Ankara 7-8 Temmuz’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İktidarda büyük bir heyecan var. Küresel efendilere ‘steril’, ‘sessiz’ bir vitrin sunmak için yine bildik yöntemler devrede. Kent genelinde 13 günlük etkinlik yasağı ilan edildi. Etimesgut Havalimanı Trump’ın uçağı için genişletildi, havalimanı yolları yenilendi, Macron’un sabah koşusu yapacağı rotalar belirlendi. Kısacası, NATO toplantısı için koskoca memleketin huzuru peşinen kaçırıldı. Küresel savaş örgütüne güvenli liman olunacak diye, yurttaşa yaşadığı şehir zindan edildi.
***
Vitrini boyamak yeterli gelmemiş olacak ki, bir operasyonla şafak vakti kapılar kırıldı, yüzlerce insan gözaltına alındı. Aralarında, yaşları 60 ile 80 arasında değişen, emekli bürokrat ve mühendislerden oluşan TEMA Vakfı gönüllüleri de vardı. Gazeteci Barış Terkoğlu’nun yazısından öğreniyoruz ki, bu insanlar TEMA’nın düzenlediği bir turla Nallıhan Kuş Cenneti’ne kuş gözlemine gidiyor. Dönüş yolundaki mola yerinde, o sırada hakları için direnen Doruk Maden işçileriyle karşılaşıyorlar.
Bağımsız Maden-İş örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’nun aktardığına göre, hepsi otobüsten iniyor ama polis aracı bağlayacağını söyleyince alandan ayrılıyorlar. Yol boyu üç kez GBT yapılıyor, birkaç gün sonra da evleri basılıyor. Emniyette kendilerine sorulan sorular ise öyle akıl dışı ki! “TKP/ML ile bağlantınız nedir?”, “Örgüt size silahlı eğitim verdi mi?” Şimdi milyonlarca insan tek akıl olmuş şunu düşünüyor? Marksist, Leninist, komünist hareket Ankara’dan dünyaya yayılacaktı da önü mü kesildi?
***
Bu absürtlüğün arkasında, iktidarın huzurunu kaçıran net bir gerçek var, o da emek mücadelesi ile demokrasi ve doğa savunuculuğunun bir arada ilerlemesi. Olur da memleketin toprağını, ağacını düşünen biri hakkını arayan maden işçisiyle göz göze gelirse; olur da çevre ve sınıf bilinciyle demokrasi mücadelesi yan yana gelip sömürü düzenini şöyle bir sarsıverirse, mazallah sonu ya memleket için iyi bitiverirse?!
***
Ancak, TEMA Vakfı’nın kurumsal olarak yayınladığı o ürkek, çekimser açıklama konuyu anlamadıklarını değil, iktidarın çizdiği o “makbul” sınırların dışına taşmama telaşını gösteriyor. Gönüllüleri “eylem ihtimaline binaen” jet hızıyla tutuklanırken, vakıf yönetimi adeta iktidardan af diler gibi bir dil kullandı: “Vakfımızla hiçbir ilgisi bulunmayan bir eylem… İki kişi dışında gönüllülerimiz otobüsten inmeden mola yerinden ayrılmıştır…”
Gazeteci Ali Topuz’un tespitiyle, ölü taklidi yapmayı bırakıp gerçekten ölü olduğunu göstermeye çalışan bir sivil toplum refleksi bu. Tutuklananlara yapılan haksızlıktan bahsedemeyen, “adalet” diyemeyen bir acziyet. Oysa görüldüğü üzere “Arabadan bile inmedik” tarzı bir savunma tutuklamaları engellemediği gibi, iktidarın çizdiği o “güvenli” sınıra çekilip emek mücadelesinden kaçtıkça, hukuksuzluk da güçlenerek yayılıyor.
***
Aralarında Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’in, akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş’in ve gazeteci Yıldız Tar’ın da bulunduğu 120’den fazla insan tutuklandı. Sırf sosyal medyadaki paylaşımları gerekçe gösterilerek ve “NATO karşıtı eylem düzenleme ihtimali var” denilerek hapse gönderildiler. NATO karşıtı olmak peşinen suç, haksızlığa ses çıkarmak potansiyel terör faaliyeti sayıldı.
***
Tutuklamaların keyfiliğinin tartışılacak bir yanı kalmadı. Artık hepimiz gelecekteki bir “ihtimale” dayanarak ve hiçbir geçerli sebebe ihtiyaç duyulmadan tutuklanabiliriz. Sessizlik, yarın herkesi, icat edilen ihtimallerle baş başa bırakır. O otobüsten inildiyse inildi, o madenciyle selamlaşıldıysa selamlaşıldı. Doğru laf gevelenmez. Omuz omuza dayanışmadan başka bir çıkış yolu yok.
Kaynak: BirGün



