Sessizce Ortak Olmak
Acıya Kaç Kişi Gerçekten Eşlik Eder?
Kırılmıyorum. Bunu bir övünç olarak söylemiyorum, bir zaaf olarak da görmüyorum; sadece böyleyim. Ama kırılmamak, arayışsız olmak anlamına gelmiyor. Son zamanlarda kendimi uzaktan, bilinçli bir şekilde izlemeye başladım — sanki bir yandan yaşıyor, bir yandan da o yaşayanı seyrediyorum. Ve fark ettim ki peşinde olduğum şey aslında çok basit: saf bir gerçeklik. Akla, mantığa uygun, hesaplı kitaplı bir romantiklik değil; çıplak, süslenmemiş bir gerçeklik istiyorum artık her şeyden.
Aklıma hep O geliyor bu aralar. Taif’te taşlanırken, kanlar içinde kalmışken bile, kendisine kötülük edenlere beddua etmeyen; tam tersine, o topraklarda bir gün iman edecek nesiller için dua eden Peygamber Efendimiz’i düşünüyorum. En çok kırıldığı anda bile kırmamış. Belki de gönlümü bu kadar sert bir dönemde yumuşak tutabilmemin tek yolu bu: O’na bakmak, O’nu kendime referans almak.
On gün içinde çevremde iki cenaze oldu. Biri beni köküme kadar sarstı. Diğeri, cuma günü yan yana oturup sohbet ettiğim, pazartesi için birlikte plan yaptığım bir iş arkadaşımındı — cumartesi vefat etti. Bu yılın başında da yakın bir arkadaşımı kaybetmiştim. Yani bu yıl, benim için üç cenaze demek.
Şunu fark ettim: daraldıkça genişliyorum. Acı büyüdükçe, bir yere doğru büyüyorum ben de — Rabbime doğru. Orada bir süre duruyorum, kayboluşumu unutuyorum. Bunu büyük bir yerden söylemiyorum, ceza ya da ödül olarak da görmüyorum. Sadece; acıdıkça yöneldiğim, konuştuğum bir yer var ve zaten başka türlü ne ben kendimi anlatabiliyorum, ne de anlaşılabiliyorum. Çünkü fark ettim ki insan bir acıyı sadece yaşayarak değil, aynı anda aynı acıyı yaşayarak ortak bir dile geçebiliyor başkasıyla. Başka türlüsü, bana hep eksik geliyor.
Toplumun bir yüzünü de bu günlerde gördüm. En yakınım dediklerim, “her koşulda yanındayım” diyenler… yanımda olmadı. Günler sonra ben aradım birkaçını, halini hatırını sordum. Kırılmadım gerçekten — anlaşılır geliyor bana bu durum. Ya kendi ölümlülüklerini hatırlıyorlar, ya acı kendi yaralarına dokunuyor, ya da orada bulunmaya cesaret edemeyip beni de, olanı da bir süreliğine yok sayıyorlar; kendilerince bana bir yas süresi tanıyıp günlük hayatın ritmiyle geri döneceklerini sanıyorlar. Oysa ben artık aynı yerde değilim. Bakalım, yeni yeri bulabilecekler mi?
Kaçına gittiysem, akıl veriyorlar. Sınanmamışlığın kibri değil bu sanırım, iyiliğimi istiyorlar gerçekten — ama altındaki metin başka bir şey söylüyor: kendine acımak bencillik, hayat devam ediyor, fazla bağlanma, yoluna bak. Yetişkin bir insan bunları bilmeyecek yaşta mı sizce? Bunu bilmediğimi mi düşünüyorlar?
Size hiç acımdan bahsetmedim ki. Gönlümdeki yangını hiç göstermedim. Ben acımı sadece Allah’a götürüyorum — peki bu kibir sizde nereden geliyor?
Bazen insanların hüznüne, yasına, acısına sadece sessizce ortak olunmaz mı? Yüksek bir yerden seslenmiyorum; taşımayacağınızı taşımak zorunda olmadığınızı biliyorum. Ama acıdan geçmemiş birinin, geçmekte olana sessiz kalması, bazen verebileceği en büyük iyiliktir.
Bunu yazıyorum çünkü geçmişte bir gün, ben de birine benzer bir şey yapmışımdır belki, bilmiyorum. Ya da ileride yine buralardan geçer, başka acılara çarparsam, unutmamak istiyorum: ben acıyı hissetmedikçe nerelerde kaybolduğumu, nerelerde donduğumu, kendimi hangi köşelerde unuttuğumu bilmiyorum bile. Ve insanlara bu yolu gösterip, bunu bir “iyilik” diye sunmak istemiyorum. Bazen iyilik dediğimiz şey, aslında cehennemin süslenmiş bir güzellemesinden başka bir şey değil.
Sessizce Ortak Olmak was originally published in Türkiye Yayını on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.
To read the full story from the source: Medium Türkiye Yayını






