Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

30

Gündem

Eskisinden yenisine değişmeyen tek şey, hayır değişim değil, o, reklam sloganı olalı çok oldu, bana kalırsa da orada kaldı, biraz daha kalsın, aşk bize kaldı, daha da kalsın, üstü kalsın demek de var! 
Nilüfer benden bir yaş büyük, aynı kuşaktanız yani, 78’li, ama ben onu ilk, 45’lik plaktan dinledim, ünlendiği şarkısı “Dünya Dönüyor”du, bilmiyorum şimdilerde bu da suç sayılır mı, yani dünya dönüyor demek, ne de olsa hiç geçmeyen bir Ortaçağı var dünyanın, bir zaman orada bir zaman burada, dünya Ortaçağdan kopamıyor bir türlü. Sadede geliyorum, o şarkıda “Dünya dönüyor sen ne dersen de/yıllar geçiyor fark etmesen de!” diyordu, 1974’dü şarkının çıktığı yıl, 18 yaşındaydım. 

Öncesi de var ama, kendimi bildim bileli mi demeliyim yeryüzünü sevdim seveli mi, belki de hep o duyguyla yaşadığım için, aşk beni hiç terk etmedi, ben de hep aşk halinde duydum kendimi. “Aşksız yaşanmıyor” bir şiir dizesi de olabilir bir şarkısözü de, insanın su içer gibi iç geçirip inanç tazelediğinde ilk söylediği de.  
“Aşkın aldı benden beni”, Yunus Emre’nin yalnızca bu dizesi bile yeterli aşkı duymak için. ‘Benden beni’ alan, ‘bensiz’ bırakan şeye insan cümle varlığını vermez mi, bağışlamaz mı? Bunu söyleyen de yalnızca şiirle değil, yeryüzünün, gökyüzünün, suların diliyle 750 yıldır seslenen, “ben gelmedim dava için/benim işim sevi için” diyen bir aşk elçisiyse bir de!  
Yazının başlığı 30, şimdi soran olur, neyin 30’u bu? Hurufata düşkünüm, harfler, sayılar, pek çok kitabım üçler yediler kırklar der gibi adlarında sayı taşıyorlar, Düzyazı:100 Yazı, 40 Şiir ve Bir, Yedilikler, yazmakta olduğum Harfiyat kitabı derken rakamların evrensel, harflerinse sonsuz tarihi içinde kaybolmuş gidiyorum, “kapılmış gidiyorum bahtımın rüzgarına” şarkısı da sanki uzaktan uzağa eşlik ediyor bana bu yolculukta! 
Fuzuli “Aşk imiş her ne var alemde” derken geç kalmamıştır, ondan 300 yıl evvel Anadolu’da “Aşk gelicek cümle eksikler biter” diyen Yunus yeryüzünde ne varsa aşka sayılacağını erken bildirmiştir. O günden beri bıkıp usanmadan, şiir başta ve her şeyde aşkı söylüyoruz. Raymond Carver’ın ünlü öykü kitabı Aşktan Söz Ettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz de, hem bir dize tadı taşıyor hem de Fuzuli ile Yunus’un çağdaş bir yorumu gibi okunuyor. 
Aşkın içindekiler sayfasını yazmaya başlasak, kitabın kendisine sıra gelmez! 30 yıl önce, geç 1990’larda diyeyim umudumuz daha yoğundu, yaygındı, özgürlükçü bir düzen, eşitliği hakkı hukuku gözeten bir yönetim, demokratik bir cumhuriyet düşü çoğunluğun paylaştığı şeylerdendi, “Belki şehre bir film gelir” dizesinin yer aldığı, Kemal Burkay’ın “Gülümse”yen şiiri de o günlerin günaydını gibiydi.  
30 çok şey demek, çok yıl, çok umut, çok neşe, çok insan, çok sevgi, çok acı, çok kuş! Simurg efsanesi, Otuz Kuş Birden Olmak, Attar’ın Kuşların Dili’nden Enis Batur’un bir yaşı-yorumu, yazı-yorumu. Aşkın, şiirin, arkadaşlığın peşinden gitmek için dağılmak ve toplanmak, hem özgürleştirici hem birleştirici bir ruh olmak, kanat olmak, kuş olmak, ezcümle aşk olmak!  
Aşk. Güz bereketi. Benden birkaç yaş büyük, biraz da gırgırına, adının sonuna ‘bey’i kondurduğum bir yaratıcı yönetmenimiz vardı reklam ajansında, neşeli, güleryüzlü, iyi bir insan. Sol hareketin ilklerinden, şimdilerde sol-içinde görülmeyen bir hareketin günlük gazetesinde vaktiyle çizerlik de yapmış, adı da oradan aklımda kalmış o sevgili ‘bey’le, Üsküdar’da Hal’e gidip iki kasa nar almıştık, o zamanlar Paşalimanı’nda oturuyordum, 25 Ekim 1996 tarihli nar dağıtma törenimizin küçük duyurusunu, narları koyduğumuz kesekağıtlarının ağzına bağlamıştık, tasarımını o yapmıştı, yazısını da şöyle yazmıştık: “Biz yandık aşkın narına”. Tabii Neşet Ertaş’ın türküsünden severek almıştık. Aşkın meyvesi çoktur, biri de nardır. Nar, İdil, bir de ben, aşk olsun diyerek yaşıyoruz, nar olsun diyerek yanıyoruz. 

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news →
Advertisement