Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

İyi ki Kırdınız-1

İyi ki Kırdınız-1

Hayatımın en şiddetli ve öğretici kırılma noktalarında beni kırım kırım kıranlara, tüm yalan yanlış şemalarımı acımadan çatır çatır un ufak eden herkese teşekkür ediyorum. Ve kendime ihtarla ve iftiharla hatırlatıyorum ki: Kırılmasaydın ‘ol’mazdın. Kırıl yine, ama yine ‘ol’.

Acıyıp da ödevini yaptığım arkadaşım ‘zavallı kız’… Senden başlayalım mı anlatmaya. Hani on yıllar önceydi… Hani ben nedense hiç engel olamadığım merhametime yine yenilmiş, bir türkünün hikayesini yazma ödevini yapıvermiştim senin için. Ama tabi, yazdığıma aşık olmuştum hemen. Yazdığım kağıdı verirken tembihledim; bunu bana geri getir diye. Temize çekip ödevini teslim ettikten sonra kağıdı yırtıp attığını duyunca çıldırmıştım. Önemsemediğini anlayınca daha da çok. İlk çıldırmamdı :) O gün benim için dönüm noktasıydı.

Kendi düşünce ürünlerime, kendime ne kadar kıymet verdiğimi o gün keşfettim. Birine maddi bir şey vermek hala sorun değildir benim için ama bir yazımı, fikrimi, bana ait olan ve beni temsil eden bir kaç cümlemi, düşüncemin mahsulü herhangi bir şeyi vermek epey zorlar. Kendime ne çok kıymet verdiğimi gördüm o gün. Ve sanki kendime verdiğim kıymetle daha da kıymetlendim nazarımda.

Bir insanın nasıl da duyarsız, düşüncesiz, başkalarına karşı özensiz olabileceğini fark ettim hayretle. Yakınımda yoktu böyle insanlar… Belki de çok steril bir çevrede büyüdüğüm için hazırlıksız yakalandım. Özellikle de; zayıflık, yardıma muhtaçlık, beceriksizlik, bilgisizlik ceketi giyenlerin aslında yardımına sığındıkları kimseleri zerrece önemsemediklerini anladım. Hala pek çok vesileyle beni çıldırtır bu ‘Şark Kurnazlığı’. O günden beri ‘kurban’ rolüne sığınanlara hep şüpheyle bakarım. Bencileyin hayatın yükünü sırtlanmış, gıkı çıkmadan didinen, mücadele eden, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyen ‘güçlü’ salakların etrafında her zaman mebzul miktarda bulunurlar. Sürekli mutsuz, ağlamaklı, vara yoğa yakınan, hiçbir şey olmasa sizin ilginizi, enerjinizi, ruhunuzu sömüren insanlardan mümkünse fersah fersah kaçasım gelir (giderek sayıları arttı sanki, her yerdeler, kaçmak zorlaştı…) Ruh emiciler bunlar.

Merhametimi sorguladım. Merhametlilerin en merhametlisinden öte kendi merhametini sürmenin nasıl da haddi aşmak olduğunu gördüm. Sen kimsin de kime merhamet ediyorsun… Hiçbir eşitsizlik senin vicdanının sesiyle bitmeyecek. Elinden geleni yap yine ama duygusal olarak zarar görmeyeceğin bir mesafede kal. Bu mesafenin bendeki adı: Kendini kaybetmeyecek kadar. Kendini kaybetmeyecek kadar başkasına merhamet et, yardım et, ilgilen… Ama unutma sen de merhamete muhtaç ve layıksın.

Kırıldığı için mi çiçek açtı? Çiçek açacağı için mi kırıldı?

Sonra hayatımda ilk kez öfkemi gördüm. Korktum. Küçük görülebilen ama bence ilkesel olan konularda bazı yırtıcı canlılara dönüşebiliyorum. Ve bu kesinlikle çok iyi… Köşeye sıkıştığımda tırnaklarım çıkıyor adeta (bu sebeple olsa gerek tırnaklarım her zaman pençe olmaya hazır:)

Senin ne kadar da zavallı olduğunu hatırlatarak öfkemi kınayanlara daha da öfkelendim zavallı kız. Ne yani, ben neydim ki? Niye güçlüydüm ki ben? O niye zavallı ki mesela? Daha beceriksiz gözüküyor diye mi? Daha mutsuz gözüküyor diye mi? Daha az zengin gözüküyor diye mi? Daha bilgisiz gözüküyor diye mi? Daha şapşal gözüküyor diye mi? Gerçeği nasıl bileceğiz? Tüm bunları düşünmeye çok vaktim oldu sonrasında… Efkârı umumiyenin nasıl da yanıltılabildiğini anlamıştım. Mağdur olan bendim, ama asla mağduru oynamadığım ve mağduru iyi oynayan birinden hesap sorduğum için zalim gibi görülüyordum. Anladım ki; topluluklar aklı selimle değil, basit duyguları harekete geçiren görülene göre hükmeder. Dolayısıyla ‘çoğunluğun kanaati’ni ciddiye almak ciddi bir risktir. Demokrasi bu manada haklı eleştiriler alır, alabilir…

Hasılı kelam; hala hatırası ve hatıratı canlı bu hikaye bende mühim meselelere temas ediyor. Her bir başlıktan kendime manifestolar yazdım zamanında… Hepimizin vardır en ihtiyacımız olan hayat derslerini aldığımız hadiseler. Figüranları hızlıca geçip ders verenin anlatmak istediğini dinlemek gerekiyor tüm bu olup bitenlerde. Bazen aynı derse bir ömür tekrar tekrar dönüp başka gözle bakmak gerekiyor. 18 yaşın alacağı dersle 50 yaşınki aynı olmasa gerek, ihtiyacı da…

Bir yazıda kırılmaların hepsini bitiririm sanmıştım. Anlaşılıyor ki bu epey uzun bir seri olacak:)


İyi ki Kırdınız-1 was originally published in Türkçe Yayın on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkçe Yayın

Advertisement
Advertisement

Related News

All news →
Advertisement