Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

‘Dini değerleri aşağılamak’

Gündem

Pek çok başka örnekten aşina olduğumuz gibi, geçtiğimiz günlerde tutuklanan Deniz Göktaş’ın suçlandığı hususlardan birisi, yine ‘halkın dini değerlerini aşağılamak’ oldu. Oysa içinden geldiği kültürün de gereği, Göktaş’ın, ‘dini değerleri aşağılamak’ şöyle dursun, tüm inançlara saygılı olduğunu, özenle seçtiği sözcüklerinden bile anlamak mümkün. Esasen böyle suçlamalara maruz kalmak bu ülkede olağanlaşmış görünüyor. Geriye doğru baktığımızda benzer belki de yüzlerce örnek görebiliriz. Dahası bunların bir kısmında suçlananlar, türlü fiziki şiddet hareketlerine de maruz kalmışlardır.  

‘Halkın bir kesiminin dini değerlerini aşağılamak’ Türkiye’nin ceza hukukunun da bir parçasıdır. 2004’de güncellenerek kabul edilen 5237 sayılı yasanın 216. maddesinde ‘Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cazalandırılır’ hükmü yer alıyor. Bugüne kadar kaç kişi bu suçlamalara maruz kaldı bilinmiyor ama maruz kalanların belki de tamamı Müslümanlığa yönelik söylemleri nedeniyle suçlanmıştır. Bu ülkede Müslüman-muhafazakârlığın siyasete-hukuka etki düzeyine uygun olarak, bu suçlamaların dozu ve etkisi de sürekli artmıştır. 

Oysa bu ülke nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olsa da inanç kimlikleri yönünden çoğul sosyolojiye sahiptir. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki nüfus sayımlarında resmen tespit edildiği gibi her dinden-inançtan toplulukların yaşadığı bir ülkedir. Dolayısıyla sadece Müslümanların değil, tüm yurttaşların inançlarına saygı göstermek hem ilgili hukukun, hem de kamusal sorumluluğun gereğidir. Ne var ki Müslüman olmayan inançları aşağılamaya karşı adli işlem yapmak bir yana, sinkaflı küfürler etmek bile neredeyse günlük dilin bir parçasıdır.  

*** 

Dahası ‘halkın bir kesiminin dini değerlerini aşağılamak’ çoğu kez bireylerin değil, doğrudan kamu yöneticilerinin başvurdukları bir edimdir. Sadece Alevilere yönelik politikalarda bile bu durumun onlarca örneğini görmek mümkündür. Mesela 1925’te Tekke ve Zaviyeler Kanunu çıkarıldığında bazı kamu yöneticileri, tekkeleri-dergâhları fesatlığın mekânları olarak tarif etmiş ve ‘Caminin onurunu’ korumak için o kanunun çıkarıldığını söylemişlerdi. Kamu yöneticilerinin, halkın dini değerlerini aşağılayan daha bir dizi başka edimleri de vardı. Mesela 1944’te Amasya’da, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile adı ‘Alevi’ olduğu için bir kasabanın adı değiştirilmiş, 1950’li yıllarda Diyanet’in bazı görevlileri, ‘dirisinin gelmediği yere, ölüsü de gelmesin’ diyerek, Alevi cenazelerini camilere almak istememişlerdi. Yanı sıra gazetelerde yıllarca ‘Mum Söndü’ başlıklı aşağılayıcı haberler yayınlanmıştı. Bütün bu örneklerde ‘halkın bir kesiminin dini değerleri aşağılanmış’ ama bu nedenle suçlanan, yargılanan ya da ceza alan kimseler olmamıştı. 

Bu ülkede çoğul inançsal sosyolojinin parçası olarak şehirlerinin büyük bölümünde, kendi kimlikleriyle anılan Müslüman olmayan toplulukların mezarlıkları vardı. Bugün onların yerlerinde genellikle kamu binaları bulunuyor. Benzer bir durum köylerde de geçerlidir ki pek çok köyde, evlerin duvarlarında, kiliselerden koparılıp getirilen taşlar görmek olağandır. Yani bir inanç topluluğunun hem mezarlıkları, hem de kutsal inanç mekânları alenen yakılıp yıkıldığı ve bunlar, ‘halkın bir kesiminin dini değerlerini aşağılamak’ olduğu halde, bu suçlardan dolayı açılmış bir dava veya yargılanan kişiler hiç sözkonusu olmadı.  

*** 

Bütün bu tecrübeler gösteriyor ki, bu ülkede ‘halkın dini değerlerine’ odaklanan bir kanun var ama referansı ve uygulamasında adalet yok. Böyle olunca gerçekten sadece ‘halkın bir bölümünün dini değerleri’ne hassasiyet gösteriliyor. Üstelik Müslümanlık sözkonusu olduğunda bütün devlet elitleri ‘dini kutsalları’ savunma yarışına giriyorlar. Ama aynı kamu yöneticileri, resmen sorumlu oldukları halde, diğer din ve inançların kutsallarına aynı hassasiyeti göstermiyorlar. Unutmamak gerekir ki adil olmak için bir dine ihtiyaç olmayabilir ama dindarlığı yaşayabilmek için de adalet temel şarttır. Dolayısıyla adil olmayanların, dindar olmaları da şüphelidir. 

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement