Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Kutsal Barış Günü Etkinlikleri: Kan ve Çiçekler Arasında

Kutsal Barış Günü Etkinlikleri: Kan ve Çiçekler Arasında

Güneş, Dünya’da henüz yeni yeni kendini göstermeye başladığında Tanrıça Eclyra; cennetteki sarsılmaz yerini çoktan almıştı. Sarı Çarşamba… Yılda bir kez olan “Barış Günü” etkinliklerinde, tüm Tanrılar cennette bir araya gelip yaratılanın kaderine eğlenerek gülen gözlerle bakacaklardı. Dünya’da ruhani bir devrime neden olan sürgündeki Eclyra, bembeyaz bir güvercini; boynunda toz pembe kuş tüyü ile yatak odasının penceresinde gördüğünde davet edildiğini hemen anlamıştı. Kendi kendine zamanın bu kadar hızlı geçmesine şaşırıp “Aile dramasına, hazırım!” dedi kararlılıkla. Cennette perilerin hummalı çalışması sürerken; durmaksızın akan nehrin dibindeki balıklarla, hasret giderdiği sırada; zihnindeki düşünce selinde, tüm yaşananlar da akıp gidiyordu. “Cennetin; berrak, bilge suyu, tüm kötülüğü kadim gücünle yok edebilir misin?”. Eclyra’nın aklından geçenlere, yalnızca süs havuzundaki neon balıklar değil; şifacı su yılanlarının yüzdüğü mavi gölün cinleri, bile gülüyordu.

Üzerindeki ince saten elbisesi içerisinde kendini tekrar bir Tanrıça gibi hissediyordu, Eclyra. Uzun zamandır insanların arasında, yeteneklerinden yoksun ve bir köşeye atılmış gibi hissederek yaşıyordu. İşe yarıyordu, ama. Hem de Aşk ve Güzellik Tanrıçası, olmaktan daha fazla…Şimdi alıştığı düzenin içerisinde gibi görünse de aslında; an denen mevhum, milimetrik ve acımasız hesap makinesinin içerisinde dönen bir dişli gibi dönüşünü tamamlarken “Benim, burada ne işim var?” diye düşünüyordu. Dünya’yı özlediğini kabul etmek, şu an için imkansızdı. Tanrılara baş kaldırışındaki en önemli müttefiklerini; Elektra’yı, Amazon kadınlarını, şirketini, ününü ve daha bir sürü şeyi özlüyordu. Ama ne de olsa; yarın sabah, yine Dünya’daki evinde olacaktı. İçindeki özlem, bulutsuz bir gecede yurduna dönmek isteyen bir şimşek gibi parlayıp sönüyordu.

Kaelthar, Myraxıs, Aethron, Lysara, Vorkan, Nyxerıs, Solmara, Thalıon, Eclyra, Oryth, Vaelora, Zeraphon… On iki Tanrı, On İkiler Meclisi…Aethron’un liderliğinde yeniden cennette bir araya geldiler. Bu kez; birinin infaz emrini vermek, yargılamak, kurallar koyup, dinler çıkarmaya, yaratmaya ya da yok etmeye karar vermek için değil. Her “Barış Günü’nde” olduğu gibi; yaratılanı ve yaratımı kutlamak, kutsamak için. Herkesin içinde bir nebze umut salan bugün, her Tanrı’nın Evrenden bir canlıyı seçip; seçtiği canlının kaderine, bir yetenek eklemesi ile son buluyordu. Aethron’un tüm cennet eşrafına çaldığı sıkıcı arp solosu ile başlayan etkinlik, Tanrıların son dönemde iyiden iyiye derinleşen çıkar çatışmaları ve birbirlerine kurdukları tuzakları nedeniyle ile yavan geçiyordu. Havva ile Adem’in kovulmasının gerçekleştiği o meşhur ağacın altında; bu kez iki Tanrı, taptaze bir koalisyon kurmaya çalışıyordu. Vaelora ve Zeraphon. Vaelora, eğilerek eliyle ağzını kapatıp “Dikkatli olmalısın! Aethron, sana çok kızgınmış. Ortalığı karıştırdığını biliyor. Galiba seni yok etmeye karar verdi. Ahh, Zeraphon… Tam da çok iyi anlaşmaya başlamıştık.” der ve Aethron’un bakışı ile kendine çeki düzen verir.

Ağacın altında tek başına kalan Zeraphon’a seslenen daldaki kara karga “Sakın, ne biliyor diye düşünme. Her şeyin senin başının altından çıktığını biliyor. Dünyadan çocukları kaçırma amaçlarını, Tanrılar arasında ikilik çıkarmanı ve her şeyden önce cehennemden kimin kaçmasına izin verdiğini… Daha bir sürü şey biliyor, Zeraphon. Bana bir şey olmaz deme…Şimdi, ne yapacaksın?” sözlerini kahkahalarla tamamlarken konduğu daldan uçup gider. Bu kutlu günde bile yaptıklarının peşini bırakmadığını düşünen Zeraphon, Eclyra ve Aethron’un bir numarası olan Kaelthar’ın; aralarında geçenleri, ispiyonlamayı düşünür.

O düşünürken; cennetin en parlak elması Eclyra, elinde kadehlerle ile göl kıyısına yaklaşan yasak aşkı Kaelthar’ı görür ve kaçmak isterken dikenli güllere takıla elbisesi izin vermez. Kaelthar ona “Bütün gece, göklere bana bir melek göndermesi için dualar ettim. Seni, görünce anladım ki dualarım kabul olmuş.” gözlerinin içindeki parlaklıklardan bir nevi alevler çıkarırken sözlerini kesmek zorunda kalır. Çünkü heyecandan ne söyleyeceğini unutmasına neden olan bir hastalığa kapılmıştı. Hastalığının adı, her ne kadar kabul etmese de aşktı. Eclyra, tam esaslı ve acı sözlerle aşığının kalbini deşmeye hazırken yanlarına Aethron yaklaşır ve “Eclyra, yine çok güzelsin.” Kadının pamuktan ellerini tutarak sözlerine devam eder “Gerçekten, cennetin her köşesinde emeğin var. Bugün, buranın tadını çıkar. Mahkemeler, infazın bunların hepsi daha sonra düşünülecek şeyler. Bugün, birliğimizin ve sonsuz gücümüzün kutlandığı bir, şölen. Ayrıca, sana bir teklifim olacak. Eğer, kabul edersen Dünya’ya kaçıp “iş kadını hayatına” dönmek zorunda kalmazsın. Bu arada, sizin konuşacak şeyleriniz vardır. Ben, diğer dostlarla ilgileneyim.” Son sözlerini muzur bir ses tonuyla iliştirmişti konuşmasına. Eclyra, bir an için “Acaba, bizi o meşhur ekranından izliyor mu? Kaelthar ile aramızda geçenleri biliyor mu?” diye içinden geçirir ama Aethron’un yarattıklarına son derece ilgisiz olduğunu bildiğinden “Yok canım, daha neler! Mümkün değil.” diye kendini rahatlatırken çim zemine Kaelthar’ın susmayan sessini unutmak için benzersiz leylak rengi çiçekler, yaratmaya başlar. Bu Eclyra için Kaelthar’a “Seni istemiyorum.” demenin bir yöntemidir.

Aethron’un günün anlam ve önemini belirten konuşmasını, dinlemek için; tüm Tanrılar ve davetliler, kendileri için ayrılan bitkilerden yapılmış sandalyelerdeki yerini almıştı. Arka sıralarda, yine koloniler arası ticaret konuşmaları ve cevherler çıkarma izinleri için çıkan tartışmaları almış başını gitmişti. Aethron, sedefli sahnede kendine ayrılan kürsüde konuşmasına “Kardeşlerim ve değerli misafirler. Yaratım, ne kutsal bir şeydir ki bugüne kavuşmamızı sağladı. Evren sırlarla dolu, kocaman bir yaratım havuzu. Daha önce hiç cennete gelmemiş olan seçilmiş misafirlerimize söylüyorum. Eğer siz de yaşamınızı ve yaşamın gereklerini çözerseniz; bir gün, herhangi bir cennette buluşabiliriz.” Bu sözlerle başlar ve gülümseyerek elindeki şampanyayı patlatırken; en beklenmedik anda mavi beyaz gökyüzünden sahneye onlarca kuzgun ölüsü düşer.

Henüz, kimse neler olup bittiğini anlayamadan; yeşil, uçan kaidenin üzerinde boynuzlu ve kırmızı deri giysiler içerisinde bir adam, kahkahalarla girer. Meleklerle birlikte periler dahil cennetteki tüm yaratılan bir ağızdan korkuyla “Dragon!” bağırır. Herkes çok korkmuşken yüzünün ve vücudunun sol tarafının yanmış olduğunu gizlemeyen bu korkunç yaratığın yapabileceklerini bilenler kaçışmaya başlar. Onu, henüz ilk kez görenler ve Tanrıların bir kısmı yerlerinden kıpırdamaz. Dragon “Bu kadar şaşırmayın. Evet. Görüyorsunuz ki cehennem, kaçılmayacak bir yer değil. Aethron, Aethron, Aethron… yüce yaratıcı. Başkaldıranlardan hiç hoşlanmazsın. İşin kötüsü, her şeyi bir başkaldırı olarak görürsün. Seni, kendini olduğundan çok fazla gören budala.” Aethron’un tam önünde duruyorken üzerinde olduğu uçan aracı izleyiciler içerisindeki Kaelthar’a çevirir ve “Aethron, sıra henüz senin değil. Cehenneme kapatılmama sebep olan ikiz kardeşim Kaelthar’ın. Söylesene kardeşim, ihanet eden bir iki yüzlü olmak nasıl bir duygu? Kaosun, şeytanı hatırlatan kısmını tamamen bana bırakıp; övgüleri toplamaya hazır olmak, tam olarak sana has bir oyun bazlık. Ölümünden keyif alacağım” son söylerini efsaneye göre bir Tanrıyı yok edecek tek şey olan Aten’ın okunu yaya gererken tamamlar.

Peki şimdi, kaos ’un Tanrısı Dünyadaki işlerini tamamlamadan ölecek miydi? İki kardeş arasındaki hesaplaşma nereye varacak? Sarı Çarşamba, kırmızıya mı boyanacaktı?

Photo by Georgi Sariev on Unsplash


Kutsal Barış Günü Etkinlikleri: Kan ve Çiçekler Arasında was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement