Parçalı itirazdan ortak mücadeleye
Ülkemiz uzun zamandır yalnızca ekonomik bir krizle, yalnızca siyasal baskıyla ya da yalnızca adalet sorunuyla sınanmıyor. Hayatlarımızın bütün alanlarına yayılan çok katmanlı bir kriz döneminden geçiyoruz. Geçim derdi büyüyor, gençler geleceksizliğe mahkûm ediliyor, kadınların, LGBTİ+’ların yaşam hakkı tehdit altında, emekliler insanca yaşam için mücadele veriyor, işçiler haklarını korumaya çalışıyor. Üniversiteler, sendikalar, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri üzerindeki baskı ağırlaşıyor. Muhalefet ise bütün bu tabloya rağmen parçalı, dağınık ve birbirinden kopuk bir görünüm sergiliyor.
Siyasal iktidarın en büyük başarısı, yalnızca baskı mekanizmalarını büyütmek değildir. Asıl başarısı, toplumun farklı kesimlerinin haklı mücadelelerini birbirinden yalıtabilmesidir.
İşçi ücretini, emekli geçimini, genç geleceğini, kadınlar ve LGBTİ+’lar yaşam hakkını, köylü toprağını, çevre hareketleri doğayı, Kürt halkı eşit yurttaşlığı savunuyor. Her bir mücadele kendi başına haklı, meşru ve değerli. Ancak bu mücadeleler birbirine değmediğinde, her biri kendi sınırları içine hapsolduğunda siyasal iktidarın işi çok kolaylaşıyor.
Tam da bu nedenle bugün ülkemizin ihtiyacı farklılıklarımızı ortadan kaldırmak değil, farklılıklarımızla yan yana durabilmektir.
Yan yana gelmek, bittabi herkesin aynı düşünmesi değildir. Aynı partiye üye olmak, aynı örgütün içinde bulunmak ya da bütün meselelerde aynı fikri paylaşmak da değildir. Yan yana gelmek, farklı mücadelelerin aynı otoriter düzenin farklı yüzleriyle karşı karşıya olduğunu görebilmektir.
Bir gazetecinin susturulması yalnızca gazetecilerin meselesi değildir. Bir belediyeye yönelik operasyon yalnızca o belediyenin sorunu değildir. Bir işçinin grevinin yasaklanması yalnızca işçinin meselesi değildir. Bir öğrencinin barınamaması, bir kadının erkek şiddetine karşı yaşam mücadelesi vermesi, bir köylünün toprağını savunması, bir yurttaşın adalet araması birbirinden bağımsız sorunlar değildir.
Bütün bunlar aynı ülkenin ortak meseleleridir, o halde savunmalarımız da ortaklaşmalıdır.
Bugün ülkemizde siyasal iktidarın karşısında duran toplumsal güçler var. Ancak bu güçlerin büyüklüğü ile siyasal etkisi arasında ciddi bir mesafe bulunuyor. Çünkü toplumun itirazları var ama bu itirazları ortak bir siyasal güce dönüştürecek ortak bir zemin yeterince güçlü değil.
İşte “Yan Yana” çağrısının anlamı burada ortaya çıkıyor.
Yan yana; sokakta, işyerinde, fabrikada, kampüste, mahallede ve yaşamın her alanında ortaklaşabilme iradesidir. Ülkemizin geleceğini yalnızca sandıkta değil, bugün kurulan toplumsal güç dengeleri belirleyecektir.
Elbette demokratik bir devlet düzenine geçiş, hukukun üstünlüğünün yeniden kurulması, özgürlüklerin güvence altına alınması ve seçilmişlerin iradesine saygı gösterilmesi yaşamsal önemdedir. Ancak meseleyi yalnızca bir iktidar değişikliğine indirgemek yeterli değildir. Yarın bir seçim kazanıldığında, yıllardır kurulan otoriter düzenin bütün kurumları bir gecede ortadan kalkmayacaktır. Toplumsal güç dengeleri değişmeden, yalnızca siyasal kadroların değişmesi kalıcı bir demokratik dönüşüm yaratmayacaktır.
Bu nedenle bugünden başlayarak yeni bir toplumsal düzenin taşlarını döşemek zorundayız.
Bunun adı yeniden inşâ olabilir.
Gıda krizinden barınma krizine, bakım sorunundan işsizliğe kadar hayatın bütün alanlarına dokunan; tarım üreticisinden kent yoksuluna, işçiden emekliye, gençten kadına kadar toplumun bütün kesimlerini kapsayan bir programı birlikte tartışmak zorundayız.
Sendikal hakları güçlendiren, toplumsal cinsiyet eşitliğini güvence altına alan, doğayı sermayenin sınırsız talanından koruyan, Kürt sorununda demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde çözüm üreten, laikliği ve Cumhuriyet’in demokratik kazanımlarını savunan bütünlüklü bir mücadele programına ihtiyacımız var. Şüphesiz bu program yalnızca parlamentoda yazılamaz. Sokaktan kopuk, toplumdan kopuk, emekçilerin gerçek yaşamından kopuk bir siyasetle kurulamaz.
SENİN MÜCADELEN BENİM DE MESELEM
Bugün en büyük ihtiyacımız umudu yeniden örgütlemektir.
Yıllardır toplumun üzerine çöken umutsuzluk, siyasal iktidarın en güçlü dayanaklarından biri haline getirildi. “Hiçbir şey değişmez” duygusu, toplumsal mücadeleyi felç eden görünmez bir duvara dönüştürüldü.
Oysa hiçbir siyasal düzen toplumdan bağımsız değildir.
Hiçbir iktidar sonsuz da değildir.
Ve hiçbir baskı düzeni, karşısında örgütlü, kararlı ve birleşik bir toplum olduğunda uzun süre ayakta kalamaz.
Şimdi yapılması gereken, birbirimize “Senin mücadelen benim mücadelem değil” demek yerine, “Senin mücadelen benim de meselem” diyebilmektir.
Yan yana gelmek tam da budur.
Bugün ülkemizin ihtiyacı, birbirinden kopuk itirazların toplamı değil, ortak bir siyasal iradeye dönüşmüş birleşik bir toplumsal güçtür.
Bu yüzden “Yan yana” demek yalnızca bir çağrı değildir.
Bir sorumluluktur.
Bir cesaret meselesidir.
Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken en temel soru şudur:
Aynı geleceği tahayyül ediyorsak, neden hâlâ ayrı ayrı mücadele ediyoruz?
Şimdi yan yana gelmenin, umudu büyütmenin ve ülkemizin geleceğini birlikte kurmanın zamanıdır.
To read the full story from the source: BirGün






