Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Kadın sünneti/ genital kesmenin medikalize edilmesi pratiği sonlandırmaz

Gündem

Geçtiğimiz yıllarda Irak Kürdistanı’nda kadın sünneti pratikleri üzerine bir araştırma yayımladım (1). Araştırmam, ilişki içinde daha fazla pazarlık gücüne (bargaining power) sahip kadınların kızlarının kadın sünneti olma ihtimalinin daha düşük olduğunu gösterdi. Bu bulgu, genel olarak kadınların güçlendirilmesinin ve özel olarak ilişkileri içinde güçlendirilmelerinin, bu pratiğin azalması için önemli bir etken olabileceğine işaret ediyor (2). 

Araştırmamın kapsadığı 2011 yılında bölgede kadın sünneti yaklaşık her iki kadından birinde görülüyordu. Araştırma verisi toplandıktan kısa bir süre sonra ise yine 2011 yılında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi bir yasa geçirerek kadın sünnetini yasakladı. Yasak sonrası 2018’de tekrardan yapılan bir araştırmada kadın sünneti oranının ciddi miktarda düştüğü görüldü. Ancak bu gerçek bir düşüşten ziyade, yasak sonrası pratiğin raporlanmasının azaldığına ve belki de bu pratiğin merdiven altına itildiğine de işaret ediyor olabilir. Zira toplumlar, yasalar kadar hızlı değişmiyor ve toplumsal normlarla meşrulaştırılan bu tür pratiklerin değişmesi için daha kompleks ve derinlikli tartışmalar gerekiyor. 

Türkiye’de bu pratiğin yaygınlığına dair net bir bilgimiz olmadığı için yakın zamana kadar geniş ölçüde tartışılmamıştı. Ancak birkaç gün önce sosyal medyada Ağrı’da bir tıp doktorunun önce “kadın sünneti”, sonrasında ise “hud alma operasyonu” yaptığına dair bir ilan dolaşıma sokuldu. Peki bu tür bir operasyonu doktorların yapması ne anlama geliyor? 

Bir sağlık sosyologu ve kadın sünneti/genital kesme üzerine çalışan biri olarak bu tartışmanın akademide nasıl yürütüldüğünü ve bu pratiğin medikalize edilmesinin ne anlama gelebileceğini anlatmak istiyorum.  

Öncelikle neden ‘genital mutilasyon/sakatlama’ demiyorum: 

Araştırmalardan bildiğimiz kadarıyla bu pratiği uygulayan toplumlar buna çoğunlukla kadın sünneti olarak hitap ediyor. Ben de kendi makalemde bu sebeple kadın sünneti demeyi tercih ettim; bu pratiği yapan toplumların bildiği ve kullandığı dile sadık kalmak adına. Ancak akademik literatür ve feminist politika artık sıklıkla “genital kesme” (female genital cutting, FGC) ifadesini de kullanıyor.  

“Genital sakatlama” ifadesi artık akademik literatürde pek desteklenmiyor; ancak özellikle uluslararası sivil toplum kuruluşları tarafından hâlâ kullanılıyor (3). (Neden genital sakatlama denmesinin artık önerilmediğine dair bir sürü eleştiri bulunabilir ancak özetleri için  Earp &Johnsdotter (2021) ve Earp (2022)’ye bakılabilir.) 

Özetle, “kadın genital mutilasyonu/sakatlama” kavramı, 1980’lerde özellikle Amerika’ya Afrika ve Orta Doğu’dan göçmenler gelmeye başladıkça, bu pratiğe zorlanan kız çocukları ve kadınların görünür hâle gelmesiyle, ikinci kuşak feministler tarafından ortaya atılıyor ve hızla özellikle liberal sivil toplum kuruluşlarınca benimseniyor. Ancak bu konuda araştırmalar ve feminist tartışmalar ilerledikçe (4), “genital sakatlama” kavramının sömürgeci devletlerdeki, Batılı (çoğunlukla beyaz) ikinci kuşak feministlerin bakış açısından ortaya atılmış bir kavram olması nedeniyle  özneleri merkeze almak yerine stigmatize eden bir dil kullanması eleştiriliyor.  

Bunun dışında, bu kavramı sahiplenen bazı kurumların ve çalışmaların, erkek sünneti gibi genital sakatlama kapsamında değerlendirilebilecek pratiklere, himen’in dikilmesi gibi operasyonlara ya da çoğunlukla üst sınıf kadınların tıbbi gereklilik olmaksızın yaptırdığı genital estetik uygulamalarına aynı eleştirel yaklaşımı göstermemesine ancak Batılı/beyaz olmayan toplumlardaki bir pratiğe karşı bu ifadeyi kullanmalarına dikkat çekiliyor. Bu tartışmalar sonucunda da akademik literatürün önemli bir kısmında artık “genital kesme” (female genital cutting, FGC) ya da “kadın sünneti” kavramları tercih ediliyor. 

Tek bir isimle hitap etsek de aslında kadın sünneti/ genital kesme tek bir pratik değil. 

Dünya Sağlık Örgütü dört tip belirliyor, ancak tipler aslında dörtten fazla. Bu tipler pratiğin şekline ve yaygınlığına göre belirleniyor. Sadece klitorisin kesilmesi tip 1 olarak geçiyor. (Ağrı’daki ilanda geçen “hud alma operasyonu” ifadesi yüksek ihtimalle bundan bahsediyor) Tip 2, klitorisle beraber vulvanın iç dudaklarının da kesilmesi ve tip 3 dudakların da dikilerek vulvanın girişinin daraltılması. Bunlar içinde en şiddetlisi infibülasyon da denilen tip 3. Medikal araştırmalar kadin sünneti/ genital kesmeye bağlı ölüm ve sakatlanmaların çoğunlukla bu yöntemle ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu yöntemin daha çok Mısır’da yaygın olduğunu (antik Mısır’da da yapılmış bir pratik olduğunu) biliyoruz. Tip 4 ise bu şekilde sınıflandırılamayan diğer pratikler. Bunlar herhangi bir farklı kesi veya dikme biçimi ya da sembolik pratikler olabilir. (“Sembolik kadın sünneti” uygulamaları fiziksel bir kesi yapılmadan, seremoniyal bir bıçağı karın bölgesinde gezdirmek gibi ritüeller olabiliyor. Örneğin, benim araştırmamın konusu olan Güney Kürdistan’da tip 1 kadın sünneti en yaygın olsa da sembolik kadın sünnetinin de bazı bölgelerde yapıldığına dair anekdotlar var.) 

Kadın sünneti/ genital kesme sadece Afrikalıların, göçmenlerin ya da Müslümanların yaptığı bir pratik de değil. 

Çoğunlukla Afrika’da yapıldığı ya da Avrupa/Kuzey Amerika’da göçmen topluluklarda görülüyor olsa da günümüzde aslında Singapur’dan Suudi Arabistan’a kadar birçok yerde görülebilen bir pratik. Bunun ne sıklıkla görüldüğüne veya neden yapıldığına dair her coğrafyada ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Ancak bildiğimiz kadarıyla nedenleri ve nasıl yapıldığı ciddi anlamda bölgeden bölgeye değişiyor. 

Mesela “sünnet” kelimesinin kullanılması bunun İslam’a dayandırılan bir pratik olduğunu düşündürse de aslında pratiğin uygulandığı toplumların çoğunda (özellikle Afrika’da) bu pratik İslami kaygılarla gerçekleştirilmiyor. İslam’ın yaygın olduğu toplumlarda ise çeşitli imamların bu pratiğin gerekli olmadığına dair söylemleri mevcut (5).  

Peki, sağlıkçılar kadın sünneti/genital kesme yapabilir mi? Sağlıkçıların genital kesme ile ilişkisi ve medikalizasyon 

Halk sağlığı ve tıp literatüründeki küresel araştırmalara baktığımızda, erkek sünneti için de kadın sünneti/genital kesme için de “iyidir”, “kötüdür”, “X amaçla yapılır” gibi konularda net bir uzlaşı bulamıyoruz. Son derece yaygın ve çoğunlukla doktorlar tarafından yapılıyor olmasına rağmen erkek sünneti de hâlâ her koşulda tıbbi gereklilik gerekçesiyle desteklenmiyor; ayrıca cinsel hazzı azalttığına dair araştırmalar da mevcut. Buna rağmen, dini normlar (ve bazen estetik kaygılar) nedeniyle uygulanmaya devam ediyor. Eskiden çoğunlukla işi sünnet yapmak olan kişiler tarafından yapılırken, bugün büyük ölçüde tıp doktorları tarafından gerçekleştiriliyor. 

Sağlık sosyolojisinde, başlangıçta tıp doktorlarının alanında olmayan bazı pratiklerin zamanla doktorlar tarafından yapılır hale gelmesi ve bu şekilde yapıldığında daha güvenli ya da sağlıklı olacağına dair bir anlayışın oluştuğu sürece “medikalizasyon” diyoruz. 

Medikalizasyon her zaman iyi ya da kötü değil, daha kompleks bir süreç. Mesela en hızlı ve en çok medikalize olmuş olaylardan biri doğum ve bu dönüşüm aslında anne-çocuk ölümlerini küresel boyutta ciddi oranda düşüren bir etken. Ancak, bir yandan doğumun bu kadar medikalize olmasının sezaryen oranlarının yüksekliği ya da bazı kişilerin istedikleri doğum biçimine ulaşamamalarıyla ilişkili olduğu da tartışılıyor. 

Kadın sünneti/genital kesme konusunda da benzer bir tartışma uzun süredir devam ediyor. Kadın sünnetine bağlı ölümlerin önemli bir kısmının steril olmayan aletler, deneyimsiz uygulayıcılar ve bunlara bağlı kanama ile enfeksiyonlardan kaynaklanması nedeniyle, bazı araştırmacılar bu uygulamanın medikalize edilmesini savunuyor (6). Bu sebeple bazı doktorlar da bu operasyonu kendilerinin yapmasını daha güvenli olacağını düşünebiliyor. 

Ancak kadın sünnetinin medikalize edilmesi buna bağlı ölümleri azaltabilecekken pratiğin yaygınlığını azaltmayabilir; aksine sağlık sistemi içinde bu pratiği destekler bir görüntü verebilir.  

Bu bağlamda, uluslararası sivil toplum kuruluşları, özellikle Dünya Sağlık Örgütü, “kadın genital sakatlamasına karşı sıfır tolerans” şeklinde bir politika yürütüyor. Bu yaklaşım, bu pratiğin uygulandığı ülkelerde tamamen yasaklanmasını savunuyor; bunu yapan doktorların, diğer kişilerin ve ailelerin cezalandırılması gibi caydırıcı yöntemler öneriyor. Sıfır tolerans politikası küresel sivil toplum örgütlerince sahiplenilse de, akademik literatürde pratiği uygulayan toplumları stigmatize etmesi ve pratiği daha tehlikeli, “merdiven altı” yöntemlere itmesi gibi nedenlerle eleştiriliyor. Ayrıca bazı durumlarda uluslararası fon ve desteklerin, ülkelerin belirli kadın sünneti politikalarını hayata geçirmesi koşuluna bağlanması da, bu desteğe en fazla ihtiyaç duyan toplumları cezalandırdığı ve neokolonyalist koşullar olması gerekçesiyle eleştiriliyor (7). 

Eleştirilen sıfır tolerans politikalarının ötesinde, bu operasyonun medikalize edilmesi konusunda bir sağlık sosyoloğu olarak ben biraz farklı bir açıdan yaklaşıyorum. Tıp, dışarıdan göründüğü kadar objektif bir alan değil; tıbbi gereklilik kavramı çoğu zaman yoruma açık ve doktor-hasta, hatta doktor-toplum ilişkisi de önemli ölçüde hiyerarşik. Bu nedenle kadın sünneti/genital kesmenin medikalize edilmesini yalnızca “daha güvenli bir tıbbi müdahale” olarak değerlendiremeyiz.Bir doktor, genital kesmeyi (veya benzer operasyonları) kendi uzmanlık alanına dahil ederken yalnızca daha steril ya da daha güvenli bir operasyon gerçekleştirmiş olmuyor. Aynı zamanda cinsiyetlendirilmiş toplumsal normlara ve patriyarkal ilişkilere dair de bir tutum alıyor ve bu pratiğin sağlık sistemi içinde sürdürülmesi yönünde bir tercih yapmış oluyor. 

Genital kesme dışında, tıp doktorlarının yaptığı ve bu tartışma kapsamında değerlendirilebilecek başka operasyonlar da var. Örneğin, halk arasında yanlış biçimde “kızlık zarı” olarak adlandırılan himenin dikilmesi gibi operasyonlar da bazı toplumsal normları tatmin etmek amacıyla talep edilen ve tıp doktorlarının  gerçekleştirdiği operasyonlar. Ben, bu operasyonu “zevkle yaptığını” söyleyen doktorlar da, hiçbir şekilde yapmadığını söyleyenler de gördüm. Benzer şekilde, kürtaj yapmayı reddeden ya da yapan bir doktor da yalnızca tıbbi bir karar vermiyor; aynı zamanda toplumsal cinsiyet normları ve mesleki etik içinde bir pozisyon almış oluyor. 

Bu tartışmalar dahilinde kadın sünneti/genital kesme gibi operasyonların medikalize edilmesini yalnızca bu pratik kapsamında değil, cinsiyetlendirilmiş toplumsal normların bedenleri nasıl şekillendirdiği ve bu bağlamda sağlık sektörünün ve doktorların nasıl bir konum aldığı üzerinden de okumak gerek. 

Temelde, kadın sünneti/genital kesme; bu pratiğin uygulandığı toplumdaki aile, kültür, din ve toplumsal normların, sömürgeci toplumların empoze ettiği norm ve söylemlerin ve hatta sağlık sistemlerinin bir araya gelerek kadın bedeninin bütünlüğü üzerinde söz hakkı edinmeye çalıştığı alanlardan biri. Hangi toplumda bu pratiğin neyi sembolize ettiği, neden ve nasıl yapıldığı birbirinden çok farklı olduğu için, her toplum için önerilen tepeden inme tek tip çözümler (yukarıdan inme yasalar ya da medikalizasyon gibi) her durumda işe yaramıyor. Kadın sünneti/ genital kesme’yi azaltmanın yolu, bu pratiği üreten toplumsal normları ve bu pratiğin öznelerini anlamaktan geçiyor. Etkili politikalar üretilebilmesi için cinsiyetlendirilmiş toplumsal normların ve bunların sağlık ve beden politikalarıyla ilişkisinin bütüncül bir şekilde tartışılması gerekiyor. 

  1. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0277953625006197?via=ihub 
  2. Ben kendi araştırmamda feminist teorilerden yola çıkarak bu pratiğin öznesi olan kadınların güçlendirilmesine ve öznelerin bu pratikle kurduğu ilişkiye odaklandım. Ancak akademide ve politika alanında kadın sünneti/genital kesmeye dair, özellikle bu pratik ilk kez küresel kamuoyunun gündemine geldiğinde, hâkim yaklaşım büyük ölçüde modernizasyon teorisine dayanıyordu. Bu yaklaşım, şehirleşme, eğitim, kapitalist iş gücüne katılım ve ekonomik kalkınma gibi süreçlerle toplumların “modernleşeceğini” ve buna paralel olarak kadın sünneti/genital kesme gibi geleneksel pratiklerin zamanla ortadan kalkacağını öne sürüyordu. Bugün ise bu yaklaşım, yeterli ampirik destek bulamaması ve toplumsal değişimi aşırı doğrusal bir süreç olarak ele alması nedeniyle eskisi kadar destek görmüyor. Buna rağmen söylemsel ve politik düzeyde etkisini hâlâ sürdürüyor. 
  3.  (Linkler: https://www.nature.com/articles/s41443-020-0302-0 , https://www.frontiersin.org/journals/human-dynamics/articles/10.3389/fhumd.2022.778592/full ) 
  4. Bu noktada, özellikle bu pratiğin uygulandığı bölgelerdeki kadınların ve bu bölgelerde araştırma yapan kişilerin tartışmalarına bakılabilir. Mesela Bondi topluluğuna mensup antropolog Fuambai Ahmadu’nun makaleleri okunabilir.  (Link: https://books.google.com.tr/books?hl=en&lr=&id=h2-GXDYelGQC&oi=fnd&pg=PA278&dq=fuambai+ahmadu&ots=yDwEc3bTNu&sig=V5Hz1yxjM4ZoxhDPXW9gVZY68KY&redir_esc=y)  
  5. Pratiğin yaygın olduğu ülkelerde yapılan Nüfus ve Sağlık Araştırmaları, bazı bölgelerde bu pratiğin İslam’a dayandırılarak yapıldığını gösterse de bazı bölgelerde temizlik gerekçesiyle meşrulaştırıldığını, bazı bölgelerde ise kadın cinselliğini kontrol etmek amacıyla uygulandığını gösteriyor. Nitel araştırmalar ise çoğunlukla pratiğin toplumsal normlardan kaynaklanan kaygılarla sürdürüldüğüne işaret ediyor. Mesela bazı toplumlarda aileler, eğer kadın sünneti/genital kesme yapılmazsa kızlarının uygun bir eş bulamayacağına inandıkları için ya da sadece o toplumda herkes bunu yaptırdığı için bu uygulamayı tercih ettiklerini ifade ediyor. 
  6. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/11266046/ 
  7. Sıfır tolerans gibi katı ve tek tip politikalar eleştirilirken, özellikle halk sağlığı alanında yapılan çalışmalar, pratiğin uygulandığı toplumları anlamaya ve toplum içinde uzlaşı sağlayarak pratiğin toplumun kendi iradesiyle sonlandırılmasını hedefleyen politikaların daha olumlu sonuçlar verdiğini gösteriyor. 

To read the full story from the source: İlke TV

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement