Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Son parti de kapandı

Son parti de kapandı

Özgür Özel dün CHP ile yollarını ayırdığını deklare etti. Ardından istifalar başladı. Özel’in bu hamlesi iki sonuç üretti: Birincisi, CHP artık muhalefet saflarında değil. İkincisi ve daha da önemlisi, CHP’nin fiilen kapanmasıyla bildik anlamda parti modelinin sonu ilan edilmiş oldu. 

Türkiye’de çeşitli partilere üye 17 milyon 500 bin civarında seçmen var. Toplamda 58 milyon kayıtlı seçmen var; bu seçmenlerin 4 milyonu kamu çalışanı ve siyasi partiye üye olamıyor. Geriye kalan 54 milyonun 17 milyonu bir partiye üye. Yani her 3 seçmenden birinin parti üyeliği var. Türkiye’ye yakın bir nüfusa sahip Almanya’da bu sayı 2 milyon, İngiltere’de ise 1 milyon civarında. Bu tabloya bakıldığında Türkiye’de partilerin çok güçlü olduğu ve başka türlü bir siyasetin mümkün olamayacağı sonucu çıkarılabilir. Ama sokak aynı fikirde değil. 

AKP, MHP, CHP ASLINDA HİÇBİRİ YOK

Tayyip Erdoğan’ın başkanı olduğu AKP’nin kâğıt üzerinde 11 milyon üyesi var. Bunların bir bölümünün haber verilmeden üye yapıldığını varsaysak bile 10 milyon üyesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu sayının ne kadarı kendini parti politikalarında söz sahibi hissediyor? Bırakın düz üyeyi, kaç MKYK üyesi ülkede ne olup bittiğinden haberdar? AKP, Saray’a sıkışmış birkaç klik etrafında şekillenen bir yapıya dönüşmüş durumda. İl, ilçe başkanlarına bile Saray’dan atama yapılıyor. 

Yaklaşık yarım milyon üyesi olan MHP’de durum farklı değil. Son üç ay içerisinde 22 il örgütü tek bir kalemde görevden alındı. Görevden alınmaların devam edeceği söyleniyor. Bahçeli ve birkaç yakın çalışma arkadaşı tüm partiyi yönetiyor. 

Son olarak 1 milyon 800 bin üyesi olan CHP’de de benzer bir durum yaşandı. Yargı CHP’yi kimin yöneteceğine karar verdi. Kemal Kılıçdaroğlu kayyum olarak partinin başına geçmekten rahatsız olmadığı gibi delegenin, il örgütlerinin, hatta üyelerinin eğiliminin bir önemi olmadığını sürecin her aşamasında ifade etti. 

1980 darbesinden bu yana siyaset mekanizması adım adım dar bir elitin elinde kalacak şekilde organize edildi. İktidarından Meclis muhalefetine kadar tüm partiler buna göre şekillendi. Partilerde halk yok, yöneticiler var. Partiler; ülkenin kaderine dair söz söylemeyen, eyleme geçmeyen, adı var kendi yok örgütlere dönüştürüldü. Bu durumun doğal sonucu olarak partilerden umudunu kesen halk yeni arayışlara yöneldi. İşte egemen siyasetin hesap etmediği durum da bu oldu. 

DEĞİŞİM TALEBİNİN DALGA BOYU YÜKSEK

Türkiye çok katmanlı bir krizin tam ortasında. Yoksulluk, yolsuzluk, liyakatsizlik, adaletsizlik bu katmanlı krizin halkı yakan sonuçları. İktidar bu sorunlara çare üretmekten çok uzak. Eline geçirdiği devlet mekanizmasının —başta yargı ve güvenlik bürokrasisi olmak üzere— tüm kurumlarıyla ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Halkın rızasını almadan iktidarda kalmanın peşinde. Bunun için muhalefet cenahından gözüne kestirdiği, eski usul siyasete angaje, tek adamlığa itiraz etmeyen isimlerle iş tutmaya çalışıyor. Çözüm sürecinden mutlak butlana kadar tüm ülkeyi ilgilendiren konularda bile bu yöntemden taviz vermedi. 

Saray rejimi tüm hesaplarını bu yöntemin tutması üzerine yaptı. Ama toplumun değişim talebi çok büyük bir dalgaya dönüştü. Öyle ki ortaya çıkan dalganın şiddeti sadece iktidarı değil, muhalefeti de sarsmaya başladı. Dünyanın birçok ülkesinde esmeye başlayan değişim rüzgârı gecikmeli de olsa Anadolu semalarına ulaştı. Halk yeniden siyaset sahnesine çıkıp kaderiyle ilgili söz sahibi olmak istiyor. 

SİYASET YENİ OLMAK ZORUNDA

Halkın özne olduğu siyaseti kabul etmeyen hiçbir organizasyonun orta ve uzun vadede başarı şansı kalmadı. İşçisinden kadınına, gencinden emeklisine kadar toplumun hemen her kesimi yakaladığı ilk fırsatta rejime karşı tepkisini gösteriyor; yan yana, bir arada ülkenin geleceğine sahip çıkma iradesi gösteriyor. 

Dolayısıyla mesele sadece yeni bir tabela asmak ya da koltukları tazelemek değil; siyaseti kilitli kapıların, elit kliklerin ve lider tahakkümünün tekelinden söküp almaktır. Eski model çökerken aranan yanıt bellidir: İhtiyaç duyulan şey aynı kalıplarla kurulacak yeni bir parti değil; sokakta, fabrikada, kampüste ve meydanda yan yana durarak mayalanan yeni bir siyaset anlayışıdır. Türkiye’nin geleceğini, halkı sadece beş yılda bir hatırlanan bir “seçmen nesnesi” olarak görenler değil, onu kendi kaderini tayin eden hakiki bir özne kılan bu dip dalgası belirleyecektir. 

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement