Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenen, futbol tarihinin 48 takımlı ilk dev organizasyonu olma özelliğini taşıyan 2026 FIFA Dünya Kupası’nda grup aşamaları ve son 32 turunun maçları geride kaldı. Futbolseverler son 16 turundaki maçları büyük bir heyecanla takip ediyor. Final maçının ise ne zaman oynanacağı gündemdeki yerini aldı. Peki 2026 FİFA Dünya Kupası finali ne zaman? Dünya Kupası ne zaman bitecek? Detaylar haberimizde…
NATO’da son gelişmeler Türkiye’yi merkez ülke haline mi getiriyor? Hayır, merkez ülke olmanız için karar alma sürecinde bir ağırlığınız olması gerekir. Bu planın hedefi Türkiye’yi emperyalist savaşın bir cephe ülkesi haline getirmektir. Bu yeni görev geçmişteki NATO’nun jandarma karakolu işlevinden çok daha tehlikeli.
23 Mart 2025'te tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderilen ve İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu bugün yargılandığı üç ayrı davada hakim karşısına çıkacak.
“TTB 78. Seçimli Büyük Kongresi’nin çok değerli delegeleri, sevgili meslektaşlarımız,
Nisan ayında tabip odası seçimleri ile başlayan TTB Büyük Kongresi süreci bugün mazbata alınmasıyla sonuçlandı.
Sizlerin de bildiği gibi dört listenin yarıştığı seçimde ortalama oy oranları yaklaşık Etkin Demokratik TTB (ED-TTB) 171, Tabip Odaları İnisiyatifi (İnisiyatif) 162, Türk Hekimleri Birliği (THB) 87, Çağdaş Hekimlik Grubu (ÇHG) 42 olup Etkin Demokratik Türk Tabipleri Birliği (ED-TTB) listesi sizlerin oylarıyla seçimi kazandı.
Seçime aday olarak, gelip oy kullanarak katılan ve ayrıca kazanan bütün meslektaşlarımızı, ED-TTB Grubunu kutluyor, iki yıl boyunca iyi çalışmalar diliyoruz.
Seçim sonuçları -iki grup arasında çok belirgin bir fark içermese de- delegelerin önümüzdeki iki yıl boyunca ED-TTB heyetinin TTB’yi yönetmesini istediğini anlıyoruz. Bu tercihe saygı duyarak ve ED-TTB grubunu vaat ettikleri gibi yönetebilmeleri için aldıkları oyla yönetime girmeye hak kazanan üç arkadaşımızın bu haklarından feragat ettiklerini, böylece cinsiyet kotasının da sağlanmasına katkı verdiğimizi bilginize sunuyoruz.
Tabip Odaları İnisiyatifi”
***
TTB seçimi 28 Haziran Pazar günü yapıldı, yarış ED-TTB Grubu ile İnisiyatif arasında geçti. Seçim sonuçları da çok ilginç oldu. Öyle ki, TTB Merkez Konseyi’nin son üç asil üyesi birbirine eşit, 166’şar oy alarak seçildi. Sonra gelen ilk iki yedek 165’er, onlardan sonra gelen iki yedek de 164’er oy aldılar.
Seçim süreci üzerine birçok şey konuşulabilir, yazılabilir ama ben tek bir konuya değinmek istiyorum. İnisiyatif ilk kez katıldığı TTB seçimlerinde bölgesel temsiliyet esaslı bir yöntem önermişti ve hiçbir grupla ittifak pazarlığı yapmayacağını baştan açıklamıştı. Görüşmelerde ED-TTB Grubu kendince gerekçelerle öneriyi kabul etmedi. ÇHG ise sözcülerinin Kongre konuşmasında açık olarak belirttiği gibi İnisiyatif’le pazarlık yapmaya çalıştı.
Aslında İnisiyatif kabul etse TTB Merkez Konseyi’nde sekiz üyelik kazanabilirdi ama dürüst ve ilkeli davranarak reddetti. Her iki grupla görüşmeleri açık ve şeffaf olarak yürütmesine rağmen İnisiyatif’in ÇHG ile gizli kapılar arkasında pazarlık yaptığı, el altından anahtar liste hazırladığı yalanını son ana kadar yayan bağzı ED-TTB’liler için bu da burada dursun. İnisiyatif’in “faşistler”le müzakere yaptığını yayan şuursuzların ise tedavisi yok.
Neticede on bir Merkez Konseyi üyeliğinin sekizini Etkin Demokratik TTB Grubu, üçünü İnisiyatif kazandı. İnisiyatif listesinden seçilen üç kişi Dr. Alpay Azap, Dr. Güray Kılıç ve ben olduk ve girişteki açıklamada da yer aldığı gibi istifa ettik.
İstifalarımız sonrasında gerek hekim gerekse sol kamuoyundan bir hayli soru geldi. Merak edenler için dilekçemi paylaşıyorum.
***
“Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’ne,
Türk Tabipleri Birliği (TTB) 78. Büyük Kongresinin 28 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilen seçiminde Tabip Odaları İnisiyatifi listesinden aday olarak Merkez Konseyi asil üyeliğine seçilmiş bulunmaktayım.
Öncelikle TTB Merkez Konseyi, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliklerine seçilen bütün meslektaşlarımı kutluyorum.
Bilindiği gibi seçime dört liste girmiş olup TTB Merkez Konseyi asil üyeliklerine Etkin Demokratik TTB Grubu’ndan sekiz, Tabip Odaları İnisiyatifi’nden üç üye seçilmiş bulunmaktadır.
1- Mevcut siyasi iktidarın gerek baskıcı, otoriter yönetim tarzıyla ülkemize, gerekse uygulayageldiği piyasacı “Sağlık Reformu” ile sağlık ve hekimlik ortamımıza verdiği zarar açıktır. Bu nedenle Demokratik Kitle Meslek Örgütümüz TTB’ye bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.
2- Etkin Demokratik TTB Grubu ile Tabip Odaları İnisiyatifi arasında hem Türkiye sağlık ve hekimlik ortamına, meslek örgütümüz TTB’ye ve hekim mücadelesine bakışındaki programatik öncelikler, hem de Aydınlanmayı, laikliği, Neo-Osmanlıcılığa karşı Cumhuriyet’in değerlerini savunma konularında derin farklılıklar olduğu hekim kamuoyunun bilgisi dahilindedir.
3- Keza ED-TTB Grubu’nun gerek 2020-2024 yönetim döneminde meslek örgütümüze verdiği zarar, gerekse Tabip Odaları İnisiyatifi ile birlikte yönetimde olduğu 2024-2026 dönemindeki birlikte çalışma hukukuna asgari hürmetin gereği olan çoğulculuk yerine sayısal çoğunlukla karar alma pratikleri de bilinmektedir.
4- Daha önce 2010-2012 ve 2012-2014 yılları arasında iki dönem TTB Merkez Konseyi üyeliği yapmış olup verimli bir çalışma için uyum, güven ve samimiyetin ne kadar elzem olduğu tecrübesine sahibim.
Yukarıda saydığım nedenlerle TTB Merkez Konseyi çalışmalarına gerekli katkıda bulunabileceğimi düşünmüyorum. Aynı zamanda TTB Merkez Konseyi’ne ED-TTB Grubu’ndan seçilen üyelerin verimli ve uyumlu çalışabilmesine de fırsat sunmak istiyorum.
Bu gerekçelerle 28 Haziran 2026 tarihinde seçildiğim TTB Merkez Konseyi asil üyeliğinden feragatle istifa ediyorum.
Türk Tabipleri Birliği’ne ilk adımımı attığım günden bu yana yaptığım gibi ‘İyi Hekimlik/Halkın Sağlık Hakkı/Güçlü Meslek Örgütü’ için mücadele etmeye bundan sonra da devam edeceğim.”
***
Son olarak vakti zamanında TTB İkinci Başkanlığı görevinden kişisel kariyeri için istifa edip otuz yıldır Tanrılar katında yaşayan, seçim dönemi gelince de sözde fikir serdeden elit cerrah için, fazlası lüzumsuz, birkaç cümle yazayım.
Birincisi, ne hekimlerin ne de TTB’nin birincil meselesi Kürt sorunu değildir, senden öğrenecek de değiliz.
İkincisi, hayatında tek bir gün cezaevine girip açlık grevi, ölüm orucu izledin mi; Mutki’de, Nevala Kasaba’da, Goderne Vadisi’nde faili meçhul toplu mezar araştırdın mı; Roboski’de cenazeleri toprağa verirken, bombaların düştüğü ölüm çukuruna tırmanırken neredeydin ki bana, bize ders vermeye kalkıyorsun?
Üçüncüsü, ED-TTB’de kalemşör mü kalmadı da gazetepenceresinden atış vazifesi sana düştü?
Birlikte yargılandığımız eski günlerin hatırına uzatmıyorum, bundan gayrı benden de cemi cümlemizden de uzak dur.
Omelas, Ursula K. Le Guin’in öyküsü Omelas’ı Bırakıp Gidenler’de anlatılan bir ütopik coğrafya. Dünyanın en mutlu kenti, Omelas; herkes refah içinde, ütopyalara yakışır bir saadet yaşıyor.
Herkes dedim ama, bu doğru değil; Omelas’ta bir binanın mahzeninde karanlık bir oda, bu karanlık odada bir çocuk var. On yaşına basmak üzere, ama mahpusluğundan, kötü beslenme, ilgisizlik ve dayaktan en fazla altı yaşında görünüyor.
“Hepsi, Omelas’ın tüm insanları onun orada olduğunu biliyor. Bazıları görmeye geliyor, diğerleri orada olduğunu bilmekle yetiniyor. Orada olması gerektiğini biliyor hepsi. Bazıları nedenini anlıyor, bazıları anlamıyor; ama hepsi de farkındalar ki mutlulukları, kentlerinin güzelliği, dostluklarının sıcaklığı, çocuklarının sağlığı, alimlerinin bilgeliği, zanaatkarlarının ustalığı, hatta hasatlarının bolluğu ve göklerinin berraklığı tümüyle bu çocuğun dayanılmaz sefaletine bağlı.” (Gülün Günlüğü, Çev: Ümit Altuğ, Ayrıntı Yay. 1995, s.13)
***
Ünlü paradoksal bilmeceyi bilirsiniz: Bir demiryolu makas kolunun yanındasınız. Tren hızla yaklaşıyor. İleride, rayların üstünde beş kişi var. Eğer makası değiştirmezseniz bu beş kişi ölecek. Diğer raylardaysa bir kişi var, eğer makası değiştirirseniz bu sefer o kişi ölecek. Ne yaparsınız?
‘Ahlak ve kolektif faydacılık’ üzerine tartışma açmak amacıyla üretilmiş bu felsefi paradoksla yapılan test sonuçları, genellikle insanların mantıksal olarak iki kötülükten daha az kötü olanı seçmeye, yani ‘ehven-i şer’e eğilimli olduğunu gösteriyor. Bu durumda çoğunluk, beş kişiyi kurtarmak için bir kişiyi feda etmeyi yeğliyor.
Ama bazen tartışmanın sınırları genişletiliyor. Örneğin o bir kişi tanıdıksa, aileden veya sevilen biriyse? Kurtarılacak beş kişiden biri bir diktatör veya katilse? Bu değişkenlerle birlikte sonuçlar da dramatik biçimde değişiyor.
Sonuçta bu tür felsefi paradokslar, toplumsal olaylara genellikle gerçekçi yaklaşmaz. Oysa Omelas öyküsü, çok gerçekçi bir toplumsal tablo eşliğinde ve net biçimde soruyor: O çocuğun acı çekmesi pahasına, mutlu olmaya devam edecek misiniz?
***
Best Wishes to All (Herkese En İyi Dileklerimle, 2023) adlı ilginç bir Japon filmi var: Hemşirelik okuyan bir genç kız, tatil için taşradaki ninesiyle dedesinin yanına gider. Bir süre sonra annesi, babası ve erkek kardeşi de onlara katılacaktır. Kızın, evin üst katındaki bir odadan gelen sesler hakkında çocukluğundan beri yanıtını bulamadığı sorular vardır. Bu tatil sırasında gerçekler ortaya çıkar: O odada, gözkapakları ve dudakları dikilerek kapatılmış yaşlı bir adam yaşamaktadır -buna yaşamak denirse... Ailenin mutluluk ve sağlığı, nineyle dedenin sanki bir gün bile yaşlanmadan yaşamaları, tıpkı Omelas’taki çocuk gibi, bu adamın mahkumluğu sayesindedir.
Bu gerçek karşısında büyük bir şok yaşayan kız, çocukluğundan beri tanıdığı bir genç adamdan yardım ister. İkisi birlikte ‘refah mahkumu’nu serbest bırakırlar. Dikişlerini kesip evden çıkardıkları adamcağız, özgürlüğün tadına doyamadan bir kamyonetin çarpmasıyla ölür. Ailesi genç kıza durumu şöyle açıklar: “Dünyadaki mutluluk sınırlı. İnsanlar da çağlar boyu bu mutluluğu diğerlerinin elinden almak için çabalamıştır.” Yani her mutlu evde, hayatını yaşamasına izin verilmeyen bir insan bulunmaktadır.
Ailenin mutluluk ve refahı hızla dağılır, dede ve nine aniden yaşlarına uygun biçimde tükenirken kızın kardeşi de ölümcül hastalık belirtileri göstermeye başlar. Geleneklere göre kız yeni birini bulmalı, gözleriyle dudaklarını dikerek o odaya hapsetmelidir. Kız direnir, reddeder, evden kaçar, ama sonunda bu korkunç ‘saadet yamyamlığı’na teslim olur.
Böyle bir durumda siz ne yapmayı tercih ederdiniz?
***
Ursula diyor ki, bazı Omelaslılar bunu insanlıklarına yakıştıramaz, ama kentteki herkesin kabullendiği düzeni de değiştiremeyecekleri için Omelas’ı bırakıp giderlermiş: “Kimi zaman daha yaşlı bir adam ya da kadın bir-iki gün susar kalır, sonra evini terk eder. Bu insanlar sokağa çıkar, sokakta bir başlarına yürürler. Yürüdükçe yürürler ve güzel kapılardan Omelas kentinin dışına çıkarlar. ...Gittikleri yer çoğunuz için mutluluk kentinden bile daha zor tahayyül edilebilir bir yerdir. Onu hiç betimleyemem. Belki de yoktur. Ama nereye gittiklerini biliyor gibiler, Omelas’ı bırakıp gidenler.” (s.15)
***
Başta Sovyetler olmak üzere tüm olumsuz tarihsel deneyimlere rağmen, ‘planlamacı ekonomik sistem’ hâlâ en mantıklı, en eşitlikçi, en vicdanlı yöntem gibi geliyor bana. Teorideki gibi bir topluma giden yolu açamasa bile, varlığın ortaklaşa üretimiyle adil ve eşitlikçi dağıtımı, yokluğun azalmasını sağlama potansiyelini barındırıyor hâlâ...
Yanılıyor olabilirim tabii, ama eğer önümüzde sadece bu üç yol varsa (çocuğu mahzende tutmaya devam etmek; bu zulme ortak olmayı reddederek alıp başını gitmek; toplum ve devletin kabullerini değiştirerek mahzenlerin yıkılması için çabalamak) siz makası hangi yöne çevirirsiniz?
NATO’da son gelişmeler Türkiye’yi merkez ülke haline mi getiriyor? Hayır, merkez ülke olmanız için karar alma sürecinde bir ağırlığınız olması gerekir. Bu planın hedefi Türkiye’yi emperyalist savaşın bir cephe ülkesi haline getirmektir. Bu yeni görev geçmişteki NATO’nun jandarma karakolu işlevinden çok daha tehlikeli.
23 Mart 2025'te tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderilen ve İçişleri Bakanlığı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu bugün yargılandığı üç ayrı davada hakim karşısına çıkacak.
“TTB 78. Seçimli Büyük Kongresi’nin çok değerli delegeleri, sevgili meslektaşlarımız,
Nisan ayında tabip odası seçimleri ile başlayan TTB Büyük Kongresi süreci bugün mazbata alınmasıyla sonuçlandı.
Sizlerin de bildiği gibi dört listenin yarıştığı seçimde ortalama oy oranları yaklaşık Etkin Demokratik TTB (ED-TTB) 171, Tabip Odaları İnisiyatifi (İnisiyatif) 162, Türk Hekimleri Birliği (THB) 87, Çağdaş Hekimlik Grubu (ÇHG) 42 olup Etkin Demokratik Türk Tabipleri Birliği (ED-TTB) listesi sizlerin oylarıyla seçimi kazandı.
Seçime aday olarak, gelip oy kullanarak katılan ve ayrıca kazanan bütün meslektaşlarımızı, ED-TTB Grubunu kutluyor, iki yıl boyunca iyi çalışmalar diliyoruz.
Seçim sonuçları -iki grup arasında çok belirgin bir fark içermese de- delegelerin önümüzdeki iki yıl boyunca ED-TTB heyetinin TTB’yi yönetmesini istediğini anlıyoruz. Bu tercihe saygı duyarak ve ED-TTB grubunu vaat ettikleri gibi yönetebilmeleri için aldıkları oyla yönetime girmeye hak kazanan üç arkadaşımızın bu haklarından feragat ettiklerini, böylece cinsiyet kotasının da sağlanmasına katkı verdiğimizi bilginize sunuyoruz.
Tabip Odaları İnisiyatifi”
***
TTB seçimi 28 Haziran Pazar günü yapıldı, yarış ED-TTB Grubu ile İnisiyatif arasında geçti. Seçim sonuçları da çok ilginç oldu. Öyle ki, TTB Merkez Konseyi’nin son üç asil üyesi birbirine eşit, 166’şar oy alarak seçildi. Sonra gelen ilk iki yedek 165’er, onlardan sonra gelen iki yedek de 164’er oy aldılar.
Seçim süreci üzerine birçok şey konuşulabilir, yazılabilir ama ben tek bir konuya değinmek istiyorum. İnisiyatif ilk kez katıldığı TTB seçimlerinde bölgesel temsiliyet esaslı bir yöntem önermişti ve hiçbir grupla ittifak pazarlığı yapmayacağını baştan açıklamıştı. Görüşmelerde ED-TTB Grubu kendince gerekçelerle öneriyi kabul etmedi. ÇHG ise sözcülerinin Kongre konuşmasında açık olarak belirttiği gibi İnisiyatif’le pazarlık yapmaya çalıştı.
Aslında İnisiyatif kabul etse TTB Merkez Konseyi’nde sekiz üyelik kazanabilirdi ama dürüst ve ilkeli davranarak reddetti. Her iki grupla görüşmeleri açık ve şeffaf olarak yürütmesine rağmen İnisiyatif’in ÇHG ile gizli kapılar arkasında pazarlık yaptığı, el altından anahtar liste hazırladığı yalanını son ana kadar yayan bağzı ED-TTB’liler için bu da burada dursun. İnisiyatif’in “faşistler”le müzakere yaptığını yayan şuursuzların ise tedavisi yok.
Neticede on bir Merkez Konseyi üyeliğinin sekizini Etkin Demokratik TTB Grubu, üçünü İnisiyatif kazandı. İnisiyatif listesinden seçilen üç kişi Dr. Alpay Azap, Dr. Güray Kılıç ve ben olduk ve girişteki açıklamada da yer aldığı gibi istifa ettik.
İstifalarımız sonrasında gerek hekim gerekse sol kamuoyundan bir hayli soru geldi. Merak edenler için dilekçemi paylaşıyorum.
***
“Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’ne,
Türk Tabipleri Birliği (TTB) 78. Büyük Kongresinin 28 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilen seçiminde Tabip Odaları İnisiyatifi listesinden aday olarak Merkez Konseyi asil üyeliğine seçilmiş bulunmaktayım.
Öncelikle TTB Merkez Konseyi, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeliklerine seçilen bütün meslektaşlarımı kutluyorum.
Bilindiği gibi seçime dört liste girmiş olup TTB Merkez Konseyi asil üyeliklerine Etkin Demokratik TTB Grubu’ndan sekiz, Tabip Odaları İnisiyatifi’nden üç üye seçilmiş bulunmaktadır.
1- Mevcut siyasi iktidarın gerek baskıcı, otoriter yönetim tarzıyla ülkemize, gerekse uygulayageldiği piyasacı “Sağlık Reformu” ile sağlık ve hekimlik ortamımıza verdiği zarar açıktır. Bu nedenle Demokratik Kitle Meslek Örgütümüz TTB’ye bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.
2- Etkin Demokratik TTB Grubu ile Tabip Odaları İnisiyatifi arasında hem Türkiye sağlık ve hekimlik ortamına, meslek örgütümüz TTB’ye ve hekim mücadelesine bakışındaki programatik öncelikler, hem de Aydınlanmayı, laikliği, Neo-Osmanlıcılığa karşı Cumhuriyet’in değerlerini savunma konularında derin farklılıklar olduğu hekim kamuoyunun bilgisi dahilindedir.
3- Keza ED-TTB Grubu’nun gerek 2020-2024 yönetim döneminde meslek örgütümüze verdiği zarar, gerekse Tabip Odaları İnisiyatifi ile birlikte yönetimde olduğu 2024-2026 dönemindeki birlikte çalışma hukukuna asgari hürmetin gereği olan çoğulculuk yerine sayısal çoğunlukla karar alma pratikleri de bilinmektedir.
4- Daha önce 2010-2012 ve 2012-2014 yılları arasında iki dönem TTB Merkez Konseyi üyeliği yapmış olup verimli bir çalışma için uyum, güven ve samimiyetin ne kadar elzem olduğu tecrübesine sahibim.
Yukarıda saydığım nedenlerle TTB Merkez Konseyi çalışmalarına gerekli katkıda bulunabileceğimi düşünmüyorum. Aynı zamanda TTB Merkez Konseyi’ne ED-TTB Grubu’ndan seçilen üyelerin verimli ve uyumlu çalışabilmesine de fırsat sunmak istiyorum.
Bu gerekçelerle 28 Haziran 2026 tarihinde seçildiğim TTB Merkez Konseyi asil üyeliğinden feragatle istifa ediyorum.
Türk Tabipleri Birliği’ne ilk adımımı attığım günden bu yana yaptığım gibi ‘İyi Hekimlik/Halkın Sağlık Hakkı/Güçlü Meslek Örgütü’ için mücadele etmeye bundan sonra da devam edeceğim.”
***
Son olarak vakti zamanında TTB İkinci Başkanlığı görevinden kişisel kariyeri için istifa edip otuz yıldır Tanrılar katında yaşayan, seçim dönemi gelince de sözde fikir serdeden elit cerrah için, fazlası lüzumsuz, birkaç cümle yazayım.
Birincisi, ne hekimlerin ne de TTB’nin birincil meselesi Kürt sorunu değildir, senden öğrenecek de değiliz.
İkincisi, hayatında tek bir gün cezaevine girip açlık grevi, ölüm orucu izledin mi; Mutki’de, Nevala Kasaba’da, Goderne Vadisi’nde faili meçhul toplu mezar araştırdın mı; Roboski’de cenazeleri toprağa verirken, bombaların düştüğü ölüm çukuruna tırmanırken neredeydin ki bana, bize ders vermeye kalkıyorsun?
Üçüncüsü, ED-TTB’de kalemşör mü kalmadı da gazetepenceresinden atış vazifesi sana düştü?
Birlikte yargılandığımız eski günlerin hatırına uzatmıyorum, bundan gayrı benden de cemi cümlemizden de uzak dur.