Kendi Yarana Şefkatle Dokunabiliyor Musun?
Bismillâhirrahmânirrâhîm
Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammed.
İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki, dünya üstüne üstüne yürür; çabaları tükenir, gücü biter ve artık vazgeçmenin eşiğine dayanır. Gözyaşları sicim gibi akarken, içindeki fırtınanın ortasında kalakaldığı o en karanlık anda beklenmedik bir kırılma yaşanır: İnsan, kendi çaresizliğiyle baş başa kalır ve ilk defa kendine merhametle bakar.
Bizler genelde başkası düştüğünde koşup elinden tutar, “Geçti, yanındayım” deriz de, sıra kendimize geldiğinde amansız birer yargıç kesiliriz. İşte o kırılma anında, o sert yargıç susar. İnsan kendi gözyaşına acır; “Sana çok yüklendim, çok yoruldun” diyerek kendi kalbine sarmalanır. İşte bu öz şefkattir.
Fakat o an zihinde ve kalpte ilahi bir zincirin halkaları çözülmeye başlar. İnsan kendi yarasına pansuman yaparken birden durur ve düşünür: “Ben, şu aciz ve sınırlı halimle kendime bu denli merhamet edebiliyorsam; kalbime bu şefkati koyan, beni benden iyi bilen Yaratıcım ne kadar merhametlidir?”
İşte bu soru, kulun unuttuğu o en köklü bağı hatırına getirir. Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.) bir savaş sonrası esirler arasındaki bir anneyi göstererek Sahabe-i Kiram’a sorduğu o meşhur sual çınlar zihinde: “Şu kadının, evladını ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?” Sahabe: “Hayır, vallahi atmaz!” deyince Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur: “İşte Allah’ın kullarına olan merhameti, bu kadının çocuğuna olan merhametinden çok daha fazladır.” (Buhârî, Edeb, 19)
Bir annenin, evladının canı yandığında kendi canı çekiliyormuşçasına hissettiği o titrek sevgi bile, O’nun Rahman isminin dünyadaki küçücük bir tecellisidir. İnsan, kendi içindeki o bir damla merhametten yola çıkıp o merhametin asıl Sahibini hissettiği an, kalbindeki hırçın fırtına yerini derin bir dinginliğe bırakır.
Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf Sûresi, 16. Âyet)
O’nun şah damarımızdan daha yakın olduğunu iliklerimize kadar hissettiğimiz o an, akan gözyaşlarının rengi değişir. Çaresizlikten akan yaşlar, yerini teslimiyetin ve kavuşmanın ferahlığına bırakır. Zihin karmaşayı bırakır, kalp en güvenli sığınağında teskin olur.
Dilden sadece o mübarek kelimeler dökülür:
Elhamdülillah — Kalbime bu farkındalığı ve şefkati koyduğun için…
Sübhanallah — Beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan sonsuz kudretin için…
Lâ ilâhe illallah — Senden başka dayanacak, sığınacak hiçbir kapı olmadığı için…
İnsan, ne zaman kendi içindeki şefkat kırıntısını fark edip onun asıl Kaynağına teslim olursa; işte o zaman omzundaki bütün yükler hafifler. Dünya değişmez belki, ama insan değişir. Ve insan değişince, her şey değişir.
Kendi Yarana Şefkatle Dokunabiliyor Musun? was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






