ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’ye F-35 savaş uçakları ve KAAN için jet motoru tedarikine yönelik olumlu mesajları, Yunanistan’da endişeye yol açtı. Yunan basını, bu adımların gerçekleşmesi halinde Ege’deki askeri güç dengesinin Türkiye lehine değişeceğini öne sürdü. Atina’da ayrıca, Türkiye’nin savunma projelerini engellemeye yönelik bugüne kadarki politikanın başarısı sorgulanırken, To Vima gazetesi Türkiye ile normalleşmeyi esas alan yeni bir strateji çağrısı yaptı.
Kaza, saat 02.00 sıralarından Torba Mahallesi Rıza Anter Caddesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, M.C. idaresindeki 48 T 6534 plakalı taksi, tali yoldan çıkan Murat Yüp'ün kullandığı 48 AVF 466 motosiklet ile çarpıştı. Çarpışmanın şiddetiyle motosiklet sürücüsü Yüp ile arkasında yolcu konumunda bulunan Gülistan V., yaklaşık 100 metre sürüklenerek yola savruldu. Taksi ise yol kenarındaki aydınlatma direğine çarparak yan yattı. İhbar üzerine kaza yerine çok sayıda sağlık ve polis ekibi sevk edildi. Yaralılar, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulansla çevre hastanelere kaldırıldı. Murat Yüp, doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı. Gülistan V.‘nin durumunun ise ağır olduğu öğrenildi. Yüp’ün cenazesi, otopsi için Muğla Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. Kazada yara almayan taksi şoförü M.C. ise polis ekiplerince gözaltına alındı. Kazayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor.
Silivri'de yolcu minibüsü devrildi! 2 kişi öldü, 10 kişi yaralandıGülistan Doku soruşturmasında kritik gelişme! Umut Altaş: Cansız bedeninin yerini göstereceğim
Gelir Vergisi Kanunu’nun 20/D maddesi ile 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratlar yirmi yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulmuştur.
Türkiye’ye yerleşerek bu istisnadan yararlanacak olanlara ayrı bir teşvik de Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 16. maddesine yapılan ilave ile getirilmiş; söz konusu istisna için öngörülen süre dahilinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikalinde vergi oranının %1 olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Yüzde 1, veraset yoluyla intikallerde uygulanan en düşük vergi oranıdır. Vatandaşlarımız için artan oranlı vergi uygulanırken Türkiye’ye yerleşmiş sayılanlar için söz konusu tek oran belirlenmiştir.
Ülkemiz vergi siteminde, Türkiye’de yerleşen ve “Tam Mükellef” olarak tanımlanan kişiler Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilirken; Türkiye’de yerleşmiş olmayan ve “Dar Mükellef” olarak tanımlanan kişiler sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilmektedirler.
Yapılan düzenleme ile Türkiye’ye yerleşecek kişilerin “Tam Mükellef” olarak Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergi alınması yerine, yirmi yıl süreyle “Dar Mükellef” gibi değerlendirilerek sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilmesi kararlaştırılmıştır.
II- HEDEF KİTLE KİMDİR?
Yapılan düzenlemenin hedef kitlesi, ciddi tutarda kazanç elde edip yerleşik olduğu ülkedeki vergi oranlarının yüksekliği nedeniyle “Tam Mükellef” olarak toplam gelirini beyan etmek istemeyen varlıklı kişilerdir.
2025 yılında, dünyanın en zengin %10’luk kesimi küresel gelirin %53’ünü alırken, en yoksul %50’lik kesiminin ise sadece %8’ini elde ettiğini göz önünde bulundurursak, hedef kitlenin ilk yüzde onluk süper varlıklılar olduğunu söyleyebiliriz.
III- DİĞER ÜLKELERDE BENZER DÜZENLEMELER VAR MI?
Evet, var! Varlıklı kişileri ülkelerine çekmek için özel vergi teşvikleri uygulayan ülkelerin başında İtalya, Yunanistan, Malta, Portekiz, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsviçre gelmektedir.
Bu ülkelerdeki uygulamada genellikle sabit bir vergi ödenmekte; yurt dışında elde edilen gelirler için ilave bir vergi alınmamakta; teşvikler 10-15 yıl gibi sürelerle getirilmekte; genellikle son 8-10 yıl gibi sürelerde ilgili ülkede vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartı aranmaktadır.
Varlıklı kişilerin ülkemize gelmesini teşvik eden yasal düzenlemede diğer ülke uygulamalarından yararlanıldığı açıktır. Getirilen koşullar dikkate alındığında şu anda kâğıt üzerindeki en avantajlı düzenlemenin Türkiye’de olduğunu söyleyebiliriz. Yabancılar için yatırım koşulu yoktur; diğer uygulamalardaki gibi 8-10 yıllık sürelerde değil, yerleşik olmadan önce son üç takvim yılında vergi mükellefiyetinin bulunmaması yeterlidir; standart da olsa hiçbir şekilde bir vergi ödenmesi zorunluluğu yoktur; veraset yoluyla intikallerde %1 gibi son derece düşük standart bir oran vardır. Dünya uygulamasındaki tüm kriterler için en uygunu benimsenerek düzenleme yapılmıştır.
IV- UYGULAMANIN GETİRDİĞİ SORUNLAR
1) Varlıklı kişiler için getirilen olağanüstü vergi teşvikleri, Anayasa’ya ve vergilendirme ilkelerine aykırıdır.
Anayasa’nın 10. maddesine göre herkes kanun önünde eşittir ve hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Türkiye’ye yerleşecek olanlara tanınan ve karşılıklığı olmayan ayrıcalıklar Anayasa’nın eşitlik ilkesine ters düşmektedir.
Vergilendirme ilkeleri, devlet ile vatandaş arasındaki mali ilişkileri düzenleyerek toplumsal düzeni, ekonomik istikrarı ve hukuki güvenliği sağlar. Vergi sisteminin kurgulanmasında bu ilkelere uyulmaya özen gösterilmesi hukuk ve demokrasi açısından da büyük önem taşır. Başlıca vergilendirme ilkelerinden olan adalet ve eşitlik ilkesi, mali güce göre vergilendirme ilkesi, genellik ilkesi ve belirlilik ilkesi bu uygulamada hiçbir şekilde dikkate alınmadan açıkça çiğnenmiştir.
2) Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları, Türkiye’ye yerleşecek olanlara getirilen vergi teşviklerinin uygulanmasını engelleyebilir. Teşvikten yararlanmak için Türkiye’ye yerleşen kişiler yılın 183 gününü, yani yarısından fazlasını Türkiye’de geçirmezse, vergi mükellefiyeti açısından birden fazla ülkede yerleşmiş olduğu kabul edilebilecektir. Böyle bir durumda sorunun çözümü yine Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarında belirlenen doğrultuda gerçekleştirilecektir. Bu durumda da Türkiye’ye yerleşen varlıklı kişilerin yapılan düzenleme ile elde ettiği tüm avantajları kaybetme ihtimali vardır.
V- YURT DIŞINDAKİ VARLIKLI KİŞİLER TÜRKİYE’YE GELİR Mİ?
Yurt dışında yerleşik kişilerin Türkiye’ye yerleşme kararı alırken göz önünde bulundurdukları tek etken tabii ki vergi teşvikleri değildir. Başka bir ülkeye yerleşme gibi yaşamsal bir karar alınırken vergiden daha önemli olan hususlar şunlardır:
1) Mülkiyet haklarının güvencesi: Hukukun üstünlüğü ve mülkiyet haklarının uluslararası standartlarda korunması dikkate alınabilecek en önemli unsurdur.
2) Siyasi ve ekonomik istikrar: Ani rejim değişiklikleri, kamulaştırma riskleri, yüksek enflasyon veya yerel para biriminin aşırı kırılganlığı varlıkları tehdit ettiği için tercih nedeni değildir.
3) Sermaye kontrolleri ve çıkış kısıtlamaları: Kazanılan paranın veya ana sermayenin ülkeden dışarıya serbestçe, bürokratik engellere takılmadan transfer edilebilmesi büyük önem taşır.
4) Gri liste ve saygınlık: Kişiler, yerleşmek istedikleri ülkenin FATF (Mali Eylem Görev Gücü) gri/kara listesinde veya AB’nin vergi cennetleri listesinde olmamasına dikkat ederler; aksi takdirde küresel bankacılık işlemlerinde büyük engellerle karşılaşırlar.
5)Kişisel güvenlik: Suç oranlarının düşüklüğü, fiziksel güvenlik ve aile bireylerinin huzur içinde yaşayabilmesi en büyük önceliklerdendir.
6) Sağlık, eğitim, ulaşım standartları: Uluslararası akreditasyona sahip tam teşekküllü hastanelerin ve çocuklar için dünyada geçerli diploma veren prestijli uluslararası okulların varlığı şarttır. Yurt içi ve yurt dışına güvenli seyahat imkânı ayrıca önem taşımaktadır.
Varlıklı kişiler bu hususlarda hiçbir şekilde tereddüt etmezlerse, tabii ki Türkiye’ye gelip yerleşebilirler. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, belirtilen bu hususlarda ciddi sorunlar varsa, amaçlananın tam aksine yurt içindeki varlıklı kişilerin kitle halinde yurt dışına yerleşme riskidir. Dünyadaki cazibe merkezlerinin koşulları tüm ülkelerdeki varlıklı insanların kararlarını etkilemektedir. Sadece “süper” vergi teşvikleriyle “yerleşme” gibi hayati bir konuda kolayca ikna olmak mümkün değildir.
Ankara 7-8 Temmuz’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İktidarda büyük bir heyecan var. Küresel efendilere ‘steril’, ‘sessiz’ bir vitrin sunmak için yine bildik yöntemler devrede. Kent genelinde 13 günlük etkinlik yasağı ilan edildi. Etimesgut Havalimanı Trump’ın uçağı için genişletildi, havalimanı yolları yenilendi, Macron’un sabah koşusu yapacağı rotalar belirlendi. Kısacası, NATO toplantısı için koskoca memleketin huzuru peşinen kaçırıldı. Küresel savaş örgütüne güvenli liman olunacak diye, yurttaşa yaşadığı şehir zindan edildi.
***
Vitrini boyamak yeterli gelmemiş olacak ki, bir operasyonla şafak vakti kapılar kırıldı, yüzlerce insan gözaltına alındı. Aralarında, yaşları 60 ile 80 arasında değişen, emekli bürokrat ve mühendislerden oluşan TEMA Vakfı gönüllüleri de vardı. Gazeteci Barış Terkoğlu’nun yazısından öğreniyoruz ki, bu insanlar TEMA’nın düzenlediği bir turla Nallıhan Kuş Cenneti’ne kuş gözlemine gidiyor. Dönüş yolundaki mola yerinde, o sırada hakları için direnen Doruk Maden işçileriyle karşılaşıyorlar.
Bağımsız Maden-İş örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’nun aktardığına göre, hepsi otobüsten iniyor ama polis aracı bağlayacağını söyleyince alandan ayrılıyorlar. Yol boyu üç kez GBT yapılıyor, birkaç gün sonra da evleri basılıyor. Emniyette kendilerine sorulan sorular ise öyle akıl dışı ki! “TKP/ML ile bağlantınız nedir?”, “Örgüt size silahlı eğitim verdi mi?” Şimdi milyonlarca insan tek akıl olmuş şunu düşünüyor? Marksist, Leninist, komünist hareket Ankara’dan dünyaya yayılacaktı da önü mü kesildi?
***
Bu absürtlüğün arkasında, iktidarın huzurunu kaçıran net bir gerçek var, o da emek mücadelesi ile demokrasi ve doğa savunuculuğunun bir arada ilerlemesi. Olur da memleketin toprağını, ağacını düşünen biri hakkını arayan maden işçisiyle göz göze gelirse; olur da çevre ve sınıf bilinciyle demokrasi mücadelesi yan yana gelip sömürü düzenini şöyle bir sarsıverirse, mazallah sonu ya memleket için iyi bitiverirse?!
***
Ancak, TEMA Vakfı’nın kurumsal olarak yayınladığı o ürkek, çekimser açıklama konuyu anlamadıklarını değil, iktidarın çizdiği o “makbul” sınırların dışına taşmama telaşını gösteriyor. Gönüllüleri “eylem ihtimaline binaen” jet hızıyla tutuklanırken, vakıf yönetimi adeta iktidardan af diler gibi bir dil kullandı: “Vakfımızla hiçbir ilgisi bulunmayan bir eylem... İki kişi dışında gönüllülerimiz otobüsten inmeden mola yerinden ayrılmıştır…”
Gazeteci Ali Topuz’un tespitiyle, ölü taklidi yapmayı bırakıp gerçekten ölü olduğunu göstermeye çalışan bir sivil toplum refleksi bu. Tutuklananlara yapılan haksızlıktan bahsedemeyen, “adalet” diyemeyen bir acziyet. Oysa görüldüğü üzere “Arabadan bile inmedik” tarzı bir savunma tutuklamaları engellemediği gibi, iktidarın çizdiği o “güvenli” sınıra çekilip emek mücadelesinden kaçtıkça, hukuksuzluk da güçlenerek yayılıyor.
***
Aralarında Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’in, akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş’in ve gazeteci Yıldız Tar’ın da bulunduğu 120’den fazla insan tutuklandı. Sırf sosyal medyadaki paylaşımları gerekçe gösterilerek ve “NATO karşıtı eylem düzenleme ihtimali var” denilerek hapse gönderildiler. NATO karşıtı olmak peşinen suç, haksızlığa ses çıkarmak potansiyel terör faaliyeti sayıldı.
***
Tutuklamaların keyfiliğinin tartışılacak bir yanı kalmadı. Artık hepimiz gelecekteki bir “ihtimale” dayanarak ve hiçbir geçerli sebebe ihtiyaç duyulmadan tutuklanabiliriz. Sessizlik, yarın herkesi, icat edilen ihtimallerle baş başa bırakır. O otobüsten inildiyse inildi, o madenciyle selamlaşıldıysa selamlaşıldı. Doğru laf gevelenmez. Omuz omuza dayanışmadan başka bir çıkış yolu yok.
Son dakika haberi... İran devlet televizyonu, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Keşm Adası'na saldırı düzenlendiğini duyurdu. Açıklamanın ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM, Hürmüz Boğazı'nda İran'ın “ticari taşımacılığa yönelik saldırılarını” gerekçe göstererek, ülkedeki bazı hedeflere saldırılar düzenlediğini bildirdi.
Kaza, saat 02.00 sıralarından Torba Mahallesi Rıza Anter Caddesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, M.C. idaresindeki 48 T 6534 plakalı taksi, tali yoldan çıkan Murat Yüp'ün kullandığı 48 AVF 466 motosiklet ile çarpıştı. Çarpışmanın şiddetiyle motosiklet sürücüsü Yüp ile arkasında yolcu konumunda bulunan Gülistan V., yaklaşık 100 metre sürüklenerek yola savruldu. Taksi ise yol kenarındaki aydınlatma direğine çarparak yan yattı. İhbar üzerine kaza yerine çok sayıda sağlık ve polis ekibi sevk edildi. Yaralılar, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulansla çevre hastanelere kaldırıldı. Murat Yüp, doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı. Gülistan V.‘nin durumunun ise ağır olduğu öğrenildi. Yüp’ün cenazesi, otopsi için Muğla Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. Kazada yara almayan taksi şoförü M.C. ise polis ekiplerince gözaltına alındı. Kazayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor.
Silivri'de yolcu minibüsü devrildi! 2 kişi öldü, 10 kişi yaralandıGülistan Doku soruşturmasında kritik gelişme! Umut Altaş: Cansız bedeninin yerini göstereceğim
Gelir Vergisi Kanunu’nun 20/D maddesi ile 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratlar yirmi yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulmuştur.
Türkiye’ye yerleşerek bu istisnadan yararlanacak olanlara ayrı bir teşvik de Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 16. maddesine yapılan ilave ile getirilmiş; söz konusu istisna için öngörülen süre dahilinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikalinde vergi oranının %1 olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Yüzde 1, veraset yoluyla intikallerde uygulanan en düşük vergi oranıdır. Vatandaşlarımız için artan oranlı vergi uygulanırken Türkiye’ye yerleşmiş sayılanlar için söz konusu tek oran belirlenmiştir.
Ülkemiz vergi siteminde, Türkiye’de yerleşen ve “Tam Mükellef” olarak tanımlanan kişiler Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirilirken; Türkiye’de yerleşmiş olmayan ve “Dar Mükellef” olarak tanımlanan kişiler sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilmektedirler.
Yapılan düzenleme ile Türkiye’ye yerleşecek kişilerin “Tam Mükellef” olarak Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergi alınması yerine, yirmi yıl süreyle “Dar Mükellef” gibi değerlendirilerek sadece Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilmesi kararlaştırılmıştır.
II- HEDEF KİTLE KİMDİR?
Yapılan düzenlemenin hedef kitlesi, ciddi tutarda kazanç elde edip yerleşik olduğu ülkedeki vergi oranlarının yüksekliği nedeniyle “Tam Mükellef” olarak toplam gelirini beyan etmek istemeyen varlıklı kişilerdir.
2025 yılında, dünyanın en zengin %10’luk kesimi küresel gelirin %53’ünü alırken, en yoksul %50’lik kesiminin ise sadece %8’ini elde ettiğini göz önünde bulundurursak, hedef kitlenin ilk yüzde onluk süper varlıklılar olduğunu söyleyebiliriz.
III- DİĞER ÜLKELERDE BENZER DÜZENLEMELER VAR MI?
Evet, var! Varlıklı kişileri ülkelerine çekmek için özel vergi teşvikleri uygulayan ülkelerin başında İtalya, Yunanistan, Malta, Portekiz, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsviçre gelmektedir.
Bu ülkelerdeki uygulamada genellikle sabit bir vergi ödenmekte; yurt dışında elde edilen gelirler için ilave bir vergi alınmamakta; teşvikler 10-15 yıl gibi sürelerle getirilmekte; genellikle son 8-10 yıl gibi sürelerde ilgili ülkede vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartı aranmaktadır.
Varlıklı kişilerin ülkemize gelmesini teşvik eden yasal düzenlemede diğer ülke uygulamalarından yararlanıldığı açıktır. Getirilen koşullar dikkate alındığında şu anda kâğıt üzerindeki en avantajlı düzenlemenin Türkiye’de olduğunu söyleyebiliriz. Yabancılar için yatırım koşulu yoktur; diğer uygulamalardaki gibi 8-10 yıllık sürelerde değil, yerleşik olmadan önce son üç takvim yılında vergi mükellefiyetinin bulunmaması yeterlidir; standart da olsa hiçbir şekilde bir vergi ödenmesi zorunluluğu yoktur; veraset yoluyla intikallerde %1 gibi son derece düşük standart bir oran vardır. Dünya uygulamasındaki tüm kriterler için en uygunu benimsenerek düzenleme yapılmıştır.
IV- UYGULAMANIN GETİRDİĞİ SORUNLAR
1) Varlıklı kişiler için getirilen olağanüstü vergi teşvikleri, Anayasa’ya ve vergilendirme ilkelerine aykırıdır.
Anayasa’nın 10. maddesine göre herkes kanun önünde eşittir ve hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Türkiye’ye yerleşecek olanlara tanınan ve karşılıklığı olmayan ayrıcalıklar Anayasa’nın eşitlik ilkesine ters düşmektedir.
Vergilendirme ilkeleri, devlet ile vatandaş arasındaki mali ilişkileri düzenleyerek toplumsal düzeni, ekonomik istikrarı ve hukuki güvenliği sağlar. Vergi sisteminin kurgulanmasında bu ilkelere uyulmaya özen gösterilmesi hukuk ve demokrasi açısından da büyük önem taşır. Başlıca vergilendirme ilkelerinden olan adalet ve eşitlik ilkesi, mali güce göre vergilendirme ilkesi, genellik ilkesi ve belirlilik ilkesi bu uygulamada hiçbir şekilde dikkate alınmadan açıkça çiğnenmiştir.
2) Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları, Türkiye’ye yerleşecek olanlara getirilen vergi teşviklerinin uygulanmasını engelleyebilir. Teşvikten yararlanmak için Türkiye’ye yerleşen kişiler yılın 183 gününü, yani yarısından fazlasını Türkiye’de geçirmezse, vergi mükellefiyeti açısından birden fazla ülkede yerleşmiş olduğu kabul edilebilecektir. Böyle bir durumda sorunun çözümü yine Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarında belirlenen doğrultuda gerçekleştirilecektir. Bu durumda da Türkiye’ye yerleşen varlıklı kişilerin yapılan düzenleme ile elde ettiği tüm avantajları kaybetme ihtimali vardır.
V- YURT DIŞINDAKİ VARLIKLI KİŞİLER TÜRKİYE’YE GELİR Mİ?
Yurt dışında yerleşik kişilerin Türkiye’ye yerleşme kararı alırken göz önünde bulundurdukları tek etken tabii ki vergi teşvikleri değildir. Başka bir ülkeye yerleşme gibi yaşamsal bir karar alınırken vergiden daha önemli olan hususlar şunlardır:
1) Mülkiyet haklarının güvencesi: Hukukun üstünlüğü ve mülkiyet haklarının uluslararası standartlarda korunması dikkate alınabilecek en önemli unsurdur.
2) Siyasi ve ekonomik istikrar: Ani rejim değişiklikleri, kamulaştırma riskleri, yüksek enflasyon veya yerel para biriminin aşırı kırılganlığı varlıkları tehdit ettiği için tercih nedeni değildir.
3) Sermaye kontrolleri ve çıkış kısıtlamaları: Kazanılan paranın veya ana sermayenin ülkeden dışarıya serbestçe, bürokratik engellere takılmadan transfer edilebilmesi büyük önem taşır.
4) Gri liste ve saygınlık: Kişiler, yerleşmek istedikleri ülkenin FATF (Mali Eylem Görev Gücü) gri/kara listesinde veya AB’nin vergi cennetleri listesinde olmamasına dikkat ederler; aksi takdirde küresel bankacılık işlemlerinde büyük engellerle karşılaşırlar.
5)Kişisel güvenlik: Suç oranlarının düşüklüğü, fiziksel güvenlik ve aile bireylerinin huzur içinde yaşayabilmesi en büyük önceliklerdendir.
6) Sağlık, eğitim, ulaşım standartları: Uluslararası akreditasyona sahip tam teşekküllü hastanelerin ve çocuklar için dünyada geçerli diploma veren prestijli uluslararası okulların varlığı şarttır. Yurt içi ve yurt dışına güvenli seyahat imkânı ayrıca önem taşımaktadır.
Varlıklı kişiler bu hususlarda hiçbir şekilde tereddüt etmezlerse, tabii ki Türkiye’ye gelip yerleşebilirler. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, belirtilen bu hususlarda ciddi sorunlar varsa, amaçlananın tam aksine yurt içindeki varlıklı kişilerin kitle halinde yurt dışına yerleşme riskidir. Dünyadaki cazibe merkezlerinin koşulları tüm ülkelerdeki varlıklı insanların kararlarını etkilemektedir. Sadece “süper” vergi teşvikleriyle “yerleşme” gibi hayati bir konuda kolayca ikna olmak mümkün değildir.
Ankara 7-8 Temmuz’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İktidarda büyük bir heyecan var. Küresel efendilere ‘steril’, ‘sessiz’ bir vitrin sunmak için yine bildik yöntemler devrede. Kent genelinde 13 günlük etkinlik yasağı ilan edildi. Etimesgut Havalimanı Trump’ın uçağı için genişletildi, havalimanı yolları yenilendi, Macron’un sabah koşusu yapacağı rotalar belirlendi. Kısacası, NATO toplantısı için koskoca memleketin huzuru peşinen kaçırıldı. Küresel savaş örgütüne güvenli liman olunacak diye, yurttaşa yaşadığı şehir zindan edildi.
***
Vitrini boyamak yeterli gelmemiş olacak ki, bir operasyonla şafak vakti kapılar kırıldı, yüzlerce insan gözaltına alındı. Aralarında, yaşları 60 ile 80 arasında değişen, emekli bürokrat ve mühendislerden oluşan TEMA Vakfı gönüllüleri de vardı. Gazeteci Barış Terkoğlu’nun yazısından öğreniyoruz ki, bu insanlar TEMA’nın düzenlediği bir turla Nallıhan Kuş Cenneti’ne kuş gözlemine gidiyor. Dönüş yolundaki mola yerinde, o sırada hakları için direnen Doruk Maden işçileriyle karşılaşıyorlar.
Bağımsız Maden-İş örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’nun aktardığına göre, hepsi otobüsten iniyor ama polis aracı bağlayacağını söyleyince alandan ayrılıyorlar. Yol boyu üç kez GBT yapılıyor, birkaç gün sonra da evleri basılıyor. Emniyette kendilerine sorulan sorular ise öyle akıl dışı ki! “TKP/ML ile bağlantınız nedir?”, “Örgüt size silahlı eğitim verdi mi?” Şimdi milyonlarca insan tek akıl olmuş şunu düşünüyor? Marksist, Leninist, komünist hareket Ankara’dan dünyaya yayılacaktı da önü mü kesildi?
***
Bu absürtlüğün arkasında, iktidarın huzurunu kaçıran net bir gerçek var, o da emek mücadelesi ile demokrasi ve doğa savunuculuğunun bir arada ilerlemesi. Olur da memleketin toprağını, ağacını düşünen biri hakkını arayan maden işçisiyle göz göze gelirse; olur da çevre ve sınıf bilinciyle demokrasi mücadelesi yan yana gelip sömürü düzenini şöyle bir sarsıverirse, mazallah sonu ya memleket için iyi bitiverirse?!
***
Ancak, TEMA Vakfı’nın kurumsal olarak yayınladığı o ürkek, çekimser açıklama konuyu anlamadıklarını değil, iktidarın çizdiği o “makbul” sınırların dışına taşmama telaşını gösteriyor. Gönüllüleri “eylem ihtimaline binaen” jet hızıyla tutuklanırken, vakıf yönetimi adeta iktidardan af diler gibi bir dil kullandı: “Vakfımızla hiçbir ilgisi bulunmayan bir eylem... İki kişi dışında gönüllülerimiz otobüsten inmeden mola yerinden ayrılmıştır…”
Gazeteci Ali Topuz’un tespitiyle, ölü taklidi yapmayı bırakıp gerçekten ölü olduğunu göstermeye çalışan bir sivil toplum refleksi bu. Tutuklananlara yapılan haksızlıktan bahsedemeyen, “adalet” diyemeyen bir acziyet. Oysa görüldüğü üzere “Arabadan bile inmedik” tarzı bir savunma tutuklamaları engellemediği gibi, iktidarın çizdiği o “güvenli” sınıra çekilip emek mücadelesinden kaçtıkça, hukuksuzluk da güçlenerek yayılıyor.
***
Aralarında Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’in, akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş’in ve gazeteci Yıldız Tar’ın da bulunduğu 120’den fazla insan tutuklandı. Sırf sosyal medyadaki paylaşımları gerekçe gösterilerek ve “NATO karşıtı eylem düzenleme ihtimali var” denilerek hapse gönderildiler. NATO karşıtı olmak peşinen suç, haksızlığa ses çıkarmak potansiyel terör faaliyeti sayıldı.
***
Tutuklamaların keyfiliğinin tartışılacak bir yanı kalmadı. Artık hepimiz gelecekteki bir “ihtimale” dayanarak ve hiçbir geçerli sebebe ihtiyaç duyulmadan tutuklanabiliriz. Sessizlik, yarın herkesi, icat edilen ihtimallerle baş başa bırakır. O otobüsten inildiyse inildi, o madenciyle selamlaşıldıysa selamlaşıldı. Doğru laf gevelenmez. Omuz omuza dayanışmadan başka bir çıkış yolu yok.