Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Normalliğin tuhaflığı

Normalliğin tuhaflığı

Doğuş SARPKAYA

Harold Bloom, Batı Kanonu’nda büyük yazarları diğerlerinden ayıran temel ölçütün tuhaflık olduğundan bahseder. Tanıdık olanın bambaşka bir gözle görülebilmesi için ona yeni bakış açıları kazandırabilen sanatçılar, duyguları, nesneleri ya da durumları alışılagelen halleriyle kullanırken bile her birine yepyeni anlam katmanları eklemeyi başarırlar. Bloom’un elitist teorisine göre bu özellik sadece başyapıt üretebilme becerisine sahip kişilerde gözlemlenebilir. Oysa, nitelikli edebiyat üretme konusunda kararlı olan her yazar, kendine özgü bir anlatı stratejisi kurarak tuhaflığın kapısını aralamayı arzular.

Gaye Boralıoğlu da yazı yolculuğu boyunca insanı ve zamanı kavrayışıyla bu kapıyı aralayan, dahası, eşiği aşma kararlılığı gösteren yazarlardan. 2018’de yayımlanan Dünyadan Aşağı’da kalemine yerleşen tuhaflığı, dönemin ruhunu sadece bir erkek karakter üzerinden anlatabilme becerisiyle takip ediyor.

Boralıoğlu, ana karakteri Hilmi Aydın aracılığıyla son yirmi yılda ülkede ahlaki sınırların nasıl belirsizleştirildiğini, bencilliğin ve duyarsızlığın nasıl baskın davranış biçimine dönüştüğünü; katliamlar, kadın ve iş cinayetleri yaşanırken üç maymunu oynayan ve vicdanen rahatsızlık duymayan milyonların resmini çizmeyi başarmıştı. Bu tavrı son romanı Her Şey Normalmiş Gibi’de iyice netleşiyor. Gene bir erkek karakterle çözüyor meseleyi. Hilmi Aydın ve Arda bu dönemin iki zıt kutbunda ama bugünü yansıtma konusunda son derece mahirler: Hilmi Aydın, yandaş ve ilkesiz; Arda, muhalif ve atıl.

Romanın ana karakteri Arda’nın etrafında çağımızda yaşanan karakter aşınmasının öteki kutbunu, toplumsal değişimi deneyimlerken hayatının anlamını bulamayan otuzlu yaşlardaki şehirli orta sınıfın bilincini anlatmayı hedeflemiş Boralıoğlu.

İLERLEME ENERJİSİ

Her Şey Normalmiş Gibi, ayrı dünyaların insanı diyebileceğimiz Lora ve Arda’nın aşkını merkeze almış bir roman. Lakin ilerleme enerjisinin kaynağı, ahir zamanların çalkantılı siyasi ve toplumsal atmosferi. Hikâye, Arda’nın Lora tarafından terk edilişi sonrası yaşadığı aşk acısıyla açılıyor. İstanbul’daki bir bombalı saldırıyla hareketleniyor ve Arda’nın ortadan kaybolan, yurtdışına kaçmasını beklediği, eski sevgilisinin ardından Diyarbakır’a gitmesiyle derinleşiyor. Bu esnada okuruna anlatının tek katmanda ilerlemeyeceğinin ipuçlarını veriyor yazar. Arda’nın bireysel çatışmasının masallar aracılığıyla arketipsel anlatılarla bağlantısının kurulacağını ve tüm bunları kapsayan toplumsal çatışmanın karakterimizi geri dönüşsüz bir değişime zorlayacağını sezdiriyor.

TİKELDEN EVRENSELE

Roman, tikelle evrensellik arasında kurduğu bağ sayesinde normal olanın içindeki kırılganlıkları görmemizi kolaylaştırıyor. Kitabın başlangıcında Arda’nın dünyasının tanıdık olduğunu hissediyoruz. Lakin normalmiş gibi akan hayatın kırılganlaştığı anda hikâye tekeri özgünlükten yana dönmeye başlıyor. Bombalı saldırı sırasında ise Arda’nın benliğe sıkışma konforundan uzaklaştırılışı resmediliyor.  Normallik kisvesi altına gizlenmiş çarpılma hâli romanın yeni normali olmaya başladıkça, alışkanlığın kurduğu dünyayı bozan yeni eylemlerin işlevi de tartışmaya açılıyor.

Burada önemli bir hamle yapıyor Boralıoğlu: Arda’nın bu yeni durumlara tepkilerinin normal olduğunu okuruna hissettirirken, tepkilerin gerekçelerini eksik bırakarak, karakterin motivasyonu konusunda kuşkuya düşürüyor okuru. Onun evden çıkıp hastanede öğretmenini ziyaret edişi de Lora’yı bulamayacağını içten içe hissetmesine rağmen atlayıp Diyarbakır’a gidişi de yeterince güçlü bir itki ile gerçekleşmiyor. Kimi eleştirmen için araz olarak görülecek bu durumun, aslında stratejik bir tercih olduğunu belirtmeliyiz. Adalet fikrinde yaşanan erozyon, geleceksizlik, kötümserlik gibi temaları metnin tamamında takip etmemizi sağlayan da tüm yaşananlardaki gerçek dışılık aslında. Aynı dengesizliği karakterde de hissediyoruz. Bunun istinası ise ayna karakter görevini üstlendiğini söyleyebileceğimiz Lora’nın varlığı. Genç kadın ile cisimleşen umut, inat ve direnme kararlılığı Arda’nın sinikliği, kararsızlığı, atıllığını dengeliyor.

Boralıoğlu, bu kavramlarla paralel yerleştirdiği örüntülerle metnin parçalarını birleştiren bir harç oluşturuyor. Bu harç aynı zamanda olay örgüsünün imgesel düzenini de kuruyor. Misal, metin boyunca bir leitmotif olarak da kullanılan “duman” en bariz metafor. Bununla sınırlı değil Boralıoğlu’nun attığı çengeller: Arda’nın tıraş bekleyen sakalı tüm metni boylu boyunca kesen bir detay. Sokaklarda ilerlerken karşılaşılan insanlar, hayvanlar, nesneler, (otobüste sakız çiğneyen kız, çantası ceketini yırtan kadın, neredeyse kimlik soracak kedi, balık pazarında üzerine basılan fare, cümle kuran kuş) kısacası metnin dolgusunu oluşturan ayrıntıların farklı biçimlerde yinelenmesi sayesinde oluşan aura, metnin bütünselliğini kuran yapıyı destekliyor.

Burada da normal olandan bir sapma gerçekleşmiyor değil. Boralıoğlu kimi zaman nesneleri ya da durumları fazla ayrıntılı vermeyi tercih ediyor. Öyle ki bu betimlemeler romanın sinematografik yapısının sınırlarını zorlayarak aşırı bir gerçeklik hissi oluşturuyor. Daha sonra bir daha geri dönmediği, kimi zaman boşta bıraktığı detaycılığı sayesinde normal olanın tuhaflaştığı bir zemin yaratıyor yazar. 

ÇEŞİTLİLİĞİN GÜCÜ

Gaye Boralıoğlu, işlevsel ya da işlevsel olamayan ayrıntılarla romanını zenginleştirirken, metni, melezliğin oluşturduğu çeşitlilikle tek düze bir anlatı düzlemine sıkışmaktan kurtarıyor. Robert McKee’nin, “…komik olanda trajik olanı, kişisel olanda siyasi olanı, siyasi olanı sürükleyen kişisel olanı, alışılmışın ardındaki sıra dışıyı, yüceltilmiş olandaki sıradanı aramak” olarak tanımladığı çeşitlilik Her Şey Normalmiş Gibi’nin temel bileşeni. Aşk anlatısı olarak açılan roman bir anda gerilim hikâyesine, oradan arayış romanına, en sonunda da oluşum metnine evriliyor. Aynı anda masallarla kurulan paralel hat da çeşitliliğe yeni bir katman ekliyor. 

Sonuç olarak Boralıoğlu, derdi ile anlatma biçimini kaynaştırmanın yolunu bularak, bunu yaparken de zamanın ruhunu anlama inadını derinleştirerek kendine özgü tuhaflığını yaratmayı başarıyor. Benliğin toplumsal olaylardaki adaletsizlik eliyle yaralandığı, tüm haklı eylemlerin suç, tüm gerekçelerin eksik olduğu bir zamanda insanın yeniden ayağa kalkmasının mümkün olup olmadığını sorarak okuru sarsmayı başarıyor.

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement