Equinox
Bir çığlık; omuzlarımı karıştıran ve beni yeni sahiciliklerle avutan,
uykumdan uyandıran.
Gecenin yarısında bağırdı kuş sesi; karanlıkta beyazlaşan, grileşen ve yüzümde mor bir anıyla çarpışan. Sabaha yakın şimdiliklerde tek bir an bile susmayan çatımın üzerinde, bilmem hangi sıkıntıyı tavaf eden beyaz kanatlar.
Bir haberci ya da telaşlı bir kuş sesi? Bir yuva meselesi ya da dut uykusunda bir ben çarpanı?
Yusuf kuyusu ya da acıyan kanatlar? Bana dua et ya da tabiatın acımayacak kurşuni yankısı?
Omzumda kırmızı pelerin, şair kalk diyor; secdede kanatlar ve çarpışan ihtimallerin buğusu. Alnım değdi bütün masalların ağrısına. Büyüyecek kayboldu bir sonbaharda. Onu aldılar elma tezgâhının önünde, cebine bir kış bıraktılar.
Omuzlarımda kırmızı pelerinim, süper olmak içindi; şal ördüm, pelerin söktüm. Uçamadım dağlarca fakat nedir o bağıran karanlıkta? Kuş sesinde irileşen, gitgide grileşen, sabah ezanını bekleyen şehirde saydığın düğüm neydi?
Ve günler asırlarca ağırlığıyla geçip gitti.
Belirsiz bir günün ışığında kendini tekrar bulmanın savaşında kıvranıyorum. Birkaç fincan kahve ve pis dumanlar nasıl da bir niyet çubuğunun ucundan yanacak oluyor. Kimseyi inandıramayacağım kesinleşti; kalbimde yalnızca özgürlükten bir yelkenlinin suları delip, suları kesip, benliğin kırılganlığını parçalayıp, ölümsüzlüğün rüzgârına kapılmaktan davalı olduğuna.
Kuşlar uçtu, kuşlar kondu. Bir çığlık hiçbir işe yaramadı ya da bilinmeyen bir yerde çekirdeğini kırdı geleceğin. O büyük rüzgârların gelmesi yakındır.
Ne bir sabah, ne bir gece, ne de ezbere takvimlerden bir sayfa; başka bir zamansızlıktan can bulacak kanım.
İşte burada, o sınır dışılığın kapısında; hepinize karşı, hepinizle birlikte ve kimse olmadan bu mavi-beyaz aydınlıklarda tabiatın ve ölümsüzlüğün kıyametini koparıyorum.
Güneş başladı dönmeye, Ay öpmek için gündüzü yakınlaştı ağzıma. Dallarını kırdım kirpiklerin. Körelmiş aşkları çarmıha gerdim, gözlerinde zamansız nefreti tam omuzlarıma nişan aldılar. Artık hükümsüzdür dünyanın fani…
Kırılgan boyunlardaki son nefesi duyuyorum damarlarımda. Ya terk edeceğim denizleri ya da yok yere öpeceğim ilahi dengeyi, darmadağın edeceğim…
Bildim ki çatlayan denge, uçuşan boşluk, vaat edilen geçmiş ve gelecek zamanlar, sonsuzluğun kapısında dua eden derviş, hakikatten ve delilikten kaçan, koşan atlar ve kuşlarımın aydınlığın camına çarpan gürültüsü…
Hepsi çoktan içimde başlayan kıyametin hafif esintileri…
Equinox was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






