“Komisyonlar”da son durum
Adalet Bakanlığı bünyesinde bir "faili meçhul suçları araştırma komisyonu" kurduğunu ilan edeli bir yılın dolmasına yaklaşıyoruz. Öcalan'ın "koordinatör" atanarak "silahsızlandırma"dan sorumlu olacağı başka bir komisyonun da şekillenmekte olduğu basında yer almaktadır.
Türkiye tarihinde bir gelenektir; bir mesele atiye bırakılacaksa, çözümü istenmiyorsa "komisyon" kurulur. Salt bu "gelenek", komisyonların inandırıcılığını ve kapasitesini baştan zayıflatmaktadır.
Bu satırların yazarı, "birinci çözüm süreci" sırasında kurulan pek çok komisyonda üye konumundaydı. "Faili Meçhul suçlar" o zaman da araştırılmıştı. Üstelik o zaman kurulan Komisyon, "Bakanlık" bünyesinde değil, "TBMM çatısı" altında görev yapıyordu. Bunun farkı çok açıktır: Birincisinde AKP'ye bağlı memurlar, ikincisinde seçilmiş milletvekilleri göre yapar.
Binlerce saatlik ve sayfalık "saha" dinlemesi ve sonuçta oluşturulan "rapor" ne oldu? Hiç kimse bilmiyor. Ama söyleyeyim: Tek bir faile dahi tutuklama ve yargılama olmadı. Tüm insanlık suçluları (Ağar, "Yeşil", Çarkın, Aygan vd.) "zamanaşımı" ile adalet gereği almaları gereken ağır cezalardan "yırttılar." Bugün hala "en itibarlı Türk vatandaşları"dırlar.
Roboski Komisyonu'nu hatırlayan var mı? Hani 2011 Aralık ayının son günlerinde jetler Uludere'ye bağlı Qılaban köyünde 34 köylüyü bombalayarak öldürmüştü. Hani 18'i "çocuk"tu. Hani "PKK'ya malzeme taşıyrorlar"dı. Hani "içlerinde Fehman Hüseyin var"dı. Hani, "aşağıdaki sivil mi, terörist mi bilemeyiz" denilmişti. Ne oldu o masumlara?
Soruşturma, Genelkurmay Savcılığı'na takıldı. Tek bir subaydan, Ankara ve Batman'daki SİHA odasında görevli tek bir "operatör"den, bombaları köyün üstüne bırakan tek bir pilottan "tanık ifadesi" dahi alınmadı. Dosya Anayasa Mahkemesi tarafından dahi incelenmedi: "Evrak eksik" diye! AKP'den hiç kimse "şüpheli" olmadı. Ölenler öldükleriyle kalmış oldular. Aileler, Bakanlıkça verilen "kan parası"nı almadı. Ölenlerin anılmaları yasaklandı. Adlarına yapılan anıt bile "söküldü".
Roboski Komisyonu'ndan geride Levent Gök ve benim yazdığım 2 tane kitap kaldı. Levent, dönemin yazışmalarını, verdiği soru önergelerini, Komisyon'un yazdığı raporu ve hazırladığı "şerhi" paylaştı. Ben konuyu bir parça genişlettim, "yeni savaş" sürecindeki "insansızlaşma"yı ele aldım. "Savaşın insansızlaşması"nın 21. yüzyılın en büyük sorunu olduğunu ve Roboski'nin bir tür "ön prova" olduğunu savundum.
ADIM ATILMIYOR
Bu son komisyonun da bir kaç "adli olayı" çözerek göz boyanacağı kesin. Nitekim bugüne kadar -ucu FETÖ ya da "Ergenekoncular"a uzanan iki vaka hariç- hiçbir "siyasal cinayet"te atılan en küçük bir adım yok.
Gelelim Öcalan'a. Bahçeli'nin "koordinatör" olmasında ısrarlı olduğu Öcalan'ın görev yapacağı Komisyon'un, nerede, kimlerle, hangi yetkilerle çalıştığını bilen var mı? 18 Ağustos günü yürürlüğe giren 7595 sayılı "Milli Dayanışma…" ile başlayan kanunda, bu konuda hiçbir şeffalık yok. Şu an herkes MGK'nın 27 Kasım'a kadar yayınlaması beklenen "PKK'nın feshi ve silahsızlanma" kararını bekliyor.
Bu arada Mehmet Uçum herkese gözdağı veriyor. Açık açık "demokrasi veya Kürt sorunu bu süreçte yok" diyor. "Yeni anayasa"dan bahsediyor. Daha büyük baskılar için yeni anayasaya ihtiyaç duyuyorlar. Uçum, ara ara "tarafları" uyarmayı da ihmal etmiyor.
Bu arada her sabah bir belediye başkanı tutuklanıyor. Fon yolsuzluğunun kapatılması için tüm baskı aygıtları devrede. En önde gelen gazeteciler ya hapise, ya da kelepçe ile evde. Halk TV kayyuma devrediliyor. Yüzlerce gazeteci daha işini kaybediyor. Mekke anlaşmasının meclise geleceği ve Suudilere askeri, teçhizat, lojistik destek verileceği Dışiişleri Bakanı ve MİT tarafından ilan ediliyor. Sel "felaketi"nde 6 kişi öldürülüyor. Derelere imar izni verenler hiç utanmadan ekranlara çıkabiliyor. MESEM'lerde 10 yaşındaki çocuklar ölmeye devam ediyor.
ALDATMACA SÜRÜYOR
Türkiye apaçık bir dikatörlükçe yönetiliyor. Ağzını açan kendisini hapiste buluyor. Hiç kimsenin can güvenliği veya günlük güvenliği yok. "Muhalif" değilseniz dahi herhangi bir felakette her an ölmeniz ya da yaralanmanız mümkün. Çünkü devlet diye bir şey yok. Kurumlar devre dışı. Üç beş kişi ülkeyi keyfince ve günlük olarak idare ediyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala ile ilgili verdiği Büyük Daire Kararı bir kez daha uygulanmıyor. İşte böyle bir ortamda Bakanlık içinde kurulduğu ilan edilen "komisyonlar" ile "demokrasi" getirileceği iddia ediliyor. 24 yıllık aldatmaca sürüyor.
To read the full story from the source: BirGün






