Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

Arabistanlı Lawrence’dan Tom Barrack’a Ortadoğu

Arabistanlı Lawrence’dan Tom Barrack’a Ortadoğu

Ulaş TAŞTEKİN

İsrail Başbakanı Binyami Netanyahu son yıllarda tektonik sarsıntıların yaşandığı Ortadoğu’ya yeni bir nizam getireceklerini sık sık dile getiriyor. O konuşmalarında Ortadoğu’yu kaplayan kan deryasının “Yeni Ortadoğu”nun ebesi olacağını ima ediyor. Yıllardır Ortadoğu’da değişen ve değişecek olan haritalar, yıkılan ya da yıkılacak olan “rejimler” üzerine sonu gelmez tartışmalar yürütülüyor. Amerikan emperyalizmi, Sovyetler Birliği’nin çözülüşü sonrası küresel hegemonya doğrultusundaki saldırılarının merkezine Ortadoğu’yu aldı. Onlarca yıldır kimi zaman “Büyük Ortadoğu”, kimi zaman “Genişletilmiş Ortadoğu” biçiminde ifade edilen emperyalizmin bölgesel yeniden yapılandırma projesi doğrultusunda yürütülen faaliyetler Ortadoğu halklarına sadece kan, gözyaşı, yıkım ve göç getirdi. Emperyalizmin Ortadoğu’ya yeni bir nizam getirme, bölgeyi yeniden yapılandırma hamlelerinin ilki de Birinci Emperyalist Paylaşım savaşın yarattığı kan, gözyaşı ve yıkım deryasının ortasında vuku bulmuştu. Emperyalizmin kendi çıkar ve öncelikleri çerçevesinde yürüttüğü yeniden yapılandırma süreçlerinin ayrılmaz parçası kan, gözyaşı, yıkımdır ve Ortadoğu’nun modern tarihi bu gerçekliğin en çıplak göstergelerindendir.

Tarih 12 Mart 1921’di. Britanya emperyalizminin en üst düzey 40 askeri, politik ve istihbarat kadrosu Kahire’de Semiramis Otel’de bir konferans için toplanmıştı. Konferansı dönemin Britanya Sömürgeler Bakanı Winston Churchill yönetiyordu. Konferans 2 hafta devam edecek, emperyalist savaş sonunda Batı Asya’da Britanya’nın payına düşen ganimetin nasıl şekillendirileceğine karar verilecekti. Churchill açılış konuşmasında, oluşacak askeri ve politik komisyonlardan tek bir beklentisi olduğunu belirtmişti; “en ucuz çözümlerin” bulunması. Savaşın galibi Britanya bir borç batağındaydı.

Konferansta, Britanya’nın Mezopotamya, Filistin, Mısır ve İran’da uygulayacağı temel politikalar belirlenecekti. Churchill konferans için toplanan kadrolara “40 haramiler” ismini vermişti. Konferansta alınan bir kararla savaş sonunda Britanya mandasına dönüşmüş Filistin bölündü ve Filistin’in bir parçasından Ürdün devleti imal edildi. Churchill daha sonra Ürdün için, “Bir pazar öğleden sonrasında bir kalem vuruşuyla yarattım” diyecekti. Dönemin Britanya’sının askeri ve politik kadroları emperyalist kibir sarhoşuydu. Bir kalem vuruşuyla ülkeler bozuyor, yeni ülkeler imal ediyorlardı. Mezopotamya Britanya emperyalizmi için öncelikli başlıktı, petrol çağı başlamıştı; İran ve Mezopotamya petrolünü kontrol etmek emperyalist egemenliğin sürdürülebilmesi bağlamında büyük önem kazanmıştı.

Konferansta alınan bir kararla, savaşta ele geçirilen Osmanlı’nın Bağdat, Basra ve Musul eyaletlerinden yeni bir Irak krallığı kurulması için çalışmalar başlatıldı. 40 haramiler sadece yeni ülkeler kurmuyor, buralara kral, emir atamaları da yapıyordu. Konferansta Irak krallığının başına Britanya’nın bölgedeki sadık hizmetkârı Mekke Şerif’i Hüseyin’in oğlu Faysal’ın, Ürdün’ün başına ise kardeşi Abdullah’ın atanmasına karar verildi. Böyle olduğu için, bölgeye dönük Britanya politikalarının belirlenmesinde önemli bir etkiye sahip olan istihbaratçı Gertrude Bell babasına yazdığı konferansla ilgili bir mektupta, “Böyle zamanlarda kendimi Yaratıcı gibi hissediyorum” demişti. Konferansta yer alan bir başka etkili istihbaratçı Arabistanlı Lawrence, “Başbakanlarla, Krallarla oynuyorum” diyordu.

Britanya konferans kararlarının yaşama geçirilmesi için faaliyetlerini yoğunlaştırırken, Batı Asya’daki ganimetten kendi payına düşeni şekillendirmeye çalışan Fransa, Büyük Suriye’nin bir parçasından Lübnan adlı yeni bir ülke oluşturdu. Fransa 1922’de alınan bir kararla Suriye’de, Şam devleti, Halep Valiliği, özerk Cebel-i Dürzi Bölgesi, özerk Lazkiye Bölgesi, İskenderun Bölgesi gibi yeni idari birimler yarattı. Henüz savaş devam ederken Fransa’nın yönetici seçkinleri arasında yürütülen tartışmalarda öne çıkan Fransız sömürge yöneticisi Robert D. Caix şunları yazmıştı: “Henüz var olmayan bir Suriye ulus [devlet] inşa etmek ya da bölünmelerin getirdiği fenomenleri sürdürmek ve işlemek. Beni sadece ikinci opsiyonun ilgilendirdiğini söylemek zorundayım.” Caix sadece bunları yazmadı, aynı zamanda en üst düzey sömürge yöneticisi olarak sahada projeyi uygulayan kadroyu yönetti. Fransa Manda yönetiminin Lübnan ve Suriye’de yarattığı yeni idari birimler, Caix’in bu yaklaşımının sahadaki somut karşılığı olarak şekillenmişti.

Modern Ortadoğu’nun devletleri, sınırları Britanya ve Fransa emperyalizmlerinin projeleri doğrultusunda şekillendi. Bölge halklarının emperyalist hâkimiyet ve yerel işbirlikçilerine karşı mücadeleleri de emperyalist savaşın sonunda başladı ve kesintisiz devam etti. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonunda Amerikan emperyalizmi emperyalist-kapitalizmin hegemon çekirdeği olarak dünya sahnesine çıktı. Ortadoğu Amerikan emperyalizminin hegemonyasının tesisi ve devamlılığı açısından enerji kaynakları ve jeo-stratejik konumu nedeniyle yaşamsal önemdeydi. Bu nedenle ABD bölgeyi askeri üslerle, işbirlikçi uşak yönetimlerle kuşattı. Sovyet çözülüşü sonrası dünya hegemonyası için harekete geçen ABD’nin saldırıları Ortadoğu’dan başlatması bir tesadüf değildi. Geçen günlerde Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan ABD’nin yeni Ortadoğu sömürge valisi Tom Barrack bölgeyi yeniden nasıl şekillendirmek istediklerini anlatırken, tarzı ve üslubuyla 40 Haramiler’in, Caix’in geleneğinin bölgede ne denli canlı olduğunu sembolize ediyordu.

Tarih belirli kritik anlarda en somut halleriyle yaşayan bir gerçek olarak belirir. Barrack’ın Antalya’daki konuşması, böylesi anlardan birini somutlaştırdı. Araştırmacı-yazar Cenk Ağcabay’ın yeni kitabı “Modern Ortadoğu’nun Şekilendirilmesi ve Filistin”, modern Ortadoğu’nun emperyalizm tarafından yeniden yapılandırılması sürecini geniş bir kapsam içinde ortaya koyarken, Filistin’in emperyalizm tarafından işgalinden, bir yerleşimci-sömürge olarak İsrail’e giden yolun nasıl inşa edildiğini detaylı bir biçimde analiz ediyor. Savaşın alevleri arasında Britanya ve Fransa’nın Ortadoğu’nun paylaşımı için yaptıkları Sykes-Picot Anlaşması’ndan Filistin’in Siyonist harekete bir armağan olarak sunulduğu Balfour Deklarasyonu’na Filistin meselesinin doğuşunun önemli uğrak noktaları geniş bir malzeme aracılığıyla kitapta sergileniyor. Filistin meselesinin diğer sömürgeci işgallerden farklılığı ve benzersizliği, Avrupalı emperyalistlerin Hindistan, Cezayir, Avustralya, Yeni Zelanda’daki sömürgecilik pratikleri ışığında açıklığa kavuşturuluyor. Yazar, Avrupa’da Yahudi Sorunu’nun ortaya çıkışı, anti-semitizm, Siyonizm gibi son derece bulanıklaştırılan kavramları, geniş bir tarihsel malzeme ışığında aydınlatmaya çalışıyor. Kitapta modern Ortadoğu’nun tarihi Marksist kavram ve kategoriler kullanılarak ve Marksist yöntem temel alınarak analiz ediliyor ve bu doğrultuda bölgenin feodalizmden kapitalizme emperyalist kurum ve ilişkiler zorlamasıyla geçişinin önemli süreç ve olgularına odaklanılıyor.

Cenk Ağcabay kitabının önsözünde, “Batı merkezli oryantalist burjuva yaklaşımın ideolojik alandaki egemenliği nedeniyle Ortadoğu halklarının toplumsal ve politik mücadele tarihi, genel olarak tarihsel önemi olmayan ‘küçük olaylar’ kapsamında sunulmuştur. Oysa tüm dünya halklarının toplumsal ve politik mücadele tarihlerinde olduğu gibi, Ortadoğu halklarının mücadeleleri de tarih yapıcıdır. Bu çalışmada Ortadoğu’nun tarih yapıcı öznelerinin mücadelelerini biraz daha görünür kılmaya çalıştım” diyor. Yazar bu saptaması çerçevesinde, Osmanlı ve İran’daki burjuva demokratik hareketleri, bu hareketlere geniş bir alan yaratan halk muhalefetini analiz ediyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde aynı kapsam içinde, emperyalist işgale karşı Irak’tan Suriye’ye, Filistin’den Mısır’a uzanan anti-sömürgeci halk isyanlarının geniş kapsamlı bir analizini sunuyor. Bu isyanların yerel karakterlerini ve ortak bağlamlarını bütünleşik olarak inceliyor.

1919’da Suriye’de Alevi bölgesinde başlayan Fransız işgali karşıtı isyanın Sünni bölgelerine ve Dürzi bölgesine hızla yayılmasının ve anti-sömürgeci bir perspektif çerçevesinde halkları birleştirmesinin geniş kapsamlı anlatısı tarihsel olanla güncel olanın ilişkilendirilmesi bağlamında son derece işlevsel. Aynı kapsam içinde, Irak’ta Britanya işgaline karşı 1919-1920’de gerçekleşen Büyük İsyan’ın Şii, Sünni ve Kürt halkını aynı bayrak altında birleştirmesi olgusu günümüz gerçekliğiyle tarihsel deneyim arasında anlamlı bir karşılaştırma yapılmasına olanak sağlıyor ve bölgenin maruz kaldığı emperyal böl ve yönet politikalarının aşılmasında ihtiyaç duyulan perspektiflere dair veriler sağlıyor. “Yaratıcılar” karşısında ancak bu “ortak ruh” ve birlikle başarı elde edilebileceği bu deneyimler ışığında daha bir görünür oluyor.

Dünya yeni bir emperyalist paylaşım savaşının alevleri içinde. Halklar emperyalizmin ekonomik yaptırımları, blokajlarıyla açlığa mahkûm ediliyor. Emperyalizmin halklar üzerine yağdırdığı bombalar en savunmasız olanlara yöneliyor. Ağcabay kitapta, Britanya emperyalizminin Birinci Emperyalist Savaşta Suriye’ye uyguladığı blokaj sonucunda, Suriye nüfusunun yüzde yirmisinin açlık, ilaçsızlık nedeniyle öldüğünü belgeleriyle ortaya koyuyor. Emperyalizmde yeni olan hiç bir şey yok. ABD emperyalizminin Irak’a uyguladığı blokaj nedeniyle yüz binlerce Iraklı ölmüştü. Amerikalı bir gazeteci dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright’a 1996 yılında sormuştu: “Yaptırımlar nedeniyle 500.000 çocuğun öldüğü söyleniyor. Sizce bu değer mi?” Albright son derece soğukkanlı yanıtlamıştı: “Bu bedele değdiğini düşünüyorum.” Aynı şekilde düşünmeye devam ediyorlar. Açlıktan, ilaçsızlıktan öldürüyorlar.

Modern Ortadoğu’nun Şekilendirilmesi ve Filistin, Ortadoğu’da yaşanan güncel gelişmelere tarihsel bir perspektiften yaklaşma olanağı sağlayan ve Ortadoğu’ya dair görüş ufkumuzu genişleten bir çalışma. Kitabın ayırt edici yönü, Ortadoğu gerçekliğine Marksist sınıf analizi ve emperyalizm teorisini temel alarak yaklaşması. Bu yön kitabın Ortadoğu hakkındaki basmakalıp söylemlerin ötesine geçip, tarihsel süreçlerin derinlikli bir analizine ulaşmasını sağlamış.  

To read the full story from the source: BirGün

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement