Güzel Güzel Midir? Güzel Nedir?
Güzellik, estetik ve beğeni üzerine birtakım karışık düşünceler
Kelimelerle tarif etmekte zorlandığımız bazı kavramlar vardır. Güzellik de bunlardan biridir. Nedir güzellik? Neyi güzel buluruz? Bir şeyi güzel olarak algılamamızı sağlayan zihinsel ve kültürel mekanizmalar nelerdir? Koskoca bir doğa felsefesinin mutabık kalamadığı bir konuyu tek bir yazıda ele alacak kadar cüretkâr değilim. Fakat bu yazıda, aile grubumda başlayan bir tartışmayı büyüterek yaptığım sorgulamaları aktarıyorum.
Her şey, içimizden birinin Doğu ve Arap toplumlarındaki kadınların çoğunlukla “çirkin”, Batı toplumlarındaki kadınların ise “güzel” olduğunu iddia etmesiyle başladı. İçinde coğrafya, estetik, kültür ve kadın imgesi gibi birçok katmanı barındıran bu önerme karşısında sessiz kalmak benim için mümkün değildi. Tartışma ilerledikçe, zihnimde güzelliğin coğrafyayla, dönemle, toplumsal kabullerle, maneviyatla, cinsiyetle ve bireysel deneyimlerle kurduğu karmaşık ilişki belirginleşmeye başladı.
Bir noktada şu soruyu sordum: “Güzelliği nasıl tanımlarsınız?” Gelen cevap oldukça netti: “Güzel, güzeldir işte.” Bir başkası söze katıldı: “Güzel güzeldir ve bunun üzerine tartışmaya da gerek yoktur.”
Ardından örnekler sıralandı: Türkan Şoray, Kıvanç Tatlıtuğ, Sami Yusuf ve daha niceleri… Bu görüşe göre söz konusu kişiler zaten toplumun ortak beğenisinden geçmiş, geniş kitleler tarafından güzel bulunmuş insanlardı. O hâlde güzellik de basitçe “çoğunluğun beğendiği şey” olarak tanımlanabilirdi.
Güzelliği duyu organlarıyla algılanan düzeye indirgeyerek tanımlayan bu anlayışı elbette reddediyorum. Çünkü bu onun insan gönlünde karşılık bulduğu yeri oldukça yadsıyor. Hangi toplum? Hangi dönem? Güzellik her çağda ve dönemde değişen bir fenomen olmamış mı, hatta aynı çağda farklı toplumlarda da farklı karşılıklara sahip olmamış mı?
Tarih boyunca güzellik anlayışları hep değişti. Bir dönemde çekici kabul edilen beden ölçüleri başka bir dönemde kusur sayılabildi. Aynı çağda yaşayan farklı toplumlar bile birbirinden tamamen farklı estetik idealler geliştirdi. Eğer güzellik yalnızca çoğunluğun beğenisinden ibaret olsaydı, bu kadar büyük çeşitlilik nasıl ortaya çıkardı?
Bu noktada tartışmanın aslında kuşaklar arası bir bakış farkını da yansıttığını söylemek lazım. Güzelliği “çoğunluğun kabul ettiği şey” olarak tanımlayanlar, büyük ölçüde X ve Y kuşaklarına mensup insanlardı. Onların yetiştiği dünya, daha belirgin sınırların ve keskin karşıtlıkların olduğu bir dünyaydı. Güzel ve çirkin, iyi ve kötü, doğru ve yanlış, biz ve onlar gibi ikilikler üzerinden düşünmek daha yaygındı. Aksine, benim yetiştiğim iklim; her yerde çok sesliğin yaygın olduğu, karşıtlıkların çözüldüğü, gri alanın arttığı ve özetle klasik mantığın yerini bulanık mantığa bıraktığı bir çağdı. Benim zihnimde her şey güzel olabilirdi ve zaten her şey de güzelden bir pay taşıyordu.
Böylelikle güzelliği bugünkü anlamda duyularla algılanan salt estetik bir olgu olarak görmediğimin altını çizeyim. Sanat ve felsefe dersleri veren bir hocamın tespitidir: Kant’a kadar felsefede etik, estetik ve epistemik bağımsız alanlar değildi. Yani doğru olan güzel ve iyi olandı, ya da iyi olan zaten güzel ve doğruydu. O günün dünyasında iyi, güzel ve doğru neredeyse aynı anlamlar taşıyordu, bugünden oldukça farklı biçimde. Mesela Arapça’da güzel anlamına gelen cemal ve hüsn kelimeleri (ki her ikisi de Kur’an’da geçer) birbirinden farklı mânâlar ihtiva eder. Hüsn etimolojik olarak iyi (hasen) kelimesiyle bağlantılıdır. Hüsn, hem zahiri güzelliğe hem de huy güzelliğine atıf yapar. Cemal de güzellik anlamına gelir ama çoğu zaman fiziksel güzellik için kullanılmaz. Kur’an’daki güzellik kavramları ahlaki iyi oluştan ayrılmaz. Dolayısıyla etik ve estetik arasında doğrudan bir bağ vardır. Mesela İbn Haldun, güzelliği fiziksel ve ahlaki ahenk olarak tanımlıyor. (1)
Mimarlıkta da yapılarda güzellik ölçütleri çok tartışılırdı. Günümüze ulaşan en eski mimarlık metnine göre Vitruvius mimarlıkta güzelliği üç kavrama endekslemiş: dayanıklılık firmitas, estetik venustas ve fonksiyonellik utilitas, tüm bunların bileşimi ise mimarlıkta güzeli tanımlıyor.. Öyleyse güzellik bugünkünden oldukça farklı ve şüphesiz daha geniş kapsamlı bir anlama geliyor.
Güzellik için kadîm dünyada yadsınamayacak bazı temel kriterler mevcut: ahenk, simetri, uyum, denge gibi. Tüm bunlar da güzelliğin bir his olduğunu teyit ediyor aslında. Mesela iyi ve güzel bir müzik, kötü ve çirkin olandan nasıl ayırt edilir? Ruha olan tesirinden.. Klasik Arap-İslam düşüncesi de güzelliğe dair oldukça ufuk açıcı perspektifler sunuyor. İbnü’l Heysem fenomeneolojik olarak tasnif edilen güzellikten, İbn Sina ilahi kaynaktan gelen güzellikten, İbn Rüşd maddi dünyanın yapısal güzelliğinden, İbn Hazm ise ahlakın boyunduruğunda insanın şahsındaki yüce güzellikten bahsediyor. Böylelikle güzelliğe dair tüm yaklaşımları -etik, mantıksal, fiziksel ve metafiziksel- İslam’da bulmak mümkün. (2) Tüm bunlardan çıkardığım şey, kadim dünyada güzelliğin bakışa indirgenemeyecek kadar çok kapsamlı bir his olduğu yönünde. Mesela Cahiz, kadınların güzelliğinden bahsederken standart kanonlara başvurmuyor. Daha ziyade öznel ölçütlere dayanıyor. Cürcani, güzelliği ahenk kavramıyla ilişkilendiriyor; ona göre güzellik, zıtlıkların yakınlığında yatıyor. (3)
Tüm bunların ardından neden bir şeye güzel demekte ve çirkin demekte bu denli zorlanıyorum? Çünkü güzelliğin aslında bir ‘ideal’ olarak bulunduğuna inandırılmış bir zihnim var. Bunun kökeni de şüphesiz okuduğum felsefe ve belki de biraz tasavvuf kitapları… Zira felsefe kitaplarında güzellik hep bu dünyada erişilemeyen ve kimsenin de tamamıyla sahip olamadığı bir unsur olarak tanımlanıyor. Tasavvufta ise kişinin cemal sıfatlarından aldığı pay ile dereceli bir biçimde anlaşılması gereken bir olgu olarak görülüyor. Bu iki düşüncenin kesişimi zihnimi güzellikle alakalı şöyle düşünmeye zorluyor: Güzellik dereceli bir şeydir, aslında bu dünyaya ait hakiki bir güzellikten söz edilemez. Zira burası kevn-ü fesad alemidir. Yaratılan her şey güzelden bir pay taşır, ama bu güzellik nispîdir.
Öte yandan estetik başka, estetik algı başka, ikisini ayırmak lazım. Güzele dair bilgimizin ve beğenimizin toplamı aslında bu dünyada gördüğümüz ve bildiğimiz şeylerle şekillenip değişirken, asıl güzele dair hakiki bilgiye oldukça uzak olabiliriz. Çünkü bizim güzel dediğimiz şey aslında beğendiklerimiz. Beğenmek, yani kalbimizin meyletmesi, bu da gözle görünenden daha fazlasını ifade ediyor.
Güzellik ve sevgi arasında bir bağlantı mevcut. Güzel, sevilir ya da sevilen güzeldir.16.yy. Osmanlı ulemasından Taşköprülüzade “İnsan ruhu güzel şeylere aşık ve tutulmuştur. Ruh ne zaman güzel bir tasvir görse veya güzel bir ses işitse akledilebilir varlıklar alemini hatırlar, bu sebeple zevk alıp mutlu olur” der.(4) Bu sözlerle İbn Hazm’ın, insan ruhunun kendisinin de güzel olduğunu söylemesi arasında bir ilişki kurabiliriz, sanıyorum. (5)
Çok sevdiğim biri bir gün, insanı anlatırken şu örneği vermişti: İnsan kalbi bir kap su gibidir, her nereye yönelirse oraya akar. İnsan kalbi kendi güzel bulduklarına meyleder. Belki de güzellik, duyu organlarından bağımsız kalbî bir histir. Güzellik, insan ruhunun kendisine meyletmeye karşı iştiyak duyduğu şeydir.
Kaynaklar
- İbn Haldun (2004) Mukaddime, Yeni Şafak Yay. çev. Halil Kendir, c.2, s. 591–592.
- Ellias, J. (2021) Hazreti Ayşe’nin Minderi: İslam’da Dini Sanat, Algı ve Pratik, Küre, İstanbul.
- Behrens-Abouseif, D. (1998) Beauty in Arabic Culture. Princeton Series in the Middle East. s.38–39.
- Taşköprülüzade, Mevzuatü’l ulum, c.1, Akt: Gülru Necipoğlu
- İbn Hazm (1992) Güvercin Gerdanlığı, çev. Mahmut Kanık, İnsan yay. s. 91.
Güzel Güzel Midir? Güzel Nedir? was originally published in Türkçe Yayın on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkçe Yayın






