
METİN AKTAŞOĞLU / metin.aktasoglu@milliyet.com.tr– Milli Savunma Bakanlığı AR-GE Merkezi tarafından geliştirilen, Türkiye’nin bu zamana kadarki en büyük kıtalararası hipersonik balistik füzesi YILDIRIMHAN, SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nda tanıtıldı. Bir yüzünde Sultan Yıldırım Bayezid Han’ın tuğrası yer alırken, burun kısmında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası bulunan YILDIRIMHAN, 10 yıllık yoğun bir ARGE sürecinin ürünü olarak Türkiye’nin savunma vizyonunu yansıtan stratejik bir proje olarak değerlendirilmekte.
Gücü, hızı ve manevra kabiliyetiyle mevcut hava sistemlerini aşabilecek meziyetteki YILDIRIMHAN, 6 bin kilometrelik menzili, 3 ton patlayıcı kapasitesi, Mach 25’e ulaşabilen hızı ve 4 roket motorlu tahrik sisteminden aldığı gücü ile Türkiye’nin stratejik caydırıcılık kapasitesini artıracak. Bu çerçevede Milli Savunma Bakanlığı, 7 Mayıs’ta Saha 2026 Fuarı’nda gerçekleştirilen Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı’nda YILDIRIMHAN’a dair şu ifadeleri kullandı:
“YILDIRIMHAN füze sisteminde kullanılan Asimetrik Dimetilhidrazin (UDMH) ve azot tetra oksit türevi sıvı yakıtlar ARGE merkezimiz tarafından yerli imkânlarla üretilmektedir. Söz konusu yakıt teknolojisi; uzun süre depolanabilme, düşük sıcaklıklarda çalışabilme ve yüksek enerji üretme özellikleri sayesinde füze sistemlerine yüksek hareket kabiliyeti kazandırmaktadır.
3 ton harp başlığı taşıma kapasitesine sahip, YILDIRIMHAN Füze sistemine yönelik laboratuvar test süreçleri başarıyla tamamlanmış olup saha testlerine ilişkin çalışmalar planlanan takvim doğrultusunda sürdürülmektedir.
Bakanlığımız, millî teknoloji hamlesi kapsamında savunma sanayimizin gelişimini desteklemeye, yerli ve millî sistemler geliştirmeye ve Türkiye’nin stratejik caydırıcılık kapasitesini artırmaya kararlılıkla devam edecektir.”
KÜRESEL GÜÇ OLMA YOLUNDA STRATEJİK BİR ADIM
YILDIRIMHAN’ın meziyetlerini ve Türkiye’nin stratejik caydırıcılığındaki yerini Emekli Hv. Korgeneral Dr. Erdoğan Karakuş ve Savunma Politikası Analisti Turan Oğuz, Milliyet.com.tr okuyucuları için değerlendirdi. SAHA 2026’da görücüye çıkan ve 6 bin kilometrelik menziliyle tüm dünyada yankı uyandıran YILDIRIMHAN, sadece Türk savunma sanayisinin teknik bir başarısı değil, aynı zamanda Türkiye’nin savunma doktrininde önemli bir değişime de işaret ediyor olabilir. Turan Oğuz bu bağlamda yaptığı değerlendirmede projenin, Türkiye’nin hedeflerini bölgesel sınırların ötesine taşıdığını vurguluyor:
Turan Oğuz öte yandan 6 bin kilometrelik menzilin son değil, sadece bir başlangıç olduğunu belirterek, Türkiye’nin coğrafi konumu gereği dünyanın her noktasına ulaşabilmek için gelecekte 14-15 bin kilometre menzilli sistemleri de hedefleyeceğini ifade etmekte. Aynı zamanda Oğuz artan bölgesel tehditler ve son dönemdeki gelişmeler nedeniyle insanların füzeyi görünce projenin tamamlandığını düşünmeye meylettiklerini de ifade ediyor. Böylesi bir çalışmanın “bugünden yarına” tamamlanamayacağının altını çizen Oğuz, stresi ve beklentiyi anlayabildiğini ancak projenin gerçeküstü beklentiler doğrultusunda tamamlanmasının fiziksel ve bilimsel olarak mümkün olmadığını vurguluyor.

‘ANCAK ŞANS ESERİ ENGELLENEBİLİR’
Türkiye’nin yerli imkanlarla ürettiği UDMH ve azot tetra oksit türevi sıvı yakıtlar sayesinde YILDIRIMHAN, uzun süre depolanabilme ve düşük sıcaklıklarda yüksek enerjiyle çalışabilme kabiliyetine sahip olacak. Bu teknoloji, füzeye mevcut hava savunma sistemlerini aşabilecek bir manevra ve hız kabiliyeti kazandırıyor. YILDIRIMHAN’ın manevra üstünlüğüne değinen Oğuz, “Mach 10-15’lere çıktıktan sonra dünyada bunu engelleyeceğini garanti edebilen hiçbir hava savunma sistemi yok şu anda. Ancak şans eseri engelleyenler olabilir ama bir devamlılığı olmaz” diyor.
TEST İÇİN GÜNDEMDE İSKOÇYA VE SOMALİ OLABİLİR
Bu denli uzun menzilli bir füzeden bahsederken test süreçlerine de değinmek gerekiyor. Emekli Hv. Korgeneral Dr. Erdoğan Karakuş, öncelikle “Şükürler olsun, ben de bu konunun başından beri içinde bulunanlardan biri olarak tüm çalışanları tebrik ediyorum” ifadeleriyle başladığı sözlerini “test ve atış sahası” gerekliliği ile sürdürüyor:
Karakuş, YILDIRIMHAN’ın öneminin altını çizerken devam eden projeleri ve anlaşmaları hatırlatarak “Güçlü Türkiye’yi hava gücüyle de yaratmış olacağız” diyor ve YILDIRIMHAN’ın bölgede emelleri olanlar üzerinde yaratabileceği etkiyi Fransa üzerinden örneklendiriyor ve “Malumunuz Fransa, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne kuvvet yığma düşüncesine giriyor. Şimdi Fransa’nın burada ne hakkı var? Ne işi var? Biz de NATO tutuyor NATO ülkesi olmasına rağmen Yunanistan’la anlaşma yapıyor. Veya GKRY ile anlaşma yapıyor. E bu konularda YILDIRIMHAN’ın etkisini ileride göreceğiz diye düşünüyorum” diyor ve ortaya çıkacak caydırıcı etkinin bölgedeki dengeleri değiştireceğini belirterek, “Düşmanca niyetleri olan yöneticiler bundan sonra iyi düşünecek” uyarısında bulunuyor.
NÜKLEER MANİPÜLASYON!
Elbette meselenin bir de nükleer tartışmalar boyutu mevcut. Hem Yunan hem de İsrail basınında YILDIRIMHAN projesi doğrudan nükleer silahlanma ile ilişkilendirilirken uzmanlar “dezenformasyon” ve “provokasyon” olarak nitelendirilen bu hamlelerin amacının, Türkiye’nin savunma sanayindeki stratejik atılımlarını uluslararası alanda zor duruma düşürmek olduğu görüşünde. Turan Oğuz, projenin doğrudan “nükleer silah” için atılmış bir adım anlamına gelmeyeceğini açıklarken “Üç tonluk patlayıcı kapasitesi; GAZAP ve HAYALET gibi etkili konvansiyonel başlıklarla birleştiğinde, düşmanın yer altı ve yer üstü stratejik hedeflerine savaşta üstünlük sağlayacak kadar büyük hasarlar verebilir. Dolayısıyla Türkiye şu anda stratejik caydırıcılığın tüm kalemleriyle ilgileniyor ancak ‘nükleer çalışma’ yapıldığına dair resmi bir kayıt yok ve bu tip şeyler dünyadan gizlenerek yapılacak şeyler değil. Bir yerde mutlaka ortaya çıkar” diyor.
Bununla birlikte hem Turan Oğuz hem de Erdoğan Karakuş “savunma sanayi”, “savunma odaklılık” ve “caydırıcılık” noktalarının özellikle üzerinde duruyor. Dolayısıyla bahse konu caydırıcı projelerin Türkiye’nin global siyaset sahnesindeki “bölgesel barışı önceleyen güçlü arabulucu” rolüne katkıda bulunacağı tespitinde bulunmak da mümkün.
KESİŞME NOKTASI: TEKNOLOJİK TAMAMLAYICILIK
Tabii son olarak “teknolojik tamamlayıcılık” bağlamını da ele almak gerek. Dünyanın dört bir yanında kıtalararası balistik füze projeleri ile uzay çalışmaları dirsek temasında bazen de iç içe ilerlemekte. Projeler birbirini besliyor zira basit bir mantıkla bir kıtalararası balistik füzeye gücünü veren roket motorlu tahrik sistemleri doğal olarak örneğin Ay’a giden uzay araçlarını atmosferin dışına taşıyan roketlere de güç veriyor.
Teknolojik koordinasyon noktasında değerlendirmede bulunan Karakuş, Roketsan’ın savunma amaçlı füze sistemlerine, Delta V’nin ise uzay ve Ay projelerine odaklandığını belirterek, bu iki kurumun birbirini teknolojik olarak beslediğini ifade ediyor. Oğuz da bu koordinasyona vurgu yaparken kimi zaman askeri projelerin sivil projeleri, kimi zaman da sivil projelerin askeri projeleri besleyebildiğini aktarıyor ve MSB ile TÜBİTAK SAGE tarafından yürütülen millî ramjet motorlu füze GÖKHAN’ın sivil bir projeden doğduğunu anımsatıyor.
Kaynak: Milliyet
