Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

İsmail Arı: “Eğri”ye “Egri” diyen gazeteci

Gündem

Hıdır GÖKTAŞ

“Uyanmadan önce bu, kırk ya da elli kez tekrarlanmış olacak; sonra Perşembe tekrar ve Cumartesi bir daha olacak. Otuz ay süresince yüz yirmi kez, haftada üç kere. Sonra da daha ileri bir derse geçerler. Güller ve elektrik şokları, Deltaların hakisi ve bir nefes şeytantersi -çocuk daha konuşmaya bile başlamadan bir daha ayrılmaz biçimde birleştirilir. Ama sözsüz şartlandırma kaba ve toptancıdır; daha ince ayrımları sağlayamaz, daha karmaşık davranış biçimlerini benimsetemez. Bunun için sözlere ihtiyaç vardır, ama mantıksız sözlere. Kısacası, hipnopedyaya. … Tüm zamanların en yüce ahlâklandırıcı ve sosyalleştirici gücü.”

Bu alıntı Aldoux Huxley’in 1934 yılında yazdığı ve distopyanın en önemli örneklerinden biri olarak anılan “Cesur Yeni Dünya” adlı kitabından. Hipnopedya (Uykuda eğitme) yöntemiyle sistem kendi düşünsel ve yönetimsel yaklaşım ve öğretilerini uyku halindeki insanlara tekrar tekrar dinleterek, tamaman uysal bir toplum yaratmayı amaçlar. İnsanlar katılımcı ve gönüllü olarak sistemin işleyişi için özgürlüklerini feda ederler. 

Hipnopedya kavramının günümüze uygulanmış hali ise çok yaygın olarak kullanılmasa da “hipnomedya.” Burada da insanlar çeşitli sosyal medya platformlarına katılarak kendi durumlarının küresel ölçekte işlenmesine ve bu sayede yönlendirilmelerine yol açacak bir yönetim-üretim ilişkisinin kurulmasının “gönüllü” bir parçası olurlar. Bir örnek vermek gerekirse birçok yerde “ayakkabı dedim, sürekli telefonuma ayakkabı reklamı gelmeye başladı” benzeri konuşmalara tanık oluruz. Bunun küresel ölçekte işlenip politika üretildiği ve yönetme aygıtı olarak “medyanın” kullanıldığı çokça dillendiriliyor. Böylece uykuda öğretmenin yerini medya ile uyutma almış oluyor.

Bir de dünya çapında tartışmalara yol açan Cambridge Analytica-Facebook olayı bu durumun bir başka boyutuna örnek olarak gösterilecek. Cambridge Üniversitesi’nde veri bilimci olarak çalışan Aleksandr Kogan’ın geliştirdiği “buisyourdigitallife” adlı uygulamayı alan Cambdridge Analytica, Facebook ile sınırlı sayıda kişi ile gönüllü bir çalışma yapma konusunda anlaşsa da sonuç öyle olmadı. 50 milyon kullanıcının hemen tüm verilerine ulaşıldığı, bu verilerin işlenerek siyasi kampanyalarda kullanıldığı ortaya çıktı. İşlenen bu verilerle kişi profilleri oluşturuldu ve bu bilgilerle ne tür reklamlarla/kampanyalarla bu kişilerin fikirlerinin değiştirilebileceği belirlendi. Bu olayın ortaya çıkması birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Ayrıntılar bu yazının konusu değil, örnek oluşturması bakımından buraya alındı. 

“Hipnomedya” kavramını biraz açmaya/irdelemeye çalışırsak karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor. Burada gerçekler inkar edilmeden, yumuşatılarak, yuvarlanarak, bir şekilde eğriltilerek insanlara sunulur. Bunun en çarpıcı örneği artık hiçbir şeye zam yapılmadığı gerçeğidir. Onun yerine “fiyat ayarlaması” kullanılmaktadır. Gerçeklik zemininden koparılmakta, eğri olan şey doğru olarak sunulmaya/gösterilmeye çalışılmaktadır. Böylece olan biteni kabullenmek kolaylaştırılmakta, “zam gerçeğine kızan insan” yerine “fiyat ayarlamasına duyarsız kalan insana” geçilmiş olmaktadır. 70’li 80’li yıllarda elektriğe, suya, ekmeğe “zam yapılır” ve bu zamlar da gazetelerde haber olurdu. Şimdi, hemen her ürünün fiyatı sürekli ve küçük küçük artırılıyor. Ülkemizde akaryakıtta olduğu gibi fiyat bir artıyor, bir iniyor ama yıllık bazda ciddi artış olsa da bu artış-azalış insanlarda karşı koyma, itiraz etme durumunu ortadan kaldırıyor.

Böylelikle gerçek eğriltilerek saptırılmış, çarpıtılmış oluyor. Hipnomedya aslında düz olanı eğri göstermiyor, eğri olanı bize düz hissettiriyor. Bu nedenle hipnomedyaya, “eğri medya/eğriltici medya” demek yanlış olmasa gerek.

EĞRİ MEDYA-EGRİ MEDYA

Hipnomedya/eğrimedya tanımı içine girecek birçok gazete, televizyon, sosyal medya platformu, devlet organı var ve bunlar görevlerini layıkıyla yapmanın telaşı/mutluluğu içindeler. 1990’lı yıllarda gazeteci patrondan sermayedar patrona geçiş yapan medya, 2002’den sonra belirli bir süreç içinde yeniden el değiştirip, şekillendirilerek “merkez medya” olma özelliğini yitirerek “tek sesli-yönlendirilen” bir hale getirildi. Bu kez teknolojik imkanların kolaylaştırıcılığıyla hemen her türden yapıyı içinde barındıran bir “sosyal medya yayıncılığı” başladı.

Yunancada “(εγρήγορση) egregorsi/egrigorsi” diye bir sözcük/kavram var. Türkçe karşılığı “uyanıklık / farkındalık”. Buradaki “egrigorsi” sözcüğünü “egri” şeklinde kısaltarak ve yanına “medya” ekleyerek “egrimedya” şeklinde kullanmak mümkün: “uyutan medya”nın karşısında yer alacak “uyandıran medya”. “Eğri medya” gerçekliği bükerken, “egri medya” bükülmeyi fark etmemizi sağlıyor. Hipnomedya eğrinin kendisini görünmez kılarken, egrimedya tam tersine o eğriliği görünür hale getirecek, çizginin nerede kırıldığını, nerede saptığını gösterecek. Burada kullanılan “egri” kavramı sadece haberin içeriğinden ibaret değil, aynı zamanda bir duruş, bir ayırt edicilik  ve sorgulama halidir. Ya da şöyle diyebiliriz: Hipnomedya eğrinin içinden/karnından konuşurken, egrimedya eğriyi ifşa eder. O nedenle kısıtlı olanaklarla gerçekleri ortaya çıkaran gazeteciliğe “egrimedya” desek çok da yanlış yapmamış oluruz.

Egrimedya tanımının içine girebilecek bir devlet aygıtı ve yayın organı yok ve bu zaten devlet tanımı içinde de abes duruyor şu zaman dünyasında. Diğer yandan bağımsız gazetecilik yapmaya çalışan eğri’ye, egri diyecek yayın kuruluşu ise hayli az ülkemizde ve onlar da bin bir zorluk ve baskıya göğüs gererek varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. Ekonomik zorluklar bir yana bir haberden, bir sosyal medya paylaşımından gözaltına alınma, tutuklanma, aylarca iddianame bekleyerek cezaevinde tutulma ve hapis cezası tehdidiyle karşı karşıya tüm “egri” diyen gazeteciler. Birçok gazeteci şu anda tutuklu ve cezaevinde. El koyulan bazı yayın kanalları haraç-mezat satılmaya çalışılıyor. Merdan Yanardağ, Alican Uludağ cezaevinde voltaya dururken, bu kez İsmail Arı’nın gözaltı-tutukluluk haberi geldi. BirGün’deki arkadaşlar zaten bir elleri yüreklerinde beklemekteydi böyle bir şeyi. 

BirGün 22 yıldır bir “duruş” sergileyerek yayın yapmaya çalışıyor. Bu yazı ise İsmail’in haksız yere tutuklanması üzerine, İsmail için “Dışarıdan içeriye bir mektup” olarak yazıldı. Orada habercilik yapmış/yapmakta olan arkadaşlara saygısızlık yapmak, haklarını yemiş olmak istemem, hepsi kılı kırk yaran bir titizlikle ve bir yanlışa, yanlış anlaşılmaya meydan vermemeye çalışarak habercilik yapıyor. İsmail Arı da bu ekibin bir parçası ve deneyimli ellerde haberciliğini her geçen gün daha da ileriye taşıyarak sürdürüyor koşturmasını.

İsmail, gözaltına alındığında “Kurt kuzuyu yemeye çoktan karar vermişti” diye haber saldı dışarıya. Hikaye meşhurdur ve suyun üst tarafında duran kurt, kuzuya çıkışır “neden suyumu bulandırıyorsun” diye. Kuzu da “İyi ama ben aşağıda duruyorum ve suyu bulandıramam, anlaşılan sen beni yemeye karar vermişsin, bahane arıyorsun” karşılığını verir. Burada da İsmail cezaevine tıkılmaya karar verilmiştir, gerisi bahanedir. 

BirGün, BirGün çalışanları, kısıtlı imkanlarla ve inatla habercilik yapmaya çalışan gazeteciler eğri’nin karşısına egri gerçekliğini ve habercilik duruşunu koyarak mücadelelerini sürdürüyor. İsmail’in şahsında bu mücadelenin içinde yer alan tüm gazetecileri selamlıyorum.

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news →
Advertisement