Faizciye müşfik, emekliye gaddar!
2026 yılının 6 aylık bütçe uygulama sonuçları açıklandı. Bütçe, kuru bir muhasebe defteri değil, bir ülkede kimin öncelikli, kimin ikinci sınıf olduğunu parasal olarak ilan eden siyasal bir belgedir.
Bütçe, bölüşüm ilişkilerinin önemli bir göstergesi, gelirin yeniden dağılımının (ikincil bölüşümün) mali belgesidir. Bütçe, verginin kimden toplanacağına, kimlere ve nelere dağıtılacağına karar veren en hayati siyasal metindir. Tamamen sınıfsaldır!
AKP hükümetinin 2026’nın ilk altı ayına ait merkezi yönetim bütçe harcamaları, bu gerçeği bir kez daha açık biçimde gösteriyor. Bütçenin 6 aylık sonuçlarının açıklandığı günlerde en düşük emekli aylığının 6 aylık resmi enflasyon olan yüzde 17,76 oranında (3.552 TL) artışla 23 bin 552 TL’ye yükselmesine ilişkin olarak AKP tarafından sunulan yasa teklifi de Meclis’te görüşülüyordu.
En düşük emekli aylığı 23 bin 560 liraya, hatta 23 bin 600 liraya bile yuvarlanmadı ve milimetrik bir artışla yetinildi. En düşük emekli aylığındaki bu gaddarlığın bahanesi belli: Kaynak yok, ekonomik sıkıntı var, para yok!
Oysa bu gerekçelerin birer demagojiden ibaret olduğunu bütçenin 6 aylık harcamalarından da görmek mümkün.
ALTI AYDA FAİZE 1,5 TRİLYON LİRA
Ocak-Haziran 2026 döneminde merkezi yönetim bütçesinden toplam 8 trilyon 730 milyar lira harcandı. Bu harcamanın en büyük tek kalemi, yaklaşık 1 trilyon 480 milyar lira ile faiz ve Hazine yükümlülükleri ödemeleri oldu.
Aynı dönemde sosyal güvenlik programına ayrılan kaynak ise 723 milyar lirada kaldı. Yani faize, sosyal güvenliğe ayrılanın iki katından fazlası ödendi.
Seçilmiş bütçe programlarından oluşan Tablo 1’de sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlar için ayrılan payların faiz ve güvenlik harcamalarının çok altında kaldığı görülüyor. Faiz ve güvenlik harcamaları toplamı 2,5 trilyona yaklaşırken 86 milyon yurttaşın sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal yardımları için harcanan para 1,7 trilyonda kaldı.
Yani faiz ve güvenliğe ayrılan kaynak, üç sosyal harcama kalemi toplamının yaklaşık 1,4 katıdır.
İnsan hakları programına ayrılan 410 milyon lira ise ayrı bir parantezi hak ediyor: Toplam bütçe harcamasının yüz binde beşi. Bu korkunç düşük oran bir bütçe kalemi değil, bir sembol! İnsan haklarına yüz binde beş kaynak ayıran bir bütçeyle insan haklarına saygı gösterilmesi mümkün değil.
Bütçenin seçilmiş kalemlerine ayrılan paylar bütçenin tercihini gösteriyor. Büyük bölümü mali oligarşiye yapılan faiz ödemeleri, tarihi ve tutarı önceden belli olan, ertelenemez, taksitlendirilemez ve aşağı çekilemez bir yükümlülüktür.
Sosyal harcamalar ise siyasi takdire açıktır: Artışını hükümet belirler, ödemeler yılın ikinci yarısına kaydırılabilir, artışlar geciktirilebilir.
Bütçenin sertliği ile esnekliği arasındaki bu asimetri, yükün kimin sırtına bindiğini de belirler. Sert kalemler korunur, esnek kalemler sıkıştırılır. Esnek kalem, sosyal harcamadır, emeklinin aylığıdır. Kısaca sermaye korunurken vatandaş ezilir!
FAİZ EMEKLİYİ YEDİ BİTİRDİ!
Kuşkusuz tek bir yılın yarısının fotoğrafı yanıltıcı olabilir. Asıl anlamlı olan, eğilimdir. Bütçenin program bazında sonuçlarının yayımlandığı 2021’den bu yana bütçe harcamalarında faizin ve sosyal güvenliğin payını yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo vahimdir.
2021’de bütçe harcamaları içinde faizin payı yüzde 11,3 iken sosyal güvenliğin payı yüzde 12’ydi. Yani bütçe, sosyal güvenliğe faizden birazcık fazlasını ayırıyordu. Karşılaştırılabilir yıllık verilerle bakıldığında, 2025’e gelindiğinde faizin payı yüzde 14’e yükselmiş, sosyal güvenliğin payı yüzde 10,5’e gerilemişti. Dört yılda faizin göreli payı yaklaşık yüzde 24 arttı, sosyal güvenliğin göreli payı yaklaşık yüzde 12 azaldı. Faiz ödemelerinin sosyal güvenliğe oranı 0,94’ten 1,33’e çıktı ve makas yüzde 41 açıldı.
2026’nın ilk yarısında ise makas iyice açıldı. Faizin payı yüzde 16,8’e çıkarken sosyal güvenliğin payı yüzde 8,3’e düştü. böylece faiz ödemelerinin sosyal güvenliğe oranı 2,02’ye, yani kabaca iki katına ulaştı. Bu veriler altı aylık olduğu için yıl sonunda bir miktar değişebilir. Ancak eğilimin yönü 2021’den bu yana tektir; 2026, bu eğilimin kırılması değil sertleşmesidir.
Bu, ekonominin veya kaynak kısıtının dayattığı kaçınılmaz bir sonuç değildir. Faiz ödemeleri de sosyal güvenlik harcaması AKP’nin siyasi tercihidir.
EMEKLİ SAYISI ATRARKEN PAY KÜÇÜLÜYOR

Tablo 2’nin son sütunu bütün tartışmanın kilidini açıyor. 2021’de 12,8 milyon olan emekli dosya sayısı 2026’da yüzde 27’lik bir artışla 16,3 milyona çıktı. Oysa aynı dönemde sosyal güvenliğin bütçe payı yüzde 31 azaldı.
Bu iki oranı birleştirdiğimizde ortaya şu çıkıyor: Emekli başına düşen bütçe payı, 2021’e göre yaklaşık yüzde 45 gerilemiş durumda. Daha fazla emekli, daha küçük bir pastadan pay alıyor. Emeklinin aylığı erirken bunun nedeni olarak ‘nüfusun yaşlanması’, ‘emekli sayısının artması’ ya da ‘sistemin açık vermesi’ gösteriliyor. Oysa bunlar safsata. Aynı bütçede faizin payı rekor kırıyor.
Burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Sosyal güvenlik harcamasının bütçe içindeki payı, esas olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan bütçe transferini yansıtır. Emekli aylıkları ve sağlık harcamaları primlerin ve bütçe transferlerinin biriktiği ortak bir havuzdan ödenir. Bu transferin küçülmesi, kurumun finansman ihtiyacının azaldığı anlamına gelmez, yalnızca ihtiyacın karşılanma düzeyinin düştüğü anlamına gelir. Karşılanmayan kısım ortadan kaybolmaz, emekli aylıklarındaki artış oranlarının düşük tutulması, refah payının verilmemesi gibi yollarla emeklinin cebinden karşılanır.
Basit bir hesap yapalım. Sosyal güvenliğin bütçe payı 2021’deki gibi yüzde 12 olsaydı, 2026’nın ilk yarısında bu programa 723 milyar değil, yaklaşık 1 trilyon 48 milyar lira ayrılmış olacaktı.
Ama bu hesap eksiktir. Çünkü 2021’den bu yana yalnızca payın kendisi değişmedi, o payı paylaşan insan sayısı da değişti. Emekli sayısı endeksi 100’den 127’ye çıktı. Aynı bütçe payını korumak, emekli başına aynı kaynağı korumak anlamına gelmez. Sabit bir payı yüzde 27 daha fazla kişiye bölerseniz, kişi başına düşen zaten azalır.
Emekli başına düşen bütçe payını 2021 düzeyinde tutabilmek için 2026’da sosyal güvenliğin payı ne olmalıydı? Yanıt: yüzde 12 değil, (yüzde 12 × 1,27) yaklaşık yüzde 15,2. Bu oran 2026’nın ilk yarısındaki 8 trilyon 730 milyar liralık toplam harcamaya uygulandığında sosyal güvenliğe ayrılması gereken tutar 1 trilyon 330 milyar lira çıkıyor. Gerçekleşen 723 milyar lira. Aradaki fark 607 milyar lira.
Bu tutar 16,3 milyon emekliye bölündüğünde en düşük emekli aylığı bugün 23.552 lira değil, – yalnızca emekli başına 2021 düzeyi korunmuş olsaydı- 29–30 bin lira bandında olabilirdi.
Burada asıl çarpıcı olan ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor: emekli başına 2021 düzeyini korumak için gereken yüzde 15,2’lik pay, bugün faiz ödemelerine giden yüzde yaklaşık yüzde 17’lik payın hâlâ altındadır. Yani emeklinin beş yıl önceki göreli konumunu geri vermek, bütçede olağanüstü bir kaynak arayışını değil, tek bir kalemin — faizin — bugün aldığı payın biraz altında bir tutarı sosyal güvenliğe yönlendirmeyi gerektiriyor.
Kısaca emeklinin yoksulluğu bir kaynak yokluğu sorunu değil, AKP hükümetinin bir siyasal kaynak dağıtımı tercihidir.
DİBE DOĞRRU YARIŞ: SEFALETTE EŞİTLİK!
Temmuz 2026’da yüzde 17,76 oranında artışla en düşük emekli aylığı 23 bin 552 liraya yükseldi. Bu miktar iktidar ve ona yakın medya tarafında saçma bir biçime bir kazanım ve müjde gibi sunuluyor. Oysa bu tamamen yanıltmaca!
2019’da ortalama emekli aylığı, en düşük emekli aylığının yüzde 92 üzerindeydi. En düşük aylık 1.000 TL, ortalama aylık 1.917 TL’ydi. 2026 Temmuz’unda bu fark yüzde 15’e indi. En düşük aylık 23 bin 552 TL, ortalama aylık 27 bin 100 TL oldu. En düşük aylık yedi yılda 24 katına çıkarken ortalama aylık 14 katına çıktı. Burada olan şey, ortalamanın dibe yaklaşması, yani emeklilerin ezici çoğunluğunun en düşük aylık düzeyine sıkışmasıdır.
Prim ödeme süresi, prime esas kazanç, hizmet yılı — bunların hiçbiri artık aylık düzeyinde anlamlı bir fark yaratmıyor. Sistem, çalışma ve geçmiş ücrete orantılı bir emeklilik geliri vaadinden vazgeçmiş, herkesi asgari düzeyde eşitleyen bir sosyal yardım mekanizmasına dönüşmüş durumda. Üstelik bu asgari düzey de hem asgari ücretin hem açlık sınırının çok altında.
KAYNAK YOKLUĞU DEĞİL SİYASAL TERCİH!
Emekliye ‘kaynak yok’ denildiğinde sorulması gereken soru şudur: Kaynak kime var? 2026’nın ilk altı ayında faize ödenen 1,5 trilyon lira, sosyal güvenliğe ayrılanın iki katıdır.
Bu tablo, bütçenin bir bölüşüm aracı olduğunu gösteriyor. Kamu borcunun faizi, büyük finansal aktörlerden devlete bir gelir transferi değil, tam tersine devlet bütçesinden finansal servete (mali oligarşiye) doğru düzenli bir aktarımdır. Bir tarafta getirisi büyük ölçüde enflasyona endeksli, yasal olarak güvenceli, gecikmesiz ödenen bir faiz alacağı, diğer tarafta ‘bütçe imkânları’ bahanesiyle her yıl yeniden pazarlık konusu yapılan ve eriyen bir sosyal hak var.
Üstelik emekli aylığı, harcanma eğilimi en yüksek gelir türlerinden biridir. Doğrudan ve neredeyse tamamen iç piyasada tüketime dönüşür. Faiz geliri ise ağırlıkla yeniden finansal varlıklara yönelir. Emekliye aktarılan bir liranın iç talep üzerindeki etkisi, faize aktarılan bir liranınkinden karşılaştırılamayacak kadar yüksektir. Yani emekli aylıklarının büyüme ve ekonomi üzerindeki etkisi belirgin bir biçimde pozitiftir.
Emekliler ve sosyal harcamalar için gereken kaynak GSYH’nin ve bütçenin içinde mevcuttur. Fakat bu kaynak başka bir yere (mali oligarşiye) akmaktadır. Bütçe tartışması, tam da bu nedenle teknik bir maliye tartışması değil, sınıfsal bir bölüşüm tartışmasıdır.
To read the full story from the source: BirGün






