Nerden bilecektiniz?
Kelimenin dil kurallarına göre yazılışının “Nereden?” şeklinde olduğunu tabii ki biliyorum. Ama, Ahmet Kaya’nın mâhut “Siz Benim Neler Çektiğimi…” nakaratlı şarkısından mülhem, böyle yazmak istedim.
BirGün Gazetesi olarak gururla yaptığımız şu “FİGÜRANGATE” haberi üzerine çapsız siyasetin bize yönelik saldırılarına karşı mücadelemizden söz etmek istiyorum bugün.
Basın, medya, matbuat… Adını nasıl koyarsanız koyun; bağımsız olduğu, bir patrondan emir ve talimat almadığı, bir çıkar grubunun ağzının içine bakmadığı, sadece halkın gerçekleri öğrenme hakkını rehber ve hedef edinerek çalıştığı zaman, gerçek gazetecilik yapabilir.
Örneğin BirGün gazetesi… Kurulduğu 2004 yılından bu yana, hep bu dediğimi yaptığı için, halkın pek çok önemli şeyden haberdar olmasını sağlamış ve muktedirlerin, hırsızların, yolsuzların, her türlü yamuk – yumuk işlerle uğraşanların uykularını kaçırmıştır.
BirGün Gazetesi olmasaydı;
Ensar Vakfı denilen “dini değerlerin arkasına saklanmış” vakfın küçücük bebelere yönelik yüz kızartıcı faaliyetinden kimsenin haberi olmayacaktı.
Menzil – tenzil – kenzil – çenzil benzeri bir sürü Cumhuriyet ve laiklik düşmanı oluşumun faaliyetleri gün yüzüne çıkmamış, halkımız bu kara teşkilatlanmaların içyüzünü asla öğrenemeyecekti.
Rejimin en tepesinin korumasında faaliyet gösteren bazı vakıflara, kamunun hem merkezi hem de yerel yönetimler üzerinden çekilen “hortum hatları” kamunun bilgisine sunulmayacaktı.
H.K.G. isimli 6 yaşında minicik kız çocuğunun, içinde kendi ailesinin de bulunduğu bir dini tarikat tarafından bir yetişkine “gelin edildiğini” ve yıllarca sistematik biçimde cinsel istismara uğratılarak “yavaş çekim bir cinayetin” kurbanı olduğunu bilmeyecekti bu memleket. O soysuzları tanımayacaktı.
Yunus Emre Vakfı isimli vakfın, kamunun cebinden fonlandığını ve yüzmilyonlarca TL’nin bu vakfa hortumlandığını duymayacak, bilmeyecekti. O yüz kızartıcı soygun duyulmayacaktı.
Takı garantili düğünler, içinde BDDK Başkan Yardımcısının da bulunduğu skandallar, Halkbank’tan mafyaya verilmiş krediler
6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, onbinlerce kişinin gerçek katilinin kent suçlarına imza atan müteahhitler ve yöneticiler olduğunu, Kızılay’ın yaptığını, yapmadığını o zamanki başkanının niteliğini, çapını (!), suç işleyen kızına sağlanmak istenen imtiyazı vs. bilme olanağından yoksun kalacaktı halkımız…
TBMM’de staj yapan “kız çocuklarının”, cibilliyetsiz bazı personelin tacizine uğradığından da haberdar olmayacaktık.
İstanbul Adliyesi’nde bir savcının, “Adalet sistemindeki rüşvet çarkını” örnekleriyle ortaya çıkaran o tarihi mektubu gün yüzüne çıkmayacaktı.
Pek çok yolsuzluk ve hırsızlık davalarının soruşturma evrakı ve iddianamelerinin satır aralarında yer alan yüzlerce binlerce çarpıcı bilgi ve ifade, kamuoyunun bilgisine muhabirlerimiz tarafından sunulmayacaktı.
Sağlık ve eğitim sisteminde dönen bir yığın dolap, halkın parasının kimlere peşkeş çekildiği, hem eğitim hem de sağlıkta son 25 yılda neredeyse 100 geriye nasıl götürüldüğümüz bilinmeyecekti.
Devletin kurumlarının denetim raporlarını didik didik eden muhabirlerimizin titiz çalışmaları sonucu, bizleri ödediği vergilerin nasıl “dipsiz kara kuyulara” ve sorumsuz yöneticilerin “israf çılgınlığını” akıtıldığı gerçeği, karanlıkta kalacaktı.
Eğitime, çocukların esenliğine, emekçilere ve emeklilere değil de, Diyanet’e tahsis edilen toplam milyarlarca TL’lik ödeneklerin, Diyanet’te dönen yolsuzlukların, milletinin parasının bunlara nasıl harcandığının, Diyanet Vakfı’nın eylemlerinin üzeri kolayca örtülmüş olacaktı.
2,5 yıldır tek tek evlerinden “üfürme iddialarla” alınan ve hapse atılan pek çok belediye başkanının oturduğu koltuklarda 2019 ve 2024 öncesi oturan iktidar partili belediye başkanları hakkındaki yolsuzluk dosyalarının nasıl gözardı edildiği, oralarda işlenen kent suçları, tahsis, protokol, hortumlama ilişkileri gizli – saklı kalacaktı.
Altın kaçakçıları, döviz kaçakçıları, kara para aklayıcılar, tüyü bitmemiş yetimin hakkını zimmetine geçirenler, tanınmayacak bilinmeyecek, çevirdikleri dümenler gizli saklı kalacaktı.
Türkiye’nin her bir köşesinde dağın – taşın – yeşilin – mavinin – ağacın – derenin nasıl aç gözlü sömürge madencilerine, hırsız holdinglere peşkeş çekildiğini, bunlara karşı halkın mücadelesini bilmeyecek görmeyecektik.
Silivri‘de ve bilcümle siyasi yargılamalarda olup bitenleri, insanlara çektirilen zulmü de kimse bu kadar cesurca yazamayacaktı.
Ve en nihayet…
Türkiye’de siyasetin ne hale getirildiğinin en çarpıcı örneklerinden biri olan şu FİGÜRANGATE olayı ortaya çıkmayacaktı. “Sözde meşruiyetini” rejimin mahkeme kararlarından alan “butlancı tayfanın”, 20 milyon nüfuslu Şehr-i İstanbul’da 500 kişilik bir toplantı salonunu bile dolduramayıp, bir figüran oyuncu kiralama (cast) ajansının desteğine ihtiyaç duyduğunu Türkiye bilmeyecekti.
Bunları yazıp çizmek bizler için bir görev, mesleğimizin gereği, muktedirler ve muktedir kuyrukçusu butlancılar için bir suç (!)
Zaten bu tür rejimlerde yaşamanın zorunlu sonucu bu…
Birileri her haltı yer… Gerçek gazeteciler bunları araştırır bulur, halka anlatır, vazifesini yapmanın gururu ile yaşar.
Birileri, o haltların gizli kalması için uğraşır ve basını hedef alır. Gazeteciler, tehdit, tahkir, soruşturma, ev baskını, gözaltı, tutuklama, yargılanma, hapis veya tazminat gibi silanlarla susturulmak istenir.
Demokrasi mücadelesi, bir anlamda bu “iyilerle kötülerin” karşılıklı mücadelesini de içeren çetin bir kavgadır.
Bizler bu kavganın kazananının kim olacağını biliyoruz.
Görevimizin bilincinde, kalemimizin – klavyemizin – kameramızın – mikrofonumuzun namusu üzerine titreyerek işimizi yapmayı sürdüreceğiz.
Keşke herkes kendi işini, “BirGün Gazeteciliği mükemmeliyetinde” yapsa da, bir an önce ülkece düze çıksak.
To read the full story from the source: BirGün






