Türkiye bu büyük skandalı, Timur Soykan’ın titiz gazeteciliği sayesinde öğrenmişti. Haberde, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G’nin, 6 yaşından itibaren bir cemaat mensubu ve aynı zamanda komşuları olan Kadir İstekli tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığı; 14 yaşında bu kişiyle evlendirildiği; 17 yaşında anne olduğu; 18 yaşında ise resmi nikahının kıyıldığı anlatılıyordu. Mahkeme, 23 Ekim 2023’te açıkladığı kararında tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e ise aynı suçtan 20 yıl hapis cezası vermişti.
Ancak yerel mahkemenin kararının ardından devam eden hukuki süreç, vicdanları bir kez daha yaralayan bir noktaya evrildi. 6 yaşındaki kız çocuğunu evlendirerek yıllarca süren bir istismara zemin hazırlayan tarikat şeyhi Yusuf Ziya Gümüşel, önceki gün “sağlık sorunları” öne sürülerek ev hapsi ve yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliye edildi. Kararın hemen ardından “Cübbeli Ahmet” olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün bunu “büyük bir sevinçle” karşılaması ve tahliyede payı olanlara, özellikle de Yeni Şafak’a teşekkür etmesi adaletin hangi kulislerde şekillendiğinin açık bir itirafı gibiydi.
***
Devletin bu “sağlık” hassasiyeti biliyoruz ki herkese eşit işlemiyor. Örneğin, bugün ileri derece MS (Multipl Skleroz) hastası olan ve cezaevi koşullarında tedavisi her geçen gün zorlaşan Tayfun Kahraman yıllardır parmaklıklar ardında tutuluyor. Kanser geçmişi olan, cezaevi sürecinde ağır kilo kayıpları yaşayan ve son olarak boynundaki kitle nedeniyle ameliyat edilen Murat Çalık’ın tahliye talepleri de ısrarla reddedildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre cezaevlerinde yüzlercesi ağır olmak üzere binin üzerinde hasta tutsak bulunuyor. Ağır hasta mahpusların önemli bir kısmı tek başına yaşamını idame ettiremeyecek durumda olmasına rağmen infazları ertelenmiyor. Diğer yandan, somut delillere ve ağır cezalara rağmen bir tarikat liderine gösterilen bu jet konfor, iktidarın kimin “sağlığı ve özgürlüğü” için endişelendiğini açıkça gösteriyor.
İstismarcının sağlık sorunları titizlikle gözetilirken, sivil toplumun ve hak savunucularının nefes alabileceği alanlar da hızla daraltılmaya devam ediliyor. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) talebiyle, X Platformu’nda aralarında Kaos GL, SPoD, Mor Çatı, İnsan Hakları Derneği ve Kadının İnsan Hakları Derneği gibi onlarca LGBTİ+ ve kadın hakları örgütünün hesaplarına Türkiye’den erişim engeli getirildi.
Dayanak ise yine tanıdık: 5651 Sayılı Kanun’un kamu düzenini ve milli güvenliği korumayı amaçlayan 8/A maddesi. Anlaşılan o ki, toplumun ahlakını ve güvenliğini tehdit eden şey; 6 yaşındaki çocukların istismar edilmesi ya da faillerin serbestçe evlerine dönmesi değil, sivil toplum örgütlerinin hak ihlallerine karşı ses çıkarması, Onur Haftası etkinlikleri düzenlemesi veya meclisteki ayrımcı yasa paketlerini eleştirmesidir.
***
Bir yanda haklarında ses kayıtları ve fotoğraflar dahil tonlarca delil bulunan çocuk istismarcılarına gösterilen hukuki esneklik ve siyasi şefkat; diğer yanda ise insanların özgürce yaşama, örgütlenme ve ifade hakkını gasp eden sistematik bir baskı mekanizması… Karşımızda duran bu iki güncel gelişme, iktidarın inşa ettiği yeni Türkiye’nin ideolojik haritasını oluşturuyor. İktidar, hak savunucularını “sakıncalı” ilan edip sustururken; ağır hasta olan Tayfun Kahraman ve Murat Çalık gibi isimler hücrelerde yaşam mücadelesine terk ediliyor. Ancak iş, 6 yaşındaki bir çocuğun istismar edilmesine göz yuman tarikat şeyhine gelince, devletin şefkatli eli uzanıveriyor hemen. İşte hükümetin ülkeye reva gördüğü ahlak, güvenlik ve adalet terazisi tam olarak bu.
Kaynak: BirGün

