Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Aynı Evde Büyüdük, Aynı Çocukluğu Yaşamadık . B/2

Aynı Evde Büyüdük, Aynı Çocukluğu Yaşamadık . B/2

Bir süre masadaki konuşmaları sadece dinledim. Kimse sesini yükseltmiyor, kimse diğerini ikna etmeye çalışmıyordu. Aslında ortada bir tartışma da yoktu. Herkes yalnızca kendi hatırladığı çocukluğu anlatıyordu. Fakat ben ilk kez fark ettim ki masadaki insanlar aynı anıları paylaşmıyordu; aynı yılların içinden süzüp bugüne taşıdıkları anlamları paylaşıyordu. O an içimde sessizce yeni bir düşünce doğdu. Belki de insan hafızası yaşananları olduğu gibi saklayan bir sandık değildir. Belki hafıza, yaşananların içimizde bıraktığı izleri yıllar boyunca yeniden şekillendiren görünmez bir bahçedir. Aynı yağmurun düştüğü iki toprak nasıl birbirinden farklı çiçekler açtırıyorsa, aynı hayat da her insanın içinde bambaşka bir dünya büyütebilir. İşte o akşam ilk kez, çocukluğumun sandığım kadar ortak olmadığını hissettim.

Eve döndüğümde uzun süre ışıkları kapatamadım. Çocukluğumun geçtiği ev gözümün önüne geldi. Koridorda yankılanan ayak seslerimiz, bayram sabahlarının telaşı, mutfaktan yükselen yemek kokuları, anneannemin yüzü… Hepsi yerli yerindeydi. Hiçbiri değişmemişti. Değişen bendim. Çünkü ilk kez o eve bugünkü gözlerimle değil, çocuk gözlerimle bakmaya çalışıyordum. O küçük kız neleri görmüştü? Hangi cümleyi içine almış, hangisini sessizce yara gibi saklamıştı? Bugün “ben” dediğim insanın temeli gerçekten yaşadığım olaylarla mı atılmıştı, yoksa o olaylara yüklediğim anlamlarla mı? Bu soru zihnimde büyüdükçe, yıllardır kesin doğru sandığım birçok şey sessizce yerinden oynamaya başladı.

Belki de insanın hayatını değiştiren olaylar değildir. Aynı olayın içinde kendisi hakkında verdiği görünmez kararlardır. Bir çocuk, babasının sert bakışını “Bana güvenmiyor.” diye okuyabilir. Aynı evde büyüyen kardeşi ise o bakışın içinde, “Beni güçlü olsun diye hazırlıyor.” mesajını hissedebilir. Bir çocuk annesinin sessizliğini sevgisizlik olarak yorumlar; diğeri aynı sessizlikte yorgun bir kadının fedakârlığını görür. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiştir. Ev aynıdır. Anne aynıdır. Baba aynıdır. Fakat içeride büyüyen iki insan artık aynı değildir. Çünkü hayat, yaşadıklarımızı değil; yaşadıklarımızı nasıl anlamlandırdığımızı karakterimize işler.

İşte o anda yıllardır hiç fark etmediğim bir gerçeği gördüm. Biz aile içinde çoğu zaman aynı anıları konuştuğumuzu sanıyoruz. Oysa gerçekte konuştuğumuz şey, o anıların içimizde bıraktığı duygular. Belki bu yüzden kardeşler yıllar sonra aynı günü anlatırken birbirlerini anlamakta zorlanıyor. Çünkü biri o günü sevgiyle hatırlıyor, diğeri aynı günü yalnızlıkla… Hiçbiri yalan söylemiyor. Hiçbiri gerçeği çarpıtmıyor. Her biri, kendi kalbinde büyüyen gerçeği anlatıyor. Ve belki de insanın en büyük yanılgısı tam burada başlıyor. Kendi gerçeğini, herkesin gerçeği sanmak…

Bu düşünce beni yalnızca çocukluğuma götürmedi. Bugünkü hayatıma da çevirdi. Kaç insanı yıllardır kendi penceremden yargılıyordum? Kaç kez birinin davranışını, onun hikâyesini bilmeden yorumlamıştım? Kaç kez “Ben olsam öyle yapmazdım.” demiştim? Oysa belki de aynı hayatı hiç yaşamamıştık. Aynı cümleyi hiç duymamıştık. Aynı sessizliği hiç hissetmemiştik. İnsanların kararlarını anlamaya çalışmadan önce, onların hangi pencereden dünyaya baktığını merak etmek gerekiyordu. Çünkü bazen bir insanın davranışını değiştirmek mümkün olmaz. Ama o davranışın arkasındaki hikâyeyi gördüğünüz anda, ona karşı hissettiğiniz duygu tamamen değişebilir.

O gece bana en büyük dersi ailem vermedi. Bana en büyük dersi kendi zihnim verdi. Çünkü yıllardır geçmişimi değiştirmeye çalışıyordum. Oysa geçmiş değişmiyordu. Değişebilecek tek şey, geçmişe baktığım yerdi. Bir pencerenin önünde durduğunuzda dışarıdaki manzarayı değiştiremezsiniz. Ama başka bir pencereye geçtiğinizde aynı bahçeyi bambaşka bir açıdan görebilirsiniz. Hayat da belki tam olarak böyledir. Olaylar çoğu zaman yerinde durur. Değişen, onlara baktığımız yükseklik, uzaklık ve anlamdır. Ve bazen insanın bütün hayatını değiştiren şey, yeni bir olay yaşaması değil; yıllardır bildiği bir olaya ilk kez başka bir pencereden bakabilmesidir.

O günden sonra aile sofralarında anlatılan anıları eskisi gibi dinleyemedim. Kardeşlerim konuşurken artık zihnim onları düzeltmeye çalışmıyor. Çünkü biliyorum ki onlar bana yalnızca çocukluklarını anlatmıyorlar. Onlar bana, o çocukluğun içinden doğan insanı anlatıyorlar. Ben de yıllardır aynısını yapıyormuşum. Belki de hepimiz hayatımız boyunca anılarımızı değil, anılarımızın inşa ettiği kimliği taşıyoruz. Ve bu farkındalık insana garip bir huzur veriyor. Çünkü o andan sonra haklı olmaktan daha değerli bir şey keşfediyorsunuz: Anlamaya çalışmak.

Belki de aile olmanın en güzel tarafı budur. Aynı kökten gelmek ama aynı ağaca dönüşmemek… Bir ağacın bütün dalları aynı gövdeden beslenir; ama hiçbiri güneşi aynı açıdan görmez. Kimi daha çok rüzgâr alır, kimi daha çok gölgede kalır. Kimi erken çiçek açar, kimi geç meyve verir. Hiçbiri diğerinden daha doğru değildir. Sadece bulunduğu yer farklıdır. İnsan da böyledir. Aynı evde büyür, aynı sofraya oturur, aynı bayram sabahlarını yaşar. Ama her biri, o hayatın içinden kendine başka bir dünya kurar.

Ve belki de gerçek olgunluk, herkesin bizim gibi düşünmesini beklemek değildir. Gerçek olgunluk, aynı geçmişin bile herkesin içinde başka bir hikâyeye dönüştüğünü kabul edebilmektir. İnsan bunu kabul ettiği gün kardeşine daha yumuşak bakar. Anne ve babasını ilk kez yalnızca “anne” ve “baba” olarak değil, kendi yaraları ve kendi çocuklukları olan insanlar olarak görmeye başlar. Kendisine karşı da daha merhametli olur. Çünkü anlar ki hayat, sadece yaşananlardan ibaret değildir. Hayat, yaşananların içimizde kurduğu anlam dünyasıdır.

Belki de bizi birbirimizden uzaklaştıran şey, farklı bir geçmiş yaşamamız değil; aynı geçmişe farklı anlamlar vermemizdir.


Aynı Evde Büyüdük, Aynı Çocukluğu Yaşamadık . B/2 was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement