Hangi İnsan Kendi Ölümünü Bekler?
Ben artık insanların gözlerinde ölümü değil yaşamı görmek istiyorum.Görsel, Google AI tarafından geliştirilen Gemini modeli ile tasarlanmıştır.Trendeyim.Boş koltuklardan birine oturmaya yeltendiğim sırada karşısına oturduğum kadının yemyeşil gözlerini kısa bir anlığına üzerimde hissediyorum. Kadın kırk beşinde ya var ya yok. Birine benzetiyorum ama çıkaramıyorum.Vakur bir duruşu var kadının. Mütevazılıktan mı? Sanmıyorum. Belki yorgunluktan, bıkmışlıktan, tükenmişlikten veya ben böyle baktığım için böyle görüyorum.Bakışlarını sağ alt köşeye sabitlemiş. Orada ne var ne görüyor acaba?Geride bıraktığı yıllara bakar gibi, bir ölüyü yıkayıp kefenler gibi, dualarla defneder gibi, veda eder gibi, ölümü bekler gibi bakıyor gözleri.O kadar derin ki göreni sığ sularda çırpınıp can çekişmeye mahkûm ediyor sanki.Gözleri ne kadar canlıysa bakışları o kadar donuk ve cansız. Göz yuvalarında göz değil bir çift değerli maden taşıyor sanki. Alışılmışın dışında ürpertici bir güzellik bu. Bu gözlere es kaza bakmış olmak bile tedirgin ediyor beni.Acaba bu yeşil perdeyi çekebilsek, zihninin dehlizlerine ışık tutabilsek bizi ne gibi fırtınalar alıp götürür? Ne görür bu dertli bakan bir çift göz? İneceği durak bir an önce anons edilsin de bu yolculuk burada bitsin mi ister? Yoksa içten içe bu yolculuğun hiç bitmemesini mi diler? Hangi durakta bindiler acaba bu yolculuklarının kaçıncı dakikası? Şu beş dakikada gözlerinin önünde kaç fikir kaç insan çarmıha gerildi? Belki de sadece yarın akşam ne yemek yapsam diye düşünüyor.Benim gelip de onun karşısına oturmamdan rahatsız mı oldu? Olsa belli eder miydi? Ederdi herhalde… Rahatsız olmuşa benzemiyor hem zaten ben onlardan önce ineceğim. Gerçi o bunu bilmiyor.Yanında on yaşından büyük olmadığını tahmin ettiğim bir çocuk var. Çocuğun yüzüne yerleşmiş bir yabanilik var. Yanındaki kadından farklı olan tek özelliği gözlerinin maviliği. Bu kadın ve çocuğun anne oğul olduğunu anlamak için üstün bir çaba sarf etmek şart değil. Yüzlerine bakmak bile yetiyor bu gerçeğe ulaşmak için. Ne müthiş bir gen aktarımı bu. İnanması güç bir benzerlik. Burnu, ağzı, duruşu, başını sağa eğişi bile tıpatıp aynı.Çocuğun gözlerinde annesininkilerde olmayan yoğun bir şüphe, onun da altını dolduran bir öfke görüyorum. Karşılarında oturmamı pek de iyi karşılamışa benzemiyor. Kalksam mı acaba diye düşünüyorum. Ben orada yokmuşum gibi dışarıyı seyretmeye devam ediyor. Bu karanlıkta görülecek ne buldu da bu kadar hevesle izliyor?Hazır herkes telefonlarına gömülmüşken veya uyumakla meşgulken etrafa rahatça göz gezdirebilme fırsatı buluyorum. İnsanlara bakıyorum. Pek bir şey göremiyorum. Gördüğüm birkaç şeyin de kafamda karşılığını bulamıyorum. Detaylarda boğulmamayı amaçlayarak geçirdiğim bunca yılın sonunda tüm bir yaşamın bu kadar dışında kalabileceğime ihtimal dahi vermemiştim.Zaten çocukken de böyleydim, gökyüzüne bakar bulutları bir şeye benzetmeye çalışırdım. Şu büyükçe bulut kümesi top oynayan yavru bir ayı mıydı? Çitin üzerinden atlayan koyunlar mıydı yoksa? Serçe parmağı havada bir fincan çay içen bir İngiliz hanımefendisi mi o? (İngiliz olduğunu nasıl anladın diye sormayın.) Yok benzetemiyorum. Olmuyor.Bir elma düşünmeye çalıştığımda; kafamda çürümüş bir elma, yarım elma, yeşil, sarı, kırmızı farklı renklerde elmalar, bir pazar filesi içine doldurulmuş iki kilo elma ya da çocukken çıktığım inemeyip düştüğüm için dizimi kanattığım bir elma ağacındaki sulu iştah açan elmalar gelmiyor gözümün önüne.Uzayda süzülen kusursuz mükemmel kırmızılıkta bir elma görüyorum ben. Neden her koşulda mükemmelliği kovalıyorum. Yaptığım herhangi bir şey mükemmel olduğu için değil de ben yaptığım için var olmaya değer olamaz mı?Telefon çalıyor.Çocuk heyecanlandı. Demek ki arayan sevdiği biri.Kadının kocası onları Kent 2’de bekleyecekmiş. Henüz Turan’a yeni geldik. Nereden baksanız daha yarım saatlik yolları var. Benim ineceğim durağa on dakika kaldı. Trenden çıt çıkmıyor. Bu saatlerde hep böyledir. Keşke şu bir saati günün geri kalan yirmi üç saatine taşıyabilsem. Nedense bu yolculuk sonsuza dek sürsün istiyorum. Bu tren hiçbir istasyonda durmasın, nereye gittiğimizin pek de önemi olmadan sadece bir yerlere gidelim.Hiç on dakikanın on saniye gibi geçtiğini hissettiğiniz bir an oldu mu? Birazdan ineceğim. Çantamın içini karıştırıp kartımı ararken sebebini bilmediğim şekilde içimden bu anne ve oğulun gidecekleri yere sağ salim ulaşmalarını diliyorum. Onlar bunu duyamasalar da ben söylüyorum işte. Bu durakta iniyorum.Yürürken düşünüyorum da az önce bu trende tesadüflerin bir araya getirdiği bu üç insan dışarıdan bakan biri için belki de gök, ağaç ve toprağın buluştuğu bir tablo gibiydi.Tablo.Tabii ya.Şimdi hatırladım bu gözleri nerede gördüğümü. Bir resim sergisinde yeşil gözleri metrelerce öteden fark edilebilen bir kadının portresinde gördüm. Genç bir kadına aitti bu gözler. Soluna dönmüş omzunun üstünden bakıyor. Başını hafifçe aşağı eğmiş. Koyu kahverengi, dalgalı saçlarının yarısını toplamış; geri kalanı omuzlarına dökülmüş. Zarafetine hakaret eder gibi duran kabaca küpeleriyle halinden pek de memnun durmuyor. Bakışlarında ürkeklik mi desem, bezginlik mi desem, yabancılık mı desem?.. Bir şey var.Hayır, hayır. Bunlar değil. Bakışlarında bir haşinlik var.Belki resim bitene kadar dakikalarca hareketsiz kalmak onun canını sıkmıştı. Resminin çizilmesi fikrine en başından beri sıcak bakmamıştı. Emrivakilere yenilmiş, gururu kırılmıştı.Belki fırsattan istifade hazır durup düşünmeye imkân bulmuşken yaşamı düşlüyordu. Ne kadar gizlemeye çalışsa da gözlerinin içinde üstünü örtmenin mümkün olmadığı bir bedbahtlık taşıyor. Sadece taşısa iyi bu bedbahtlığı dibine kadar yaşıyor.Tablonun her yerinde aradım ama gözlerindeki kırgınlığın sebebini bulamadım. Evli miydi? Hatırladığım kadar genç değil miydi? Hasta mıydı? Ya da belki o da sadece akşama ne yemek yapsam diye düşünüyordu. Bu genç hanımefendi artık yaşamıyordu belki de…O zaman benim trende gördüğüm kadın kimdi? Reenkarnasyon gerçek miydi acaba? Olur mu öyle şey!Günler aylara, aylar yıllara, bir ömür binbir ömre benzer. Elbette insan da insana benzer.Ya gerçekse. Ben hangi yarım kalmış ömrün devamını yaşıyorum?Bir önemi var mı?Benim açlığım dindi.Ben artık insanların gözlerinde ölümü değil, yaşamı görüyorum.Hangi İnsan Kendi Ölümünü Bekler? was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






