Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Tülay Hatimoğulları: Gülistan Doku davası, Süleyman Soylu döneminin özetidir

Tülay Hatimoğulları: Gülistan Doku davası, Süleyman Soylu döneminin özetidir

Partisinin TBMM’de düzenlenen basın toplantısında açıklamalara bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Gülistan Doku davasına ilişkin, “Süleyman Soylu döneminin özetidir” dedi.

“Özgür Özel’i kutluyorum”

Hatimoğulları’nın konuşması şöyle:

“Meclis’e ve Türkiye siyasetine yeni bir parti daha katıldı. Yeni Parti çatısı altında yoluna devam etme kararı alan Sayın Özgür Özel’i ve partinin bütün üyelerini kutluyorum. Hayırlı olsun. Yeni Parti’nin ülkemizin demokrasisine ve hukukuna önemli katkılar sunmasını temenni ediyor, başarılar diliyorum.

Her gün Gülistan Doku’nun dosyasıyla ilgili yeni bir gelişme duyuyoruz. Ancak biz Gülistan Doku dosyasında yalnızca kaybedilmiş genç bir kadın görmüyoruz. Altı yılı aşkın süredir hakikatin önüne örülen kalın bir duvar görüyoruz.

Bir ülkenin adaleti, kayıp bir kadının izini ne kadar cesaretle sürdüğüyle ölçülür. Oysa Gülistan’ın izini sürmek yerine dijital izlerin silindiği, hastane kayıtlarının karartıldığı ve kamu gücünün bazı kişileri korumak için kullanıldığı yönündeki ağır iddialarla karşı karşıyayız.

“Süleyman Soylu dönemi mercek altına alınmalı”

Bugün dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in, eşinin, oğlunun, polislerin ve bazı kamu görevlilerinin soruşturma kapsamında tutuklanmış olması sıradan bir gelişme değildir. Soruşturmanın kasten öldürme, cinsel saldırı, delilleri yok etme ve suçluyu kayırma gibi son derece vahim suçlamaları kapsadığı belirtiliyor.

Ortaya çıkan bu tablo, aynı zamanda Süleyman Soylu döneminin de bütünlüklü biçimde mercek altına alınması gerektiğini gösteriyor. Devlet gücünü kullanarak suç işlediği ya da işlenen bir suçun üzerini örttüğü iddia edilen kim varsa hesap vermelidir.

Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, İpek Er, Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz ve daha niceleri… Bu kadınların her birinin hikâyesinde, aynı erkek egemen düzenin yaraladığı hayatları görüyoruz. Şiddete uğrayan, kaybedilen ve adalete ulaşamayan her kadın biraz Gülistan’dır, biraz İpek’tir, biraz da Rojin’dir.

DEM Parti ve Kadın Meclisimiz olarak dün olduğu gibi bugün de Gülistan Doku’nun, Rojin Kabaiş’in ve katledilen bütün kadınların davalarını sonuna kadar takip edeceğiz.

Gülistan Doku’nun başına gelenler, Dersim’de yıllardır üzeri örtülen birçok meseleyi yeniden gün yüzüne çıkarıyor.

Dersim Katliamı’ndan bu yana devletin bu bölgeye yönelik asimilasyon politikaları hiç hız kesmedi. Nüfusunun büyük çoğunluğunu Kürtlerin ve Alevilerin oluşturduğu Dersim’de dil ve inanç üzerindeki baskılar farklı biçimlerde devam ediyor.

Munzur Üniversitesi’nden mahallelere, sokaklardan inanç merkezlerine, Dersim’in doğasından toplumsal yaşamına kadar kentin her alanı kimliksizleştirme ve apolitikleştirme politikalarının etkisi altına alınmaya çalışılıyor. Alevilik inancı tahrip edilmek, Dersim’in toplumsal ve siyasal hafızası zayıflatılmak isteniyor.

Gülistan Doku dosyasında ortaya çıkan iddialar, bölgede çeteleşme faaliyetlerinin de bu politikalarla birlikte ele alınması gerektiğini gösteriyor. Üstelik meselenin yalnızca dönemin valisiyle, polisiyle ya da doktoruyla sınırlı olmadığı, dönemin bakanına kadar uzandığı yönünde ciddi iddialar bulunuyor.

Biz bunu kabul edemeyiz, buna yalnızca seyirci kalamayız. Dersim, Alevilerin en önemli inanç merkezlerinden biridir. Aynı zamanda solculara, demokratlara ve yurtseverlere her zaman gönlünü açmış bir kenttir. Geçmişte yaşanan acılar hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Tarihe “Dersim’in kayıp kızları” olarak geçen acılar, bugün kaybedilen Gülistanların hikâyesinde yeniden karşımıza çıkıyor.

Bu bölgeye verilen zararı ancak güçlü bir örgütlülükle ve ortak mücadeleyle durdurabiliriz. Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Dersim’den elinizi çekin.

Yaklaşık iki yıldır devam eden süreç kapsamında üzerinde çok konuşulan çerçeve yasanın artık Meclis’e gelmesini bekliyoruz.

Bildiğiniz gibi, iki aylık aranın ardından DEM Parti heyeti 20 Temmuz’da İmralı’ya gitti. 21 Temmuz’da ise Sayın Numan Kurtulmuş bizi ve diğer siyasi partileri ziyaret etti. Çerçeve yasa teklifinin Meclis kapanmadan önce gündeme geleceği bilgisini bizimle paylaştı.

Artık çerçeve yasa konusunda son düzlüğe giriliyor. Bu, yalnızca bir partiyi ya da belirli bir kesimi değil, bütün Türkiye’yi ilgilendiren bir meseledir. Bu süreç dar tartışmalara, polemiklere ve tarafların birbirini yıprattığı bir zemine dönüştürülmemelidir. Herkesin büyük bir sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.

“Kürtler yıllarca inkâr edildi”

Elbette her siyasi parti farklı düşünebilir. Bu son derece doğaldır. Ancak ortada bu ülkenin yüz yılı aşkın süredir çözülemeyen en büyük meselelerinden biri olan Kürt meselesi vardır.

Bütün siyasi partilerin bu tarihsel sorumlulukla hareket etmesi, barışın kapısını açacak bir yasanın çıkarılması için elini taşın altına koyması son derece önemli ve tarihîdir.

Sayın Öcalan da son görüşmede, 27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalma iradesini ve kardeşlik hukukunu gözeten yasal bir zeminin gerekliliğini vurguluyor. “Dar ve günü kurtarmaya yönelik yaklaşımlardan çıkılmalı. Yasa, bir dönemin ve yeni bir sayfanın başlangıcı olmalıdır” diyor.

Sayın Öcalan’ın bu yaklaşımı, on yıllardır devam eden çatışmaların sona erdirilmesi, hukuki ve yasal adımların atılması bakımından tarihî bir zemin sunuyor.

Bu zeminin özü açıktır: Ortak ve eşit yaşam ancak hukukla tanımlandığında, yasayla somutlaştırıldığında gerçek anlamına kavuşur.

Kürt meselesinin demokratik çözümü, devletin sürekli ertelediği bir dosya olmaktan artık çıkarılmalıdır. Kürtler yıllarca inkâr edildi. Bugün ise Kürtler ve onların dostları toplumsal barışı inşa etmek için çaba gösteriyor, mücadele ediyor.”

Kaynak: Haber Merkezi

To read the full story from the source: Elips Haber

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement