İran’ın 10 maddelik teklifi
Carlos RON – Vijay PRASHAD
Amerika Birleşik Devletleri, İran ile iki haftalık bir ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. ABD ve İsrail tarafından dayatılan bu yasa dışı savaş sona ermiş değil, ancak bir ara verilmiş durumda; üstelik anlaşmanın parçası olması gereken Lübnan’da bu durum geçerli değil. Ateşkes ilan edilmeden hemen önce İranlı yetkililer on maddelik bir barış planı yayımladı. Bu plan yalnızca çatışmaların durdurulmasını değil, çok daha fazlasını vaat ediyor; aslında Batı Asya genelinde barış için kapsamlı bir büyük uzlaşma önerisi niteliğinde. ABD Başkanı Donald Trump başlangıçta bu planın “müzakere için uygulanabilir bir temel” olduğunu söyledi, ancak birkaç saat sonra planı “çöpe attığını” ifade etti.
İran’ın planı birçok çevrede olumlu karşılandı. Bunlar arasında Malezya Başbakanı Anwar Ibrahim de bulunuyor. Bunun temel nedeni planın yalnızca bir sonraki savaşı ertelemeyi değil, kalıcı barışın temelini atmayı hedeflemesi. Bu nedenle on maddelik önerinin her birini kısaca gözden geçirmek ve geçerliliğini değerlendirmek anlamlı. Bunu önerilerin sırasını takip ederek değil, daha sağlıklı değerlendirmek için tematik olarak gruplayarak yapacağız.
ABD’nin ilke olarak saldırmazlık garantisi vermesi gerekir (madde 1), ABD savaş güçlerinin bölgeden çekilmesi gerekir (madde 9) ve Lübnan’daki İslami direnişe yönelik saldırılar da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaş sona ermelidir (madde 10).
Batı Asya’da ABD onlarca yıldır doğrudan ya da dolaylı biçimde saldırgan olarak tanımlanabilecek bir rol oynadı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1953’te Ajax Operasyonu ile demokratik olarak seçilmiş Başbakanı Mohammed Musaddık’ı devirdi. 1958’de Blue Bat Operasyonu ile Lübnan’a on dört binden fazla asker gönderdi. Bu müdahalelerin doruk noktası, ABD’nin Irak’a karşı 2003’te başlattığı ve İran’a karşı 2025’te yürüttüğü yasa dışı savaşlardı.
ABD’nin Batı Asya’da en az yirmi askeri üssü bulunuyor ve bu üslerde kalıcı olarak konuşlanmış büyük askeri birlikler var. ABD’nin en yakın müttefiki İsrail ise onlarca yıldır Filistin’i işgal ediyor ve 1978’deki Litani Operasyonundan bu yana Lübnan’a karşı yasa dışı savaşlar yürütüyor. Şu anda sürmekte olan “Kükreyen Aslan” operasyonu binlerce sivilin ölümüne yol açtı ve Lübnan nüfusunun beşte birini yerinden etti. 8 Nisan’da Beyrut’ta yoğun nüfuslu sivil mahallelere yönelik ağır bombardıman da buna dahil.
Bu tablo göz önüne alındığında İran’ın saldırmazlık önerileri makul ve uygulanabilir görünüyor. Bunlar Birleşmiş Milletler ve Körfez İşbirliği Konseyi aracılığıyla kurumsallaştırılabilir. Üç temel başlık öne çıkıyor. Birincisi, 1953’ten bu yana İran’a yönelik askeri müdahalelerin sona ereceğine dair uluslararası garanti. İkincisi, İsrail’in derhal ateşkes ilan etmesi ve Lübnan sınırındaki Mavi Hat’a çekilmesi. Ateşkese aracılık eden Pakistan da Lübnan’ın anlaşmaya dahil olduğunu açıkça ifade etti. Üçüncüsü ise Körfez ülkelerinin yabancı askeri üslerin çekilmesini öngören bir karar alması. Suudi Arabistan zaten 2003’te son ABD üssünü topraklarından çıkarmıştı.
Suudi Arabistan’ın İran ile barış yolunu aradığı görülüyor. 2021’den bu yana Irak, iki ülke arasında beş tur doğrudan görüşmeye ev sahipliği yaptı. Daha sonra görüşmeler kesildi, ancak 2023’te Çin arabuluculuğunda yeni bir süreç başladı. Mart 2023 Pekin Anlaşması ilk büyük uzlaşma girişimiydi. Bunu Filistin’de yaşanan yıkım sürecinde yakın istişareler izledi. Ayrıca Suudi Arabistan, Haziran 2025’te ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bombardımanını da kınadı. Bu son saldırıda hava sahasını ve havaalanlarını ABD’ye kullandırmadığını açıkladı. Bu tutum, özellikle Körfez’in en önemli ülkesi olarak Suudi Arabistan’ın barış için ciddi bir zemin sunduğunu gösteriyor.
TAZMİNAT TALEPLERİ
İran’a verilen zararlar için tazminat ödenmesi (madde 8) ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün sürmesi (madde 2):
ABD’nin Batı Asya’da en az iki yasa dışı savaş yürütmesine rağmen Irak ve İran’a verdiği zararlar için tazminat ödememiş olması dikkat çekici. Buna karşılık Irak, 1990’daki Kuveyt işgali sonrasında tazminat ödemek zorunda kalmıştı. BM bu süreç için Tazminat Komisyonu kurdu ve petrol gelirleri üzerinden 1,5 milyon başvuru sahibine toplam 52,4 milyar dolar ödeme yapıldı. Son ödeme Ocak 2022’de tamamlandı. Bu örnek, İran’ın ABD’ye karşı tazminat talebi için bir emsal oluşturuyor. Ancak bunun gerçekleşmesi BM Güvenlik Konseyi kararı gerektirir ve ABD’nin bunu veto etmesi muhtemeldir.
Bu nedenle İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü vurgulaması ve buradan geçen petrol tankerlerinden ücret talep etmesi anlaşılabilir. İran ve Umman’ın, Batı’ya giden tankerlerden daha yüksek ücret alması ve yoksul ülkelere gidenlere daha düşük ücret uygulaması, bu sistemi bir tür tazminat mekanizmasına dönüştürebilir. 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi, geçiş zorunluluğu olan durumlarda karasularının açık deniz gibi kullanılmasına izin verir. Ancak ABD bu sözleşmeyi onaylamamıştı ve İran da bu hükme her fırsatta itiraz etmişti.
ABLUKANIN KALDIRILMASI
İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınması (madde 3), birincil yaptırımların kaldırılması (madde 4), ikincil yaptırımların kaldırılması (madde 5), BM Güvenlik Konseyi kararlarının sona erdirilmesi (madde 6) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı kararlarının sonlandırılması (madde 7):
İran’ın bir nükleer silah programı yok ve Haziran 2025’teki ABD-İsrail saldırısından sonra sivil nükleer enerji programı da büyük ölçüde zarar gördü. Bu nedenle ABD’nin İran’ı ekonomik olarak boğmak için kurduğu tüm hukuki yaptırım mekanizmasının kaldırılması talebi makuldür. Çünkü bu yaptırımlar İran’ın ticaret yapmasını engelledi, varlıklarını dondurdu ve kalkınma planlarını aksattı.
Yaptırımların kaldırılması ve BM kararlarının sona erdirilmesi, İran’ın tüm ülkelerle normal ekonomik ilişkiler kurmasını sağlayabilir. Avrupa’nın İran enerji kaynaklarına erişme isteği düşünüldüğünde bu durum özellikle önemli hale geliyor. Bu süreçte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın da İran’ın nükleer programına ilişkin değerlendirmelerini yeniden yapması ve İran’ın enerji ve tıbbi amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkını teyit etmesi gerekiyor. İran üzerindeki baskı mekanizmalarının kaldırılması Tahran için temel bir önkoşul.
İran’ın sunduğu bu on maddelik çerçevenin hiçbir unsuru aslında makul olmayan talepler değil. Aksine, bunların ciddi biçimde ele alınması, uzun süredir savaşlarla istikrarsızlaştırılmış bölge için kalıcı bir istikrar zemini oluşturabilir. Bunun için ciddi aktörler arasında gerçek bir müzakere gerekir. Trump liderliğindeki ABD de, Lübnan’daki bombardımanı durdurmak istemeyen Netanyahu liderliğindeki İsrail de bu masaya oturup İran’ın uzattığı eli kabul etmeye hazır görünmüyor. Ancak dünyanın ihtiyacı olan şey tam olarak bu uzlaşıdır.
Kaynak: peoplesdispatch.org
Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ
To read the full story from the source: BirGün






