Özlemişiz…
Neyi özlediğimizi merak edenler için peşinen söyleyelim.
Hem Beşiktaş’ın koşarak ve takım halinde birlikte ileri çıkarak futbol oynamasını, hem de kenarda “takımla birlikte koşan ve ter döken” bir teknik direktörü.
Tabii ki taraftar gözüyle bakınca da, uzun bir aradan sonra dolu, hatta dopdolu tribünlere gelen onbinlerce taraftar, “Okul açıldığında, bütün yaz göremediği sevgilisini görmüş liseli ergen” heyecanıyla bağrına bastı Beşiktaş’ı… Hiç susmadı taraftar. En önemli notlarımdan biri budur maçla ilgili.
Yeni hoca ve yeni transferler, herkesin gözlerinin üzerinde olduğu isimlerdi.
O zaman “Vincenzo Hoca”dan başlayalım.
Takımı, bu oyunun “koşarak, topa sahip olduktan sonra hızla rakip kaleye doğru koşarak ve en önemlisi de birlikte koşarak oynanan bir oyun” olduğunu öğretmiş.
Dün akşam Beşiktaş sahada bunu yaptı.
Ve yine, futbolun en temel kurallarından birini de uyguladığına tanık olduk takımın. O da, topu kaybettiği andan birkaç saniye sonra tekrar kazanmak için uğraşmak, “eyvah kaybettik topu. Şimdi geri geri koşup kalemizi savunalım” demeyen bir takıma da dönüşmüş Beşiktaş. Bu da önemli bir artı unsur.
Rakip takımın 11 kişi kaldıktan sonra, bu kadar kapanacağını ve çaresizlik için cılız kontrataklar arayışından başka bir şeye kalkışmayacağını doğrusu beklemiyorduk.
Bir kez kaleci yen kaleci Nubel ile karşı karşıya kaldılar. O da harika bir refleksle çıkardı topu. Başka da tehlikeli bir atakları olmadı. Bu takımı bize “Danimarka futbolunu iyi bilen arkadaşlarımız” bambaşka anlatmışlardı halbuki. “İnönü’de bile işimiz zor. Sıkı bir takım. Hele hele bizim kanatlarımızı fena zorlarlar” diyenleri duymuştuk.
Şöyle söyleyeyim de anlaşılsın:
“Sol kanatta, hâlâ kendini geliştirememiş ve üzerine bir gram bile koyamamış Rıdvan’ı bile” zorlayamadılar 90 dakika. Ben olsam oradan çalışırdım, açık söyleyeyim.
Beşiktaş’a dönersek…
Salih Özcan’a kocaman bir nazar boncuğu. Transferi gerçekleştirenlere de koca bir alkış. Nerede duracağını bilen, topları çok hızlı ve akıllı kararlarla hep doğru yerlere atabilen bir adam bu Salih. Çok iş görür.
İlhan da öyle. Maaşallah diyelim de, geçmiş sezonlardaki gibi, 2’nci haftadan sonra bizi yalancı çıkarmasınlar.
Orkun bildiğiniz Orkun. Canla başla çalışıyor. Oynuyor ve oynatıyor. Benim gözüme tek “batan” tarafı (sadece dün gece değil hep söyledim) bütün topları kendine istiyor. Ama bunu çok ısrarlı yapıyor. Bu da diğer oyuncuları, “Yerinde pas yapacak olsa bile, tedirgin edici” bir huy. Yani, arkadaşlarını strese sokuyor gereksiz yere. Attığı golü zaten tartışmıyorum bile. Bu pozisyonlarda hep doğru ve güzel adrese gönderen bir usta ayak Orkun. Ayakta alkışladım. Doğruya doğru.
Olaitan’a bir diyeceğim yok. O 2 tane “lokum gibi” topu kaleye sokabilse, 45 dakika dolmadan Beşiktaş düğün bayram edebilirdi. Oysa 90’ıncı dakikaya kadar hep diken üstünde izledik maçı. “Acaba bir kaza golüyle rakip puanı alır gider mi?” diye…
Hem de Beşiktaş 90 dakika tartışmasız ezici üstünlükte oynamasına ve rakip kaleyi şut yağmuruna tutmasına rağmen. Ama 28 şutun 7’si tutmuş kaleyi. Çoğu da “yumoş” vuruşlar.
Diyeceksiniz ki, “golcüleri ne yaptı Kara Kartal’ın?”
Güney Koreli gol umudu Oh’a doğru dürüst gol vuruşu yapabileceği bir top gelmedi. Atılmadı yani. Geleni de harcadı.
Peki ya Semih?
Ona dair sayfalarca yazı yazarım da… Yerim dar.
İnsan bu yaşta, üstelik de bunca sezon sonra, hattâ İtalya gibi bir lige de gidip döndükten sonra hiçbir üzerine bir şey eklemez be evladım? Rıdvan için dediklerimi Semih’e de söylemek isterim. Yahu insan biraz gelişir be çocuklar. Biraz…
Cerny’e ayrı bir parantez açmak için en sona bıraktım.
Sergen Yalçın’ın “arkasından atıp tutmak” istemem ama. Bu oyuncuyu geçen sezon hep 70’lere, hatta 80’lere kadar kenarda bekletmenin utancını hala taşımalı Sergen. Vızır vızır çalıştı yine, her aldığı topu tehlikeli biçimde içeri kesti. Birkaç da şut denedi. Daha ne yapsın? Süratiyle de rakibin sol kanadını duman etti.
Murillo, Djalo ve Emirhan’a çok iş düşmedi zaten. Maçın genelini Beşiktaş adeta “2 – 3 – 5” dizilişiyle oynadı. Rakip ise tam tersi.. Özellikle kırmızı karttan sonra “5 – 4 – 0” gibi oynamayı denedi.
Beşiktaş 1-0 galip geldiği maçta, istatistiklere bakarsanız 6-0 gibi net bir skorla gitmeliydi rövanş maçına. Ama umut verici unsurlarla dolu bu futboluyla, orada belki daha da iyi bir skorla turu geçebilir.
Başlangıç için fena değil.
Ama umarız “Türk gibi başlangıç” olmaz.
Teşekkürler Vincenzo Hoca…
Bizim gözlerimize bir “hareketli, doyurucu futbol” filmi izlettiğin için.
Ama gözlerimiz asıl, “Mısır semalarından” gelecek uçağı kollayacak bugünlerde.
Mo Salah, “çilek” olur bu kadroya ve oyuna…
To read the full story from the source: BirGün






