DUVAR
Bir düşünceye, bir gruba, bir kimliğe ait olduğumuzda; o artık sadece zihnimizde taşıdığımız bir fikir olmaktan çıkar. Yavaş yavaş kimliğimizin duvarlarına örülür.
Her taşına bir anımızı, bir korkumuzu, bir zaferimizi, bir kaybımızı yerleştiririz. Sonra yıllarca savunduğumuz şey, sadece bir düşünceye değil; içinde yaşadığımız bir eve dönüşür.
Bazen o evin içinde güvende olduğumuza inanırız. Güvende olduğumuza kendimizi ikna etsek bile gidip ara sıra duvarı yumruklarız. İçimizde bir yer, gerçekten sağlam mı diye kontrol etmek istiyor belki de. Ama duvarda oluşan en küçük çatlak bile bizi korkutur. Çünkü o duvar yıkılırsa, sadece bir düşünceyi değil; kendimizi tanımladığımız birçok şeyi de kaybedecekmişiz gibi hissederiz.
Bazen de o duvara vurduğumuzda içeriden bir ses yükselir:
“Burada gerçekten özgür müsün?”
İşte o soru, çatlağın kendisidir.
Bu yüzden bazen duvara sırtımızı veririz. Yorulduğumuzda yaslanacak bir yer olsun isteriz. Bazen de cesaret edip karşısına geçer ve onu ilk kez gerçekten görmeye başlarız.
Gerçek dediğimiz şey de çoğu zaman tam burada ortaya çıkar. Kendi hikayemizin bozulduğu yerde. Bu hoşumuza gitmeyebilir. Çünkü insan, kendisi hakkında kurduğu anlamın devam etmesini ister.
Ben de bazen gerçeğe yaklaştığımı hissettiğimde onu olduğu gibi görmek yerine, hemen kendi anlatımıma uydurmaya çalışıyorum. Çünkü bazı gerçekler rahatlatmıyor; yerimden kalkmaya zorluyor. Kendime yıllardır anlattığım hikayeyi elimden alıyor ve değişmemi istiyor.
Ve o noktada anlıyorum ki değişmek, düşünmek gibi değil.
Bir düşünceyle bir duvarı yıkabiliriz. Ama o duvarı örerken kullandığımız taşları tek tek sökmek bambaşka bir şey. Eller yoruluyor. Sessizlik ağırlaşıyor. Bazen vazgeçmek istiyorum. Çünkü insan yalnızca duvarlarını değil, o duvarların arkasında alıştığı karanlığı da seviyor.
Bu yüzden bazen duvarı yıkmayı bırakıp dinleniyorum. Sonra bir gün geri dönüp bir taşı daha yerinden oynatıyorum.
En ağır taşlar hep en altta oluyor. Çünkü onları ilk biz koyuyoruz. Korkularımızla, ihtiyaçlarımızla, bize öğretilenlerle, yıllarca savunduğumuz düşüncelerle… Onları kaldırmak bazen kendimizden bir parçayı kaldırmak gibi geliyor çoğu zaman kendimizden bile ağır.
Peki bütün taşlar yerinden oynadığında ne olacak?
Bilmiyorum.
Belki gerçekten bir manzara çıkacak karşımıza. Kuşun sesini ilk kez duyacağımız, güneşi ilk kez hissedeceğimiz, rüzgarın hiçbir şeyi anlatmaya çalışmadan yüzümüze değeceği bir yer.
Yazının sonunu iyi bitiremedim. Çünkü duvarın arkasında ne var bende bilmiyorum. Belki de asıl merak ettiğim şey, o duvarların ardında nasıl bir manzara olduğu değil; duvarlar yıkıldığında kim olacağımdır.
Çünkü tarif ettiğim o manzara şuan da her gün yanı başımda, ama karşısına oturduğumda ben kendimi ya eksik ya da fazla hissediyorum. Fazlalıklar gittiğinde eksiklikler tamamlandığında ne olacağımı bilmek istiyorum.🌿
(Yazıma görsel ararken 2024’te Ayvalık’ta çekindiğim bir fotoğrafımı buldum. İşte benim duvarım bu sanırım.Pek Neşeli Çıkmışım)
DUVAR was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






