Eski polis memuru Cemil Koç tarafından öldürülüp cansız bedeni bir bavul içinde yol kenarına bırakılan 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz davasının üçüncü duruşması görüldü. Küçükçekmece 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 11 sanıklı davada mütalaasını açıklayan savcı; cinayeti işleyen iki sanık için ağırlaştırılmış müebbet isterken, cesedin taşınmasına yardım edenler ve faile bilgi sızdıran polisler için “yatarı olmayan” cezalar talep etti. Mütalaa ve duruşma salonunda yaşanan skandallar, adliye önünde eylem yapan kadın örgütlerinin ve Ayşe Tokyaz’ın ailesinin sert tepkisini çekti.
KATİLE MÜEBBET, SUÇ ORTAKLARINA “DELİL KARARTMA” KILIFI
Duruşmada esas hakkındaki mütalaasını sunan savcı; eski polis Cemil Koç ile Oğuz Kal hakkında “tasarlayarak, canavarca hisle nitelikli kasten öldürme”, “şantaj” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi. Sanık Cemal Arslan için “cinayete yardım etmekten” ceza talep edilirken; Ayşe Tokyaz’ın bedeninin olduğu bavulu taşıyan ve gömmek için para karşılığı harekete geçen Necmettin Eser, Erhan Girgin, Barış Can Aydın ve Yusuf Ziya Sancak hakkında ise yalnızca “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan ceza istendi.
Katil zanlısı Koç’a içeriden bilgi sızdırdığı belirtilen polis memurları Necdet Çetinkaya ve Zülfü Bektaş ile çevirmeye takılmasın diye katilin yanına giden polis İlker Umut Uğurlu için ise “görevi kötüye kullanma” ile “kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme, yayma veya ele geçirme” suçlarından ceza talep edildi. Savcı ayrıca Cemil Koç, Cemal Arslan, Oğuzhan Kal, İlker Umut Uğurlu, Necmettin Eser, Barışcan Aydın, Erhan Girgin, Yusuf Ziya Sancak ve Necdet Çetinkaya’nın tutukluluk hallerinin devamına, sanık Zülfü Bektaş hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin de devamına karar verilmesini istedi.
DURUŞMA 9 EYLÜL’E ERTELENDİ
Savunmaların ardından ara kararını açıklayan Küçükçekmece 2. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar vererek duruşmayı 9 Eylül’e erteledi.
DURUŞMA SALONUNDA AİLEYE HAKARET
Yargılama sırasında sanık kürsüsündeki pişkinlik salonda tansiyonu yükseltti. Ayşe Tokyaz’ın ikizi Esra Tokyaz, sanıklardan Oğuz Kal’ın kendisine yönelik “çirkefçe konuşuyor” sözlerine tepki gösterince salondan çıkarıldı. Sanık avukatlarından birinin, Esra Tokyaz’ı hedef alarak “Oğuz Kal, Cemil’in yanında birkaç dakika kaldı diye öldürmekten yargılanıyorsa, Esra Tokyaz da Cemil’in yanında bulunmuş o zaman onun da aynı şekilde yargılanması lazım” demesi salonda infial yarattı. Esra Tokyaz’ın “Sen ne diyorsun, ben mi öldürdüm?” tepkisine karşı sanık avukatı “Bir sus be” diyerek el kol hareketleriyle hakaret etti. İzleyicilerin de tepki göstermesi üzerine sanık Oğuz Kal da izleyicilere dönerek tartışmaya girdi. Gerginliğin tırmanması üzerine mahkeme başkanı, sanıklar ile izleyiciler arasına polisleri dizerek etten duvar ördürdü.
AVUKATA, AVUKATTAN TEPKİ
Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği adına duruşmayı izleyen avukat Begüm Osma Yılmaz, meslektaşının Esra Tokyaz’a yönelik sözlerine çok sert tepki göstererek şunları kaydetti:
“Duruşma salonunda, bir sanık müdafiinin müvekkilimiz Esra’ya yönelik sinkaflı söylemlerde bulunması ve el kol hareketleri eşliğinde ‘git be şuradan’ şeklindeki çirkin yaklaşımı tüm detaylarıyla duruşma tutanakları ile kayıt altına alınmıştır. Buradan açıkça beyan etmek isteriz ki; savunmanın da bir sınırı vardır. Avukatların, dosyanın tarafıymışçasına fütursuzca hareket etmelerinin ve meslek onuruna yakışmayan tavırlarda bulunmalarının hukuken kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur. Acılı bir aileye duruşma salonunda sergilenen bu etik dışı ve hadsiz saldırıya karşı ayrıca yasal yollara başvurma haklarımız saklıdır.”
“BAHSEDİLEN SUÇ DELİLİ AYŞE’NİN BİR BAVULA SIĞDIRILMIŞ BEDENİ!”
Duruşmanın ardından adliye önünde geniş kapsamlı bir açıklama yapan Kadın Cinayetlerine Karşı Feministler, mütalaadaki ceza taleplerine şu sözlerle isyan etti:
“Bu dosyada yazılan iddianamenin çok önemli bir tarafı vardı: Dosyada bu suça karışan, Esra’yı oyalayan ve yanlış yönlendirenlerin, Ayşe’yi bavula koyanların, günlerce oradan oraya götürenlerin, failler çevirmeye takılmasın diye yanında giden polislerin, bavulu gömmeye çalışanların, kısaca tüm erkeklerin ‘kadına karşı tasarlayarak ve canavarca hisle kasten öldürme suçundan’ yargılanıyor olmasıydı. Yani bir suç ağı, ‘ben görmedim, bilmiyordum’ cümleleri altında gizlenemiyor, tam da bu kişilerin suçu örtbas etme organizasyonunun Cemil Koç’un işlediği cinayeti mümkün kılan şey olduğu söyleniyordu.
Bugün içeride verilen mütalaa, Cemil Koç’un onca manipülasyonuna ve yalanına rağmen kadına karşı canavarca hisle kasten öldürme suçundan ceza almasını talep ediyor, Oğuz Kal’ın ve Cemal Arslan’ın da bu suçu onunla beraber işlediğini söylüyor; bu önemlidir. Ama öte yandan aynı mütalaada, Ayşe’nin içinde olduğu bavulu oradan oraya taşıyan, gömmek için para karşılığı harekete geçen erkeklerin ve polislerin ise sadece ‘suç delillerini ortadan kaldırma’ suçundan ceza almaları istendi. Bahsi geçen ‘suç delili’ Ayşe’nin bir bavula sığdırılmış bedeni! Bir cinayeti mümkün kılmamışlar da, herhangi bir suçun herhangi bir delili ortadan kaldırılmış gibi 6 aydan 5 yıla kadar cezası olan, yatarı neredeyse olmayacak olan bu suçtan ceza istenmesi bu kişiler için ceza değil ödüldür, yeni suçlara teşviktir.
Tam da bu erkek dayanışmasıyla Ejegül Ovezova’yı öldürüp üstünü örtmeyi başardığını gördüğümüz, pişkinliğine bir salon dolusu kadın olarak tanık olduğumuz Cemil Koç; bir telefonuyla gelecek bir Cemal, hemen yardıma koşacak bir polis İlker, Esra’yı karakolda oyalayacak başka polisler, Necmettin tarafından yapılacak bir ortadan kaldırma operasyonu olduğunu adı gibi biliyordu. Esra, onun, ‘ifadende bak şunları şunları söylemişsin, benim başıma bir şey gelmez’ diye içeriden bilgiyle tehdit ettiği ilk kadın değildi.”
“MAHKEME HUZURUNDA BİLE RAHATÇA ‘ERKEK GİBİ VURMADIM’ DİYEBİLDİ”
Açıklamada, eski polis memuru Cemil Koç’un mahkemedeki rahat tavırlarına ve kadını itibarsızlaştırma çabalarına şu sözlerle dikkat çekildi:
“Cemil Koç’a göre Ejegül Ovezova 8. kattan düştü, Ayşe Tokyaz da uyuşturucuya bağlı denge kaybıyla merdivenden düştü. Cemil Koç’a göre kadınlar hep düşüyor ve o bir şekilde bu işten sıyrılıyor. Bu iki günde, Cemil Koç mahkeme heyetinin karşısında bile rahatça ‘yüzüne bir tane yapıştırdım’, ‘birkaç tane çaktım’, ‘vurdum ama erkek gibi vurmadım’ diyebildi. Mahkeme huzurunda böyle konuşan, kapalı kapılar ardında alıkoyduğu bir kadına ne yapmaz? Bu tavrıyla bütün bir mahkeme salonu, Ayşe’nin ailesi, izlemeye gelen kadınlar, hepimiz bir katilin şiddetine maruz kaldık. Karena her ağzını yaya yaya ‘yüzüne yapıştırdım’ dediğinde salondaki tüm kadınlar bunu hissetsin istedi. Önce uyuşturucu etkileri ve kanda çıkma sebeblerine dair, sonra belli ki Adli Tıp Kurumu’ndan daha iyi bildiği ekimoz renklerine, kafa kemiği kırıklarına, yok nazal kemiklere dair savunma adı altındaki derslerini saatlerce dinledik.
Bizimle, mahkemeyle, hayatını kaybeden Ayşe’yle, ailesiyle dalga geçti aslında. Bu şahsın bir zamanlar polis olması, bugün katil olması kadar ürkütücüdür. Biz kadınlar bizi şiddetten koruma yükümlülüğü olan bu devlete, emniyete, yargıya soruyoruz: Bir kadını öldürüp bavula koyabilmiş eski polis memuru bir erkeğin mahkemede bunca pişkin olmasını sağlayan nedir? Cemil Koç mahkemeyi yönetircesine bir edayla, ‘şimdi buyrun soru sorun, şimdi savunma yapmıyorum, yarın yine savunma yapmıyorum, 20 sayfa okudum ama o savunma değildi, olay anını değil sonrasını anlatacağım, sabahtan beri yemek yemedim önce bir yemek yiyeyim sonra savunmama devam ederim’ ve dahasını deme cüretini nereden buldu? SEGBİS’ten alaycı bir tonla, nasıl kadın dövdüğünü nasıl rahatlıkla anlatabildi? Ölümden çok Ayşe’nin hayatını, arkadaşlarıyla mesajlarını konuşma hakkını kendinde nasıl buldu? Uyuşturucudan ihraç edilmiş bu eski polis memurunun, öldürdüğü kadını itibarsızlaştırarak cinayetten yırtabileceğini düşünmesi nedendir? Faillerden örneğin Oğuz Kal’ın avukatının tahrik edercesine ‘Binaya üç dakika girmek suç ispatıysa maktulün kardeşi Esra da üç dakika girmiş’ diyebilmesi nedendir? Kadın cinayetleri tüm bu soruları cevaplamadan engellenmez! Biz kadın cinayetlerinin önlenmesi için de, Ayşe’nin ve Ejegül’ün katili Cemil Koç ve suç şebekesinin ceza alması için de mücadeleye devam edeceğiz.”
ESRA TOKYAZ: “AYŞE’NİN ADALETİNİ SAĞLAMAYA ÇALIŞIYORUM”
Duruşmada hedef alınan Ayşe Tokyaz’ın ikizi Esra Tokyaz, duruşma çıkışında yaşadığı adaletsizliği şu sözlerle haykırdı:
“İçeride sanıklar, avukatları beni tehdit ediyorlar, küfür ediyorlar. Neden Cemil Koç’un evine o gün gittiğim sorgulanıyor. Neden 3 dakika sonra ayakkabılarıyla çıktığım sorgulanıyor. Kendinize gelin artık. Ben Ayşe’nin adaletini sağlamaya çalışıyorum. Ben diğer kadınların adaleti sağlamaya çalışıyorum. Eğer bir ses duyuruyorsam herkesin sesini duyurmaya çalışıyorum. Suçlu ben mi oluyorum? Ben anlamıyorum artık. Hiçbir şey anlamıyorum. Gerçekten çıldırmak üzereyim. Sorgulanan ben oluyorum, suçlanan ben oluyorum. Cemil Koç gevşek gevşek ‘yemek yemek istiyorum’, ‘su içmek istiyorum’, ‘ara verilsin’ istiyor. Bildiğiniz oyun oynuyorlar bizimle.”
“KAMU GÖREVLİLERİNİN SUÇA ORTAK OLDUĞUNA ŞAHİT OLUYORUZ”
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına konuşan Şirin Yalıncakoğlu ise cinayetin arkasındaki kurumsal çürümeye ve cezasızlık zırhına dikkat çekti:
“Cemil Koç ihraç edilmiş bir polis olabilir. Ama polislik mesleğini yapmış ve nasıl suçtan korunacağını öğrenmiş bir kişilik. Halen ilişkide olduğu kamu görevlilerinin desteğini almayı, organize etmeyi, suçu, işlediği cinayeti gizlemeyi ve Ayşe’nin cansız bedenini bir bavulun içine koyup ortadan yok etmeyi tasarlamış ve kendisine yandaş, halen görevli olan memurlar bulmuştur. Bizim burada aklımıza gelen şu: Kadınlar her türlü şiddete maruz kaldığında adliyeye gittiğinde veya karakola gittiğinde çok basit olan 6284 sayılı kanunun koruma maddesini şablon halinde eline verebileceklerken bunu yapmayıp vazgeçirdiklerini de gördük.
Mayıs ayında 33 kadın şüpheli bir biçimde yaşamını yitirdi. Bu şu anlama gelir; demek ki bu kadınların öldürüldüğü yerde etkili bir soruşturma yapılmamış, etkili bir kovuşturma yapılmamış, olay yeri inceleme yapılmamış ki bu kadınların ölümünün cinayet olma olasılığı çok yüksekken şüpheli bırakılmıştır. Biz kamuoyuna açıkça şunu söylüyoruz; bize ulaşan kadınlardan, basına düşen haberlerden, takip ettiğiniz davalardan, daha önceki yıllarda hiç rastlamadığımız biçimde kamu görevlilerinin de suça ortak olmaya başladığını görüyoruz. Kamu görevlilerinin asli varoluş nedenleri suçu önlemek olması gerekirken suçun üstünün örtüldüğüne şahit oluyoruz. Bu, toplumun kamu görevlerine güvenini sarsıyor, adalete olan güveni sarsıyor.”
Kaynak: BirGün

