Geçen hafta, dolandırılma listelerinin üst sıralarına yerleşmemiz nedeniyle “sahte olan avukat mı acaba?” diye sormuştum. Sevdiğim bir büyüğüm, “Akıl verme, araç ver.” diye yazmış. Sahte avukatı gerçeğinden ayırt etme kiti istemiş. İlk anda, “Ondan kolay ne var ayol?” dedim. Sonra düşünmeye başladım. Hangi emarelere bakmak lazım? Avukatın gerçek mi, sahte mi olduğunu nasıl anlayabiliriz?
“Avukatlar baro levhasına kayıtlıdır, adı orada yoksa sahtedir.” desem meseleyi çözmüş olur muyum? Olmam, çünkü sahteciler o kadar mahir ki o levhalara bakıp isim seçip insanları arıyorlar. Sonra o ismin sahibi olan avukat da dolandırılanlarla birlikte adını kullananların peşine düşmek zorunda kalıyor. Yani sorunumuz bu yolla çözülemiyor.
Televizyonlarda hemen her konuda görüşlerini toplumla paylaşan, isimlerinin altında “hukukçu” yazan avukatları düşünelim örneğin. Ben o avukatlardan hiçbirini adliyede gördüğümü hatırlamıyorum. Gerçi kimi avukatlar öyledir. Adliyeye gitmiyor diye avukattan sayılmayacak değiller elbette. Onların gerçek olup olmadığını anlamaya uğraşmaya bile gerek yok. Televizyonda görünüp de sahte olan olur mu? Olmaz! Sorun bu örnekle de çözülemedi.
Kimi avukatların haddinden fazla işi olur. Bu avukatların bürolarında çok fazla avukat ve kâtip çalışır. Bu kâtipler genelde çok fiyakalı olur. Özellikle icra dosyalarıyla haşır neşir olanların beceri katsayıları çok yüksektir. Edaları, konuşmaları, hâlleri bir başkadır; girdikleri ortama uyumları olağandışıdır. Kendi hâlinde bir avukatla yan yana oturtsan, “gerçek avukat hangisi” anketini en az 70’e 30 ile alırlar. Özetle sorun doğrudan gözlemle de çözülemedi.
Televizyonlarda görünmeyen ama âlemde çok ünlü olan avukatlar vardır bir de. Bu avukatların bürolarında fiziki ve dijital kuyruklar olur. Kendilerinin yüzlerini görebilmek pek kolay değildir. Bizzat görüşmeye katılmaları bile aile bütçesini sarsabilir. Bu kişilerin sahteliğinden şüphe edilmez elbette. Onlar avukattır, o kadar. Bilen bilir, gerisi de önemli değildir. Dizi ve film senaryolarına konu olanlar genelde onlardır. İlginç bir biçimde başarılıdırlar. Sahtecilik gibi ufak tefek işlere bulaşmazlar. İhtiyaç duymazlar.
Akademisyen avukatlar vardır mesela. Duruşmalarda kürsüde, derste konuşur gibi anlatmak isterler meseleyi. Hâkimden “Kısa kesin.” uyarısı gelince, “Sizleri de bizler yetiştirdik.” demeye kalkarlar. Hâkim, önündeki dosyaya bakarak kafasını sallar. Salondaki avukatlar da duygusal olarak hâkimin yanında hizalanır. Çünkü akademik bilgi ile memleketin hukuki ortalamasını toplayıp ikiye bölünce eksi bakiye verdiğinden, “Uyulmayacaksa, gerçek değilse niye öğrettiniz?” diye ünlemeye hazır bir kitle vardır artık duruşma salonunda. Nihayetinde sahte hoca yoksa onlardan da sahte avukat çıkmaz.
Bir de hâkim/savcı emeklisi olup “Avukatlık da yapmadan şu hayattan gitmeyeyim.” diyenler var. Laf aramızda, avukatlar arasında en çok diş gıcırdatanlar onlardır. Yazabildikleri her yere eski unvanlarını yazarlar. Önceki mesleklerini icra ederken avukatlara ne kadar haksızlık ettiklerini fark ettiklerini anlatırlar. Kürsüdeyken geçen hayatlarında gördükleri ilginç olayları paylaşmayı pek severler. Onların da sahtecilikle işi olmaz ama avukatlıktan ne anladıkları kısmı biraz belirsizdir.
Gelelim adliyelere giden, duruşma salonlarında bekleyen, baro odalarında vakit geçiren “normal avukatlara. Kimdir “normal” derseniz, “işinde gücünde” deyip kısa kesebiliriz. Şimdi biz bu “normal” avukatlara bakarak değerlendirmemizi yapalım. Bir kere “normal” avukatlar o telefonlardakiler gibi aşırı hızlı konuşmaz. Kimin adına aradığını, yani müvekkilinin kim olduğunu söyler ki işte bu, kilit nokta olabilir. Bir de avukatların “çok konuşur” diye adı çıkmıştır. Nihayetinde birileri adına konuşurlar, evet. Ama sanılanın aksine daha çok dinlerler; anlamak için soru sorarlar. O telefondaki aşırı zinde, aşırı özgüvenli, kafası hiç dağılmayan, ne diyeceğini unutmayanlara benzemezler.
Özetle, “avukatım” diye arayan olursa ilk önce kimin adına aradığını söylemesi gerekir. Söylemediyse şüphelenin. Avukat niye aradığını söyler. Karşı taraf meseleyi tam anlamanıza izin vermiyorsa araya girerek durmadan soru sorun. Bürosunun adresini isteyin; adını tekrar sorun, meselenin ne olduğunu tekrar anlattırın, mahkemesini ve dosya numarasını sorun. Hasılı, “gerçek” avukat görünce ne kadar soru soruyorsanız o kadar soru sorun.
Bana sorulan soruya gelecek olursak, “Gerçek olamayacak kadar iyi gibi geliyorsa mutlaka şüphelenin.” diye yanıtlarsak başımız ağrımaz sanırım.
(ÖE/NÖ)
Kaynak: Bianet
