İç Oda
Rüyaİçimdeki oda kapısını kapar, ne zaman kendime dönmeye cesaret etsem.İnsanın içinde birden soğuk bir yel eser de vücudu buz keser, sebepsiz. Olduğu yerde çivilenmiş gibi kalakalır insan. Balkonda esen ılık rüzgârın içimdeki soğuk akışla çatışması kendime getirdi beni. Ev değiştirirken onu eski bir çekmecede unuttuğumu sanıyordum. Çocukluğumdan kalma birkaç fotoğraf, artık kimsenin kullanmadığı bir anahtar, ne işe yaradığını hatırlamadığım küçük bir düğme ve yıllardır açmadığım bir defter vardı çekmecede. Çocuğun da orada olduğunu düşünmüş olmalıyım; zira insan kaybettiği şeyleri çoğu zaman eşyaların arasında arıyor.Çekmeceyi yıllardır açmamıştım. Açınca içinden eski bir evin kokusu geldi. Bazı kokuların hangi zamana ait olduğunu insan hemen anlıyor. Çekmecedeki eşyaların hiçbirine ihtiyacım yoktu; yine de hiçbirini atamadım. Defteri elime aldım, açmadım. Anahtarı çevirecek bir kapı bulamadım. Düğmenin hangi giysiden koptuğunu hatırlayamadım. Fotoğraflara baktım; hepsindeki çocuğu tanıyordum ama hiçbirinde kendimi bulamadım.Sesi, kurumuş kadayıf dolmalarının arasından geldi.Annem onları atmaya kıyamıyordu.Çocuk,“Onlar tatlı değil,”dedi.“Nedir?” diye sordum.“Korku.”Şaşırmadım.Çünkü korkunun buzdolabında saklanabileceğini biliyordum.O günden sonra evdeki bütün eski eşyalar fısıldamaya başladı.Kırık bir fincan, “Bir gün lazım olur.” diyordu.Paslanmış anahtar, “Yokluk ansızın gelir.” diyordu.Dolabın en arkasındaki boş kavanoz ise hiçbir şey söylemedi. Ama onu atmaya elim varmadı.Bir ceketin cebinden yıllardır kullanılmamış bir mendil çıktı. Üzerinde kimin gözyaşının kuruduğunu bilmiyordum.“Beni sakladığın için hâlâ buradayım,” dedi. Saklanan mendil miydi yoksa gözyaşı mı karar veremedim.Bir tek çocuk susuyordu.Onun suskunluğu diğerlerinden daha ağırdı.Bir gün ona adını sordum.Omuz silkti.“İnsanlar bana çok isim verdi.” dedi.“Hangisi senin?”“Hiçbiri.”“Peki ben sana nasıl sesleneceğim?”Bir süre düşündü. Sonra gülümsedi.“Sen yıllardır bana başka isimlerle sesleniyorsun.”“Neymiş onlar?”“Eksik.”“Başarısız.”“Yetersiz.”“İyileşmemiş.”Bir an sustu.Sonra, “Bunların hiçbirinin benim adım olmadığını biliyorsun.” dedi.Bilmediğimi söylemek istedim. Söylemedim.Çünkü çocuklar bazen insanlardan daha iyi yalan söylüyor.Belki de yalan söylemiyorlar. Sadece bizim söylemeye cesaret edemediğimiz şeyleri söylüyorlar.O gece evin bütün saatleri aynı anda durdu.Çocuğa baktım.İlk kez bana bakıyordu.“Ne oldu?” diye sordum.“Hiç,” dedi.“Saatler durdu.”“Biliyorum.”“Neden?”Çocuk saate baktı.“Geç kaldın,” dedi.O gece gökyüzü yere indi.Ay mutfakta oturuyordu.Plüton ise kapının önünde ayakkabılarını çıkarıyordu.“Evine misafir geldik.” dediler.“Niye?”“Çünkü sen sonunda içeriyi aramaya başladın.”“Ne arıyorum?”Ay cevap vermedi.Plüton başını kaldırdı.“Bizi değil.” dedi.“Bunu biliyorsun.”O gece çocuğun odasına girmek istedim.Fakat evde onun odası yoktu.Bütün kapıları açtım.Mutfak.Salon.Balkon.Eski yatak odası.Boş oda.Hiçbirinde yoktu.En son kendi odama girdim.Çocuk yatağımda oturuyordu.Elinde eski defterim vardı.“Bunu neden sakladın?” diye sordum.“Sen sakladın.” dedi. “Ben değil.”“Öyleyse kim?”Cevap vermedi.Defteri kapattı. Sonra bana baktı.“Büyümekle unutmak aynı şey değil.” dedi.Bunu daha önce de duymuşum gibi geldi.Belki bir yerlerde okumuştum.Ya da annem söylemişti.Yoksa ben mi kendime söylemiştim?Çocuk da söylemiş olabilirdi.Artık hangisinin kime ait olduğunu ayıramıyordum.Sabah uyandığımda çocuk yoktu. Mutfakta ay da yoktu. Plüton gitmişti. Eski eşyalar yine susuyordu. Kavanoz boştu. Kadayıf dolmaları hâlâ buzdolabındaydı.Onları çıkardım. Uzun süre elimde tuttum. Sonra ne yaptığımı hatırlamıyorum.Çocuğu aradım.Yalnızca yerde küçük ayak izleri vardı.Onları takip ettim.İzler aynanın önünde bitiyordu.İç Oda was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






