HomeTürkçe HaberlerGündemİçeriden dışarıya mektuplar: Dışarıda kavgayı sürdürenlere

İçeriden dışarıya mektuplar: Dışarıda kavgayı sürdürenlere

Published on

spot_img

Mehmet TÜRKMEN – BİRTEK-SEN Genel Başkanı Gaziantep L Tipi Cezaevi D-5 Koğuşu

Tutuklandığımdan bu yana, avukatlarım ya da ziyaretime gelen diğer dostlarım aracılığıyla dışarıya yolladığım mesajların odak noktası genelde haksız ve hukuksuz tutukluluğumuz ve bağlantılı meseleler oldu. Bu mektupta bundan bahsetmeyeceğim. Son dönemde bu tür tutuklama ve baskıların ortaya çıkardığı sonuçlardan biri de çoğunlukla, niyetimizden bağımsız olarak, bu tür baskıların, haksız ve hukuksuz mağduriyetlerin üstünü örttüğü, en azından iktidarın ve hizmetinde olduğu egemen sınıfın örtülmesini istediği, toplumsal sorunların, giderek keskinleşen sınıfsal çatışmanın ve bunun neden olduğu öfkenin, itirazların ve mücadelenin unutulması ya da en azından artık yeterince konuşulmaması olabiliyor. 

Derdi sınıf olan, halk olan, memleket olan; temsil ettiği sınıfın, halkın, memleketin çıkarlarını, inandığı ilke ve değerleri kendisinden, yakınlarının ve dar çevresinin çıkarlarından önde tutan gazetecisinden siyasetçisine, çevre ve doğa savunucusundan sendikacısına, çok sayıda insanı (buradaki ‘çok’luğun, bu insanların haklarını savundukları ve temsil ettiği toplumsal kesimlerin ‘çok’luğu göz önünde olduğunda aslında küçük bir azınlığa denk düştüğünü unutmadan) hapse tıkarak, mücadelesini verdikleri ve temsil ettikleri milyonların dertlerimi bırakıp kendi dertlerine yanacakları bir iklim yaratmaya çalışan bir iktidar var karşımızda. 

Örneğin, İsmail Arı, Alican Uludağ gibi gazetecilerin haberini yaptığı, gündeme taşıdığı ve iktidarın doğrudan suçlusu ya da suç ortağı olduğu yolsuzluk, yağma, haksızlık ve adaletsizlikler değil de, bu gazetecilerin uğradığı haksızlık ve adaletsizlik konuşulsun… 

Selahattin Demirtaş’ın, Can Atalay’ın, Selçuk Kozağaçlı’nın uğruna mücadele ettiği, bedel ödediği halkın; davasını savunduğu işçi ve emekçilerin yaşadığı zulüm ve adaletsizlik değil de; bizzat kendilerinin yaşadığı haksız ve hukuksuz tutsaklık konuşulsun… 

Sendikal örgütlenme, grev hakkı ve hak arama özgürlükleri gasp edilen, mevcut yasalarda ve Anayasa’da da yer alan son derece güdük yasal haklarının bile fiilen ortadan kaldırıldığı, vahşi ve kuralsız bir sömürü, açlık ve sefalet koşullarına karşı direnen, mücadele eden işçilerin sorunları ve haklı talepleri değil de; işçilerin mücadelesine, grev ve direnişlere öncülük eden öncü işçilerin ve mücadeleci sendikacıların uğradığı baskı, hukuksuzluk, gözaltı ve tutuklamalar konuşulsun istiyorlar. İstemeseler de tercih ediyorlar. 

***

Demokrasi, barış, özgürlükler ve emek mücadelesinin en saflarında yer alanlara bir kısmına yönelen bu faşizan uygulamaların, tek adam ve Saray iktidarının ‘ileri demokrasi’, ‘millet iradesi’ ve ‘adalet’ gibi iddialarını gölge düşürmesi ise, bu aşamada çok umurlarında değil. Çünkü iktidar için, bu bir tercihten öte, eğer bu baskı yöntemlerine başvurmazlarsa, önünü alamayacaklarını düşündükleri sınıfsal ve toplumsal öfke ve kabarmanın, kendi iktidarları ve temsil ettikleri düzen için yol açacağı ağır bedellerin, çok daha yıkıcı olacağının farkında olmaktan kaynaklanan; baskı aygıtlarına başvurmaktan başka bir yönetme seçeneği bırakmayan bir zorunluluk, çaresizlik. 

Çünkü ne de olsa, hâlâ, sosyal ve ekonomik bakımdan ağır bir çöküşün, hızla kötüye gidişin sarsıcı etkilerini iliklerine kadar hissetseler de; yaşadıkları zulmün ve adaletsizliğin bu iktidar düzeni ve sistemle bağını doğru bir şekilde kavrayabilecek bir örgütlülüğe ve politik bir bilince sahip olmayan çok büyük bir kitle var. Bu büyük örgütsüzlük; sınıfsal ve toplumsal çıkar ve gerçeklerine denk düşen politik bir bilinçten yoksun çoğunluk, iktidara pek çok başlıkta yarattığı ve yeniden ürettiği düşmanlıklar ve kutuplaşmalarla kitleleri manipüle etme imkânı sağlayabiliyor hâlâ. 

Toplumsal ve siyasal muhalefeti susturmaya yönelik baskıların ve yargı operasyonlarını meşru gösterebildiği, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz”, “Seni, beni niye almıyorlar” dedirtebildiği, küçümsenmeyecek bir kitlenin varlığı iktidara hâlâ hareket alanı sağlıyor olsa da; tek adam ve Saray rejimi, hiçbir meşruiyet kaygısı duymadan, Anayasa ve hukuk tanımadan bu baskı politikalarını sürdürürken, asıl gücünü, ne yaparsa yapsın arkasında duran azınlık bir kitleden değil; bütün bu baskı, sömürü, yağma politikalarına karşı olsa da, bu karşıtlığı birleşik ve politik bir güce dönüşmeyen/dönüştürülemeyen büyük çoğunluğun örgütsüzlüğünden alıyor. 

İktidara hâlâ inandığı ve desteklediği için sessiz kalanlarla, başına bir iş gelir diye susanlar arasındaki orantı ikincisi lehine değişse de, sesini yükseltecek örgütlü araçlardan ve örgütlü mücadeleden yoksun çoğunluğun düzen için bir tehdit oluşturmayan karakteri değişmediği sürece, Saray rejimi için önemi yok. Bu iktidar için, artık meşruiyet ile güç, demokratik yöntemlerle ve rıza üreterek yönetmek ile baskı ve zor yoluyla yönetmek arasındaki dengenin ikincisi lehine belirgin ve geri dönülmez bir şekilde bozulduğu bir faşizm inşasıyla karşı karşıyayız. 

***

İşimiz hiç kolay değil. Ama iktidarın için de işler öyle yolunda gitmiyor. Sesini çıkaranın, başını kaldıranın isyan ettirildiği, hakkını arayanın karşısına devletin polisi, askeri ve yasaklarıyla çıktığı; korkutmaya, sansüre, tehdide, yalana, iftiraya, komplolara, baskı ve zor aygıtlarına başvurmadan ülkeyi tek bir gün bile yönetemeyecek raddeye gelmiş bir iktidar için bu durum bir güç olduğu kadar, güçsüzlüktür. Bütün gücünü işbirlikçisi olduğu emperyalist güçlerden, uluslararası ve yerli tekellerden ve onların hizmetine sunmak üzere elinde tuttuğu baskı ve zor aygıtlarından alan ve elinde bu güç ve araçlar olmadan bir gün bile ayakta kalamayacak bir iktidar, politik olarak güçsüz bir iktidardır. Ancak önceki iktidarlardan farklı olarak, ideolojik olarak daha örgütlü, en gerici odakları etrafında örgütlenmiş, devlet aygıtını büyük oranda ele geçirmiş, arada çatlak sesler çıksa da sermaye sınıfının bütün kliklerini yedeklemeyi şu ana kadar büyük oranda başarabilmiş bir iktidar olduğu için kitleler nezdinde meşruiyetini ve politik desteğini yitirdikçe daha tehlikeli, daha saldırgan bir iktidar haline geliyor. 

Kuşkusuz bu iktidarın nevi şahsına münhasır, kendine özgü bir karakteri de var ve bu özgünlük göz ardı edilmemelidir. Ama bu tek adam ve Saray rejiminin kendinden menkul, sadece kendi özel alanlarına göre şekillenen politikalarıyla karşı karşıya olduğumuzu düşünmek ve sadece buna göre şekillenmiş, buralara ve düzen içi bir muhalefete yaslanmak büyük bir yanılgı. Bu sığlıktaki bir muhalefetin iktidara en sık yönelttiği eleştirilerden birisi de şu oluyor örneğin; “Dünya gerçeklerinden kopmuş”, “Çağın gereklerine ayak uyduramayan…” 

***

Yaşadığımız çağın; Türkiye’deki iktidarın gereklerine ayak uydurmamakla eleştirildiği dünyanın bugünkü somut ve görsel tablosuna şöyle bir bakınca, bu tür eleştirilerin ne kadar yüzeysel ve temelsiz olduğunu anlamak mümkün değil mi? 

Uluslararası kapitalist emperyalist sistemin içine girdiği krizi aşmak üzere yeni yağma, sömürü, kâr ve pazar alanları yaratmak, mevcut alanları yeniden paylaşmak üzere giriştiği küresel çaptaki saldırganlıkla gayet uyumlu bir yönelime sahip bir iktidarla karşı karşıyayız. 

En son İran ve Lübnan’a yönelik emperyalist ve siyonist saldırganlık da dahil olmak üzere, enerji, değerli maden ve hammadde kaynaklarına çökme ve geçiş yolları üzerinde hakimiyet kurma ve bu hedeflere engel olarak görülen rejimleri yıkmaya dönük girişimlerin bir yanını oluşturduğu bu saldırganlığın merkezinde ise tüm dünyada işçi sınıfının kazanımlarını gasp etme hedefi var. 

Çok daha vahşi bir sömürü ve kölelik koşullarının hâkim olduğu, ucuz işgücüne dayalı yeni üretim merkezlerine ihtiyaç duyan uluslararası kapitalist tedarik zinciri içinde Türkiye’ye biçilen rolü hayata geçirmek için üstüne düşeni eksiksiz bir şekilde yerine getiren bir tek adam ve Saray rejimi var karşımızda. Ve bu rejimin, bugün, bölgesel gelişmelerin de etkisiyle ‘süreç’ parantezine alarak barışçıl gibi gözüktüğü Kürtler de dahil, CHP başta olmak üzere, doğrudan sınıfsal bir karakter taşımayor gibi görünen muhalif kesime yönelik saldırılarının ve politikalarının en temel sebebi de, tam da yukarıda bahsedilen bu hedefi hayata geçirmek içindir. 

***

Özellikle son bir kaç yıldır, işçi eylemlerine, grev ile direnişlere ve bunlara öncülük eden mücadeleci sendikalara yönelik, hukuku, Anayasayı ve mevcut yasaları bile ayaklar altına alan yasaklar, sert kolluk müdahaleleri, gözaltı ve tutuklamaların, adeta darbe dönemlerindeki biçimi alması tam da bununla ilgilidir. 

İşte tam da bu yüzden, bu iktidarın faşizan ve gerici baskı politikalarına karşı her mücadele işçilerin, emekçilerin ekmek ve adalet mücadelesiyle birleşmek zorundadır. 

Bu yazımı son satırlarını yazarken, Umut-Sen Koordinatörü, mücadeleci sendikacı dostumuz Başaran Aksu’nun da tutuklandığını öğrendim. Biz haksızlığa, adaletsizliğe karşı mücadele ederken, hatta sadece bir adaletsizliği dile getirirken, kendimizi, başımıza gelen başka bir haksızlıkla mücadele ederken buluyoruz. İşte bu yüzden, bir zincirin halkaları gibi birbirinin ardına eklenen bu adaletsizliklerle, bu zulüm döngüsüyle boğuşurken, hikâyenin en başını, zalimlerin ilk ve en temel zulmünü ve o zulmün asıl hedefi olan dışarıdaki büyük çoğunluğun kavgasını unutmayalım. Hepimizin umudu ve bu ülkenin aydınlık geleceği o kavgada. 

Kaynak: BirGün

Latest articles

Son dakika… 2 ilde büyük operasyon: Binlerce silah ele geçirildi

Jandarma Genel Komutanlığı koordinesinde silah kaçakçılarına yönelik İstanbul ve Adana'da düzenlenen operasyonlarda 5 şüpheli yakalandı, 1107 ruhsatsız tabanca ve binlerce parça ele geçirildi.

İran'da sivil uçuşlar yeniden başlatılacak: 4 aşamalı plan açıklandı

İran Sivil Havacılık Kurumu, ülkede sivil uçuşların dört aşamalı olarak yeniden başlatılmasının planlandığını duyurdu.

Bulgaristan'da 5 yılda 8'inci seçim: Oy kullanma işlemi başladı

Bulgaristan'da seçmenler, son 5 yıldır devam eden siyasi istikrarsızlığa son vermek umuduyla genel seçim için sandık başına gidiyor. Saat 07.00'de başlayan oy verme işlemi 20.00'de sona erecek.

Irak'ta gümrük düzenlemeleri yakın takipte

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Irak'ın gümrük mevzuatında yaptığı düzenlemelerin Türk ihracatına etkilerinin yakından takip edildiğini belirtti. Bolat, ticari akışın aksamaması ve firmaların rekabet gücünün korunması için Iraklı makamlarla temasların sürdüğünü ifade etti.

More like this

Son dakika… 2 ilde büyük operasyon: Binlerce silah ele geçirildi

Jandarma Genel Komutanlığı koordinesinde silah kaçakçılarına yönelik İstanbul ve Adana'da düzenlenen operasyonlarda 5 şüpheli yakalandı, 1107 ruhsatsız tabanca ve binlerce parça ele geçirildi.

İran'da sivil uçuşlar yeniden başlatılacak: 4 aşamalı plan açıklandı

İran Sivil Havacılık Kurumu, ülkede sivil uçuşların dört aşamalı olarak yeniden başlatılmasının planlandığını duyurdu.

Bulgaristan'da 5 yılda 8'inci seçim: Oy kullanma işlemi başladı

Bulgaristan'da seçmenler, son 5 yıldır devam eden siyasi istikrarsızlığa son vermek umuduyla genel seçim için sandık başına gidiyor. Saat 07.00'de başlayan oy verme işlemi 20.00'de sona erecek.