Yiyin efendiler, birbirinizi de yiyin: İktidarın can simidi sahte muhalefet ve Piro’nun çocuklarının yeni muhalefet tiyatrosu
Mahmut Esat Bozkurt yazdı…
“Pirom pirom” çığlıklarıyla, “Muhalefete muhalefet etmeyin!” zorbalığıyla vaktiyle Kılıçdaroğlu’nu eleştiriyoruz diye bizi AKP’li ilan edenlerin bugün içine düştüğü bu ironik duruma şimdi güler misin, ağlar mısın?
Ülkenin sürüklendiği ağır tablo, yaşanan derin hukuksuzluklar, bu pervasız savruluş ve taşıdığımız vatan sevgisi, bu trajikomik manzaraya gülmemize engel oluyor elbette…
Yıllardır CHP’nin içinde bulunduğu ideolojik savruluşu, yaptığı her yanlış hamleyle iktidara nasıl can suyu verdiğini ve kurucu değerlerinden ne ölçüde uzaklaştığını sorgulamadan bu gidişata körü körüne biat edenlerin; bugün koltuk ve imtiyaz kaybının da verdiği kuyruk acısıyla tutuştukları kavgaları ve giriştikleri yeni parti hazırlıklarını ibretle izliyoruz.
Yiyin efendiler, yiyin!
Partiyi yediniz, memleketi yediniz; şimdi birbirinizi de yiyin…
Zamanında bu partinin öz evlatları parti içi operasyonlarla tasfiye edilirken, haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilirken üç maymunu oynayanların; düne kadar taparcasına savundukları ve tek kelimeyle dahi sorgulamadıkları bu yapıya bugün en ağır saldırıları yönelttiğini izliyoruz. Hatta bizzat o yapının öncüsü olanların çok yakında, kendi tabirleriyle bizzat “muhalefete muhalefet” ettiklerini de mide bulantısı içinde izlemeye devam edeceğiz.
İyi de yok ki birbirinizden farkınız!
Siz beraber yürüdünüz bu yollarda.
Yirmi üç yıldır mevcut iktidardan oy devşirmenin formülünü siyasal İslam’ı, hatta liberal İslam’ı temsil eden isimleri aday göstermekte ararken hep beraber değil miydiniz?
“Ekmek için Ekmeleddin” sloganları atarken hep beraber değil miydiniz?
“Adalet Yürüyüşü” adı altında terör örgütleriyle ilişkileri açıkça bilinen kişileri kitlelere alkışlatırken; adaleti, FETÖ ve diğer terör örgütleriyle ilişkilendirilen herkese sorgusuz sualsiz özgürlük talep etmek gibi gösterirken hep beraber değil miydiniz?
Bu gerici ve zorba iktidar, Cumhuriyet rejimini mühürsüz oylarla değiştirirken; bugünkü ağababalarınız, mühürsüz oylara itiraz edilmesini görülmemiş bir “TEZCANLILIKLA” engellemeye çalışırken ve iktidarla aynı safta buluşup Cumhuriyet’in ruhuna Fatiha okunmasına seyirci kalırken yine hep beraber değil miydiniz?
“Helalleşme” adı altında Şeyh Sait’ten Said Nursi’ye uzanan bir siyasal hat izlenirken, Cumhuriyet’in kurucu geçmişi kötülenip adeta “tu kaka” ilan edilirken hep beraber değil miydiniz?
Tavandan tabana, Amerika’dan daha Amerikancı; NATO’dan daha NATO’cu bir siyaset izlenirken hep beraber değil miydiniz?
Türk milleti oy hesabıyla “Türk seçmen”, “Kürt seçmen”, “Alevi seçmen”, “Sünni seçmen” diye parçalara ayrılırken; alt kimlik siyaseti körüklenip, ulus bilinci sistemli biçimde aşındırılırken hep beraber değil miydiniz?
Altılı Masa ihanetiyle, partinin öz evlatlarına sırt çevirip; iktidarın ve FETÖ’nün artıklarını kendi oylarınızla, kendi listelerinizden Meclis’e taşırken hep beraber değil miydiniz?
Kazanamayacağı aklı başında herkesçe malum, hatta iktidarın dahi adaylığını dört gözle beklediği “Piro”nuzu, “Sana söz yine baharlar gelecek”, ‘’Herşey güzel olacak’’ masallarıyla ve hüngür hüngür ağlayarak seçime uğurlarken de yine hep beraber değil miydiniz?
Son olarak ve en önemlisi…
“Piro”nuz köşesine çekilmişken, bebek katili terörist elebaşı Abdullah Öcalan’ın Meclis’e davet edilmesinin dahi konuşulduğu; “Yeni Osmanlıcılık” masallarıyla Batı emperyalizminin bölgede kurmak istediği yeni düzene kapı aralandığı ve PKK’nın siyasal bir meşruiyet zeminine taşınmaya çalışıldığı bu ihanet sürecinde, iktidardan daha fazla “el yükseltme” hevesine kapılan yine sizler değil misiniz?
Cumhuriyet Devrimi’nden elimizde kalan son güvence diyebileceğimiz Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri hedefe konulmuşken; üniter devlet yapısı, ulus bütünlüğü ve Cumhuriyet’in temel nitelikleri tartışmaya açılırken, sahte muhalefet görüntüsü altında bu sürece sessiz kalarak, zemin hazırlayarak, hatta alkış tutarak ortak olan yine sizler değil misiniz?
Yahu siz yirmi üç yıldır aynı geminin yolcuları, aynı düzenin yoldaşları değil miydiniz?
Hatta bugün sizi siz yapan, sahip olduğunuz makamları, unvanları ve görünürlüğü size kazandıran da şimdi hedefe koyduğunuz bu yapının ta kendisi değil miydi?
Neyse…
Lafı dolandırmaya gerek yok.
Bu gerici iktidarın bunca yıldır ayakta kalmasını sağlayan en büyük can simidi, işte tam olarak bu hastalıklı zihniyettin bizatihi kendisidir.
Kendi ilke ve değerlerini hiçe sayıp şahısların peşinden sürüklenen; sorgulamayı ihanet, eleştiriyi düşmanlık sayan bu bilinçsiz ve sahte muhalif zihniyeti ve yıllardır el birliğiyle sahneledikleri bu muhalefet tiyatrosunu temelinden yıkmadan ne iktidarı devirebiliriz ne de bu ülkeyi yeniden aydınlığa çıkarabiliriz.
Ve nihayetinde, kurucu değerlerine, özüne, ilkelerine ve parti amblemindeki Altı Ok’a gerçek anlamda sahip çıkmadan; söylediğiyle yaptığı, göründüğüyle olduğu arasındaki uçurumu kapatmadan Atatürk’ün partisi için de, kurulacak yeni partiler içinde bir çıkış yolu yoktur.
Ya göründüğünüz gibi olacak ya da olduğunuz gibi görüneceksiniz!
Çünkü kurtuluş reçetesi uzaklarda, ithal siyasetlerde, günübirlik ittifaklarda, kimlik hesaplarında, şahıslarda ya da yaratılan sahte kahramanlarda değildir; bizzat kuruluşun kendisindedir.
Unuttuğunuz ve unutturduğunuz Atatürk’tedir. Cumhuriyet’in kurucu iradesinde, partinin unutturulan köklerinde ve her şeyden önce Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği Türk gençliğindedir!
Hepinize günaydınlar olsun!
To read the full story from the source: Veryansın TV






