Topluma göre devlet
Cumhuriyet tarihinde devrimci demokratik düşünceler ilk kez ciddi olarak 1970’li yıllarda halka mal olmaya başladı.
Toplumsal yaşamın her alanında tarihsel önemde bir süreç olarak bu yönlü gelişme ortaya çıktı…
İdeolojisiyle, politikasıyla, örgütlenmesiyle devrimciler, toplumun emekçi halk kesimleri arasında taban bulmaya başladı.
Yaşanan bir nevi iç savaş ortamına koşut olarak halk, merkezi devlet geleneğinden kopmaya, hak hukuk bilincini ve kendi bağımsız iradesini geliştirmeye dayalı bir eğilim gösterdi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bu kapsamda, 78 kavramında somutladığımız 1974-80 dönemi sadece gençlikle sınırlı değildi.
Ortada hayatın her alanında aktif rol alan, halklaşan, doğrudan içinde halkın yer aldığı toplumsal bir gerçeklik vardı.
12 Eylül darbesinin hemen akabinde 400 bin, 1980 ile 1990 yılları arasında 650 bin insanın gözaltına alınması, 1 milyon 863 bin insanın fişlenmesi, 14 bin insanın vatandaşlıktan çıkarılması, 29 bin insana “Yurda dön” çağrısı yapılması hiç şüphesiz bu yönlü toplumsal gelişmenin canlı kanıtıdır.
Bu bağlamda ortada bir “terörist”, “anarşist”, “dış mihrakların maşası” olarak damgalanan kesim aslında halkın kendisiydi.
Egemen sınıfların 78’lilerden bu denli nefret etmesi, bu perspektiften bakıldığında anlamını anlaşılır kılar…
Egemen sınıflar, tarihlerinde ilk kez sonlarını getirecek yetenekte bir harekete şahit olmuş, sınıf güdüsünden gelen “hayvani” bir dürtüyle saldırganlaşmıştı.
Bin yıllık devlet ve yönetim bilinciyle donatılmış egemen sınıfların, halkın ve devrimci evlatlarının büyük özveriyle ağır bedeller ödeyerek yürüttüğü direnişte ilkellik, kabalık ve iğrençlik bulması da anlaşılır bir şeydi…
Egemen sınıflar, halkın tüm zaaf ve eksiklikleri ile tarih sahnesine çıkmasından, yeni doğan her canlı varlıkta görülen acemi ve olağana uymayan davranışından ciddi biçimde ürkmüş, “devletçi” burjuva sınıf aydınları ve sanatçılarına da bu “rahatsızlığı estetize etme” işlevi düştü.
78 Kuşağı’na karşı on yıllarca sürdürülen bu yönlü saldırılara karşı durması gereken demokrat sol kisveli aydınlarımız ise maalesef ilgisiz kaldı. Hatta çoğu kez bir biçimde bu koroya katıldı.
12 Eylül öncesini yaşadık, halkın ve egemen sınıfların karşılıklı durum alışlarını gözledik; halk, iradesini ele almanın, eylemi ve kişiliği üzerinde söz ve karar sahibi olmanın rahatlığını yaşıyordu.
Bir de bugüne bakalım, iki dönemin tarihî toplumsal koşullarını ve halkını kıyaslayalım; toplum, halk ve gençlikte büyük bir gerileme olduğu çok açık…
Bu bütünlük içerisinde 20 yıldır devrimcilerin şahsında cezalandırılan halktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
<p>12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye’deki siyasal ve toplumsal hareketliliğin kesintiye uğradığı en önemli kırılma noktalarından biri oldu / Fotoğraf: Arşiv</p>
To read the full story from the source: Independent






