserleri iptal edilmiş bir kişi. Hatta ODTÜ’ye gelmeden önce bile bu son 1 yılda yasaklanan konser miktarına bakarsanız, kendisinin röportajlarında bir yer ayarlamanın ne kadar zor olduğuna belirttiğine, sistematik bir baskıya karşı karşıya kaldığına bakarsanız bu provokasyonun da amacının bu olduğu hiç şüphe götürmeden ortaya çıkacaktır… Çünkü İlkay Akkaya’nın hedef gösterilmeye çalışılması tamamen internet üzerinden örgütlenen, reel gerçekliği olmayan kesimler ve devlet ya da işte çeşitli çeteler destekli bir şekilde gelişiyor. Şenlikten çok önce de aslında çeşitli itiraf sayfaları ya da anonim hesaplar ile İlkay Akkaya nefretinin örgütlendiğini görüyoruz hem sosyal medyada Twitter’da hem Instagram’da. Ve aslında sanki basit bir bayrak meselesiymiş gibi bir adlandırma var. Oysa burada tamamen bayrak ve milli değerler, bu oluşumlar ve çeteler tarafından kullanılan kalkan görevini görüyor. Çünkü bu provokasyonu yapanların amacı herhangi bir protesto düzenlemek değil. Keza alanda da gördüğümüz üzere, nefret sembolü haline gelmiş bozkurt işaretleri yaparak, halkçı bir sanatçıyı yuhalayarak, oradaki insanlara rahatsızlık vererek, daha sonra zaten görüntülerden de görüldüğü üzere şişe fırlatarak, el hareketi çekerek, küfürler savurarak çok net bir provokasyon girişiminde bulunmuş oluyor. 

Benim kendi düşüncem bu provokasyonun aslında iki temeli olduğu. Eğer provokasyon başarılı olurda bir itiş kakışma görüntüsü olursa, ki bunun yaşandığını görüyoruz, bunu sosyal medya üzerinden “Bak işte, aşırı gruplar milliyetçi ‘öğrencilere’ saldırıyor” gibi bir algı yaratmaya çalışmak, buradan kamuoyunu şekillendirmek ve aslında ODTÜ’nün devrimci tarihine, ODTÜ’nün sol tarihine bir darbe vurmaya çalışmak. Eğer bu şekilde gerçekleşmeseydi de yine kendileri Twitter hesaplarından “Bakın biz İlkay Akkaya’yı sahnede yuhaladık, söylettirmedik, bütün bir stadyum sanatçının inmesini istiyordu” gibi bir yalan sunarak da sanki kendileri amaca ulaşmış gibi göstermeye çalışacaklardı. Dolayısıyla aslında oraya müdahale edilmesinde de edilmemesinde de kendisinin de çıkar sağlayacak bir grubun var olduğunu söyleyebiliriz. 

*** 

ODTÜ’NÜN DEMOKRATİK YAŞAMI HEDEF ALINIYOR

İktisat öğrencisi İrem: 

Yaşananı neden bir provokasyon olarak görüyorsunuz?  

Çünkü yaşananlar ODTÜ öğrencilerinin birlikte inşa ettiği demokratik zeminleri kullanmadan gerçekleşti. Hatta tam aksine hedefe konulan bu demokratik zeminler oldu. ODTÜ öğrencileri Devrim Yürüyüşü de dahil olmak üzere yaptıkları her işi beraber planladıkları forum ve toplantılarda buluşarak planlıyor. Şenlik herkesin dahil olabileceği bir öğrenci topluluğu olan UGT eliyle organize ediliyor, toplulukların çok daha fazlası sahnesiyle standıyla şenliğin bir parçası oluyor. Yaşanan olay ise tüm bu birikim ve deneyimi yok sayarak, hedef alarak gerçekleşti. 

Fiili olarak ODTÜ öğrencilerinin düzene karşı birlikte mücadele etme birikimini hedefleyen bir eylemlilik olarak sonuçlandı. Sonrasında yaşananları paylaşan grupların siyasal pozisyonu da durumu aydınlattı. Başka provokasyonlardan tanıdığımız milliyetçi-gerici grupların hemen olaya sahip çıkarak çağrılar yapması yaşananların kimin işine yaradığını açıkça gösterdi. 

Devrim Yürüyüşü ve şenliğin ODTÜ tarihi açısından önemi nedir? 

Uluslararası Bahar Şenliği, ODTÜ öğrencilerinin beraber ürettiği nadir alanlardan biri. Türkiye’de başka üniversitelerde sermayesiz, sponsorsuz, öğrencilerin kendi sözümüzü söyleyebildiği böyle alanlar oldukça sınırlı. Var olanlar da baskıyla kısıtlamalarla yok edilmeye çalışılıyor. Bahar Şenliği de uzun süredir bu yasakların hedefindeydi. İki yıl önceki bu açıdan önemli bir deneyim oldu, atanmış rektörün bütün çabasına karşın ODTÜ öğrencileri kendi şenliğini kendi emeğiyle yapmıştı. Bugün de 37. sini var eden ODTÜ’nün beraber üreten, ODTÜ’nün mücadeleci kültürünün birlikte var eden toplulukların, öğrencilerin ısrarıdır. Devrim yürüyüşü de 68 kuşağından devraldığımız antiemperyalist mücadele mirasını yükselttiğimiz politik bir mücadele alanıdır. Bu savaş ve sömürü düzenine karşı taleplerimizi haykırdığımız, bu düzenin baş temsilcilerinden saray rejimine karşı sesimizi yükselttiğimiz bir yürüyüştür. 

Bu nedenle ODTÜ öğrencilerinin mücadelesinin rotasının netleşmesi açısından önemli bir alan oluyor. Antiemperyalist mücadelenin saflarında birleşmenin çağrısını yapıyor ve eşit, özgür bir geleceği kazandıracak olanın da bu saflar olduğunu yeniden hatırlatıyor.  

Bu iki gelenek de özellikle böyle bir dönemden geçerken daha çok önem kazanıyor. Saray rejiminin dört bir yanımızı kuşattığı bugünlerde nefes alabilmek adına büyütülmesi gereken alanlar oluyor.   

Neden okul öğrencileri bu şekilde birbirine düşman edilmeye çalışılıyor? 

Saray rejimi aslında bir süredir üniversitelerde kendi politikalarını uygulayabilmek adına baskı ve yasak atmosferini örgütlüyor. Bu tür eylemlere alan açarak üniversitelerde ayrışmayı derinleştiriyor.  

Onların karşısında söz söylenen her alan iktidarları açısından bir tehlike taşıyor. Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesine karşı, savaş politikalarına karşı bir araya geldiğimiz “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Denizlerin Yolunda Eşitlik, Özgürlük ve Sosyalizm için ODTÜ Devrim’e Yürüyor.” şiarıyla yürüdüğümüz Devrim Yürüyüşü en büyük tehlikelerden biri. Emperyalistlerle iş birliği içinde dünyayı paylaşma kavgasının ortağı olmak isteyen saray rejimi üniversiteleri de bu politikalar etrafında şekillendiriyor. Devrim Yürüyüşü de de bu ortaklığa karşı yürüdüğümüz için iktidarın hedefinde.  

ODTÜ Bahar Şenliği de toplamda yok etmeye çalıştıkları bir alan. Öncesinde bu şenliği yasaklamaya çalıştılar, olmadı. KoçFest gibi uygulamalarla sermayeye teslim etmeye çalıştılar, olmadı. Şimdi de faşist provokasyonlarla kriminalize ederek yok etmeye çalışıyorlar. Ama bu da başarılı olmayacak. Bizler saray rejimine karşı kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu sözü söylediğimiz alanları da saray rejimine teslim etmeyeceğiz. Yaşamımızı savaş politikalarıyla şekillendirmelerine izin vermeyeceğiz. NATO zirvesine, emperyalist savaşlara, baskı ve yasaklara karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. 

Kaynak: BirGün

Latest articles

Hava Durumu (17-05-2026)

Marmara Bölgesinde sağanak yağışlar etkili oluyor. Gündüz sıcaklıkları İstanbul'da 24, Edirne ve Bursa'da 27, Kocaeli'de 26 derece. Pazartesi günü de yağışların devam etmesi bekleniyor.

ABD'de savaş kokusu… Trump'ın peş peşe yaptığı açıklamalar ne anlatıyor?

Trump'ın Çin ziyareti sonrası akıllardaki en büyük soru "Savaş ne olacak?" ve "ABD VE Çin ne aldı?" oldu. CNN Türk ABD temsilcisi ve Hürriyet yazarı Yunus Paksoy, zirve sonrası izlenimlerini yazdı...

VIP turda skandal: Boksör turist, tur şoförünü hastanelik etti!

Antalya'nın Serik ilçesinde tur şoförü Mehmet Özkan, VIP transfer hizmeti verdiği Litvanyalı profesyonel boksör Robertas Kotas isimli yolcunun, telefonunu şarja takmadığı gerekçesiyle saldırısına uğradı. 70-80 km hızla giderken direksiyon başında yumruklu saldırıya uğrayan Özkan, konuyu uluslararası insan hakları mahkemelerine taşıyacağını ve saldırganın lisansının iptalini isteyeceğini ifade etti.

Kilosu 2 bin TL'ye satılıyor: Yoğun ilgi var, nadir bulunuyor

Erzincan'da yüksek rakımlı dağlarda kendiliğinden yetişen "çaşır" mantarı, pazarda kilogramı 2 bin liradan satışa sunuluyor.

More like this

Hava Durumu (17-05-2026)

Marmara Bölgesinde sağanak yağışlar etkili oluyor. Gündüz sıcaklıkları İstanbul'da 24, Edirne ve Bursa'da 27, Kocaeli'de 26 derece. Pazartesi günü de yağışların devam etmesi bekleniyor.

ABD'de savaş kokusu… Trump'ın peş peşe yaptığı açıklamalar ne anlatıyor?

Trump'ın Çin ziyareti sonrası akıllardaki en büyük soru "Savaş ne olacak?" ve "ABD VE Çin ne aldı?" oldu. CNN Türk ABD temsilcisi ve Hürriyet yazarı Yunus Paksoy, zirve sonrası izlenimlerini yazdı...

VIP turda skandal: Boksör turist, tur şoförünü hastanelik etti!

Antalya'nın Serik ilçesinde tur şoförü Mehmet Özkan, VIP transfer hizmeti verdiği Litvanyalı profesyonel boksör Robertas Kotas isimli yolcunun, telefonunu şarja takmadığı gerekçesiyle saldırısına uğradı. 70-80 km hızla giderken direksiyon başında yumruklu saldırıya uğrayan Özkan, konuyu uluslararası insan hakları mahkemelerine taşıyacağını ve saldırganın lisansının iptalini isteyeceğini ifade etti.