Tıkanan siyaseti açmanın bir yolu var
Türkiye ekonomik ve sosyal olarak çok boyutlu bir kriz girdabının içinde sürüklenirken siyasette de buna paralel bir sıkışma yaşanıyor. Rejimin gücünü hukuksuzluktan alan baskıcı karakteri, halkın değişim talebinin siyasetin olağan işleyişiyle vücut bulacağı bir zemini ortadan kaldırmak için elinden geleni yapıyor.
Bu olağanüstü siyasal düzenin sınırları, iktidar hedefiyle hareket eden ve bu hedefe ulaşma işaretleri gösteren partileri, aktörleri kabul etmiyor. Son seçimin birinci partisi CHP’nin önüne “mutlak butlan” kararıyla set çekilmesi bunun en açık göstergesiydi. Yenilenen CHP ile demokratik rekabette baş edemeyen iktidar, çareyi eski yönetime partinin anahtarını teslim etmekte buldu.
Özgür Özel liderliğindeki Yeni Parti, dün 91 milletvekilinin katılımıyla sonunda kuruldu. Düzenin, kontrollü bir muhalefet çizgisi için CHP’yi parti içindeki bir mikro yapıya emanet etmesinin ardından yeni parti gerçek kurumsal muhalefet açısından bir zorunluluk haline gelmişti. Yeni Parti, çok partili siyasi hayata geçilen 1946’dan bu yana kurulur kurulmaz “ana muhalefet partisi” unvanı alan ilk parti oldu. 44 vekili kalan Kılıçdaroğlu CHP’si ise MHP’nin ardından Meclis’in beşinci büyük partisi konumuna geriledi. Kılıçdaroğlu, başarılarla dolu siyasi kariyerine “seçime girmeden vekil kaybetme” gibi benzersiz bir başarı daha ekledi!
Yeni Parti büyük bir heyecan dalgası yaratacak gibi duruyor. En azından ilk günlerin fotoğrafı böyleydi. Şimdi esas soru, ismini sıfatından üreten bu partinin iddiasının altını gerçekten doldurup dolduramayacağı… Yeni Parti’nin “yeni”si sadece isimde kalıp siyasette niteliksel bir dönüşümü gerçekleştiremezse kendi potansiyelinin uzağında kalmış olacak. CHP, “kurucu parti” olarak birçok avantajı ve dezavantajı bünyesinde taşıyordu. Farklı bir içerikte de olsa benzer bir durum Yeni Parti için de geçerli. Yeni bir başlangıç boş bir bagaj, tarihsel kara propagandaya karşı etkili bir kalkan, güçlü bir hareket kabiliyeti; yeni sözler, yeni algılar, yeni umutlar demek. Ancak aynı zamanda geçmişin alışkanlıklarını sürdürme, eskide takılı kalma ve bir nostalji içinde yaşama riski de demek.
Artık eski ezberler geride bırakılmak zorunda. Yeni Parti bir mecburiyet nedeniyle kurulmuş olsa da günün gerçekliği hem politikayı eyleme ve kavrama biçimi hem de ideolojik iskelet ve yörünge yönünden köklü bir paradigma değişikliğini dayatıyor. Bu çok kapsamlı bir tartışma ama şimdilik sol yaklaşımın geniş halk kesimlerindeki karşılığının eskiye göre daha büyük olduğunu söylemekle yetinelim. Öte yandan parti içi bürokrasi, örgütsel işleyiş, örgüt kültürü, kadroların niteliği, kurumsal temsiliyet ve bir siyasi parti için olmazsa olmaz diğer tüm unsurlar da Yeni Parti’yi “CHP’nin devamcısı” gibi göstermemeli. Böylesi bir hata kuşkusuz tüm avantajları bir anda ortadan kaldıracaktır. Yeni Parti kalıcı muhalefeti kendine çekmekle birlikte CHP’nin kısıtları nedeniyle uzanamadığı toplumsal hatlara uzanmayı da bilmeli. Ek olarak kendi içinde dinamik, kenetlenmiş ve bu sayede dış müdahalelere dirençli kalabilmeli.
Ne var ki Türkiye’nin içinden geçtiği bu kritik dönemde yapılması gerekenler bir partinin yapabileceklerinden çok daha fazlasına işaret ediyor. Bu da bizi yaygın muhalefet etme biçimiyle ilgili çok önemli bir meseleye getiriyor. Siyasetteki sıkışma, sadece yukarıdan, devlet mekanizmasıyla kurulan baskıyla açıklanamaz. Siyasetin memlekette algılanma, kurgulanma ve yürütülme biçimi de yaşadığımız sorunu besleyen olgular. Oysa siyaset, halkın başını kaldırıp devamlı yukarıdakileri izlediği, siyasi elitlerin sözüyle coşup kendini motive ettiği ya da tersinden muhalif olduğuna ekran başında sövüp deşarj olduğu köreltici ve en sonunda umut kırıcı bir pratiğe hapsolmamalı.
Bu pasif kalma durumu, yurttaş olmanın tabiatına da aykırıdır. Siyaset, halkın gerçek talep ve beklentileri doğrultusunda şekillenen, yine bizzat halkın örgütlü gücünün temsiliyetiyle yön verdiği dönüştürücü bir pratiğe doğru evrilmelidir. Halkın siyasette özne olması yurttaşın sadece çağrıldığında mitinge koşmasından da ibaret görülmemelidir. Yurttaşların günbegün siyasetin aktif katılımcısı olduğu, sokağında, mahallesinde, okulunda ve çalışma alanında mücadelenin içinde yer aldığı bir seferberlik hareketini yan yana gelerek örebilmektir önemli olan. Esas “yeni” de bu ufkun içindedir.
İşte bunun için de memlekette önemli bir çaba sergileniyor. Bu pazar saat 15.00’te İstanbul Ses Tiyatrosu’nda “Yan Yana” forumu düzenlenecek. “Birleşik bir muhalefet yolunda yan yana geliyoruz” çağrısıyla düzenlenen ilk forum geçen hafta Ankara’da coşkulu bir kalabalıkla gerçekleştirilmişti. Türkiye’nin ilerici, solcu, yurtsever, devrimci ve demokratlarının buluştuğu forumda konuşmacılar birleşik bir halk mücadelesinin önemine vurgu yapmıştı. Yarınki buluşma da bu arayışın başka bir adımı olacak. Şimdi her zamankinden daha fazla yan yana gelmeye, konuşmaya, tartışmaya ve elbette harekete geçmeye ihtiyaç var. Bu karanlığın perdesini yırtabilecek tek güç halkın birleşik mücadelesidir.
DENİZ GÖKTAŞ’A SELAM OLSUN
Komedyen Deniz Göktaş, gösterisinden suç üretilmesi nedeniyle 20 günü aşkın süredir cezaevinde. ‘Kuyu tipi’ olarak bilinen Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuluyor. Bu tutuklamalar siyasi saiklerle işlenen hukuk cinayetleridir. Çok iyi biliyoruz ki Göktaş’ın kaçma şüphesi ya da delil karartma ihtimali yoktu. Çünkü hem hakkında soruşturma açıldığını bile bile ülkeye dönmüş hem de içinde “delil” olan gösterisini görmeyen kalmasın diye internete yüklemişti. Yani kaçma şüphesiyle değil, tam tersine bu ülkede kalıp mizah üretme şüphesi olduğu için tehlikeli görüldü. Deniz Göktaş’a selam olsun. Sahneye çıkıp yeniden bize sesleneceği günleri esprilerini hatırlayarak, umutla ve inançla bekliyoruz.
To read the full story from the source: BirGün






